Kanser hücrelerini hedefleyen yeni bir yaklaşım, çevre mühendisliği ile tıp arasında beklenmedik bir bağlantı kurdu.
İlgili araştırmacılar, endüstriyel atık sulardaki kirleticileri parçalamaya yardımcı olan demir temelli kimyadan hareketle, doğrudan tümörün içine uygulanan bir enjeksiyon geliştirdi.
O ARITMA TESİSLERİNDEKİ KİMYA TÜMÖRLERE UYARLANDI
Yaklaşımın temelinde, demirin hidrojen peroksitle tepkimeye girerek oldukça reaktif hidroksil radikalleri oluşturması bulunuyor. Fenton tepkimesi olarak bilinen bu süreç, organik kirleticilerin parçalanmasında kullanılabiliyor. Araştırmacıların kanser tedavisine taşıdığı unsur da bu kimyasal mekanizma.
CNSI-Fe adı verilen deneysel formül, karbon nanoparçacıkları ile demiri bir araya getiriyor. Amaç, tümör içinde demire bağlı hücre zarı hasarını artırarak “ferroptoz” olarak adlandırılan hücre ölümünü tetiklemek. Uygulama doğrudan tümör içine enjeksiyonla yapılıyor.
ALINAN YÜZDE 84,2 ORANI NE ANLAMA GELİYOR?
Bu kapsamda Signal Transduction and Targeted Therapy dergisinde yayımlanan Faz 1 araştırmasına, önceki tedavilere rağmen hastalığı ilerleyen 19 kişi katıldı. Enjeksiyon yapılan tümörlerin değerlendirilmesinde iki hastada kısmi cevap, 14 hastada ise stabil hastalık bildirildi. Böylece hastalık kontrol oranı yüzde 84,2, objektif cevap oranı yüzde 10,5 olarak hesaplandı.
Bilim insanlarına göre bu oran, hastaların yüzde 84’ünün kanserden kurtulduğu anlamına gelmiyor. Hastalık kontrolü, tümörün küçüldüğü vakalarla değerlendirme döneminde ilerleme göstermediği vakaları birlikte kapsıyor. Ayrıca enjeksiyon yapılan tümörlerdeki sonuçlar, vücuttaki diğer lezyonları da içeren değerlendirmeden daha olumluydu.
TEDAVİNİN YAN ETKİLER DE KAYDEDİLDİ
Çalışmada en sık görülen istenmeyen olay, katılımcıların yüzde 89,5’inde bildirilen enjeksiyon bölgesi ağrısıydı. Yüksek tansiyon yüzde 52,6 oranında görülürken kansızlık ve kandaki demir düzeyinin yükselmesi de kaydedildi. Bir hastada dozu sınırlayıcı toksisite ortaya çıktı.
DAHA FAZLA KANIT GEREKİYOR
Aynı ıraştırma küçük bir hasta grubuyla yürütüldü ve karşılaştırma grubu bulunmuyordu. Bu yapı, yöntemin mevcut tedavilere üstünlüğünü veya hayat süresini uzatıp uzatmadığını ortaya koymak için yeterli değil.
Bu kapsamda Faz 1 çalışmalarının öncelikli amacı güvenliği, yan etkileri ve uygun dozu değerlendirmek. Daha sonraki aşamalarda tedavinin etkinliği araştırılıyor, karşılaştırmalı çalışmalar ise mevcut seçeneklere göre sağladığı yararı ölçüyor.
Dolayısıyla erken sonuçlar, yöntemin standart kanser tedavisi olarak kullanılabileceğini henüz göstermiyor.