İkisi de kamera gülümsüyor: Bir kadın ve bir erkek deniz kenarında, başında güneş gözlüğü olan sarışın kadın, siyah yelek ve kova şapka giyen bir adama sarılmış. Ya da bir adam ölmüş köpeğinin başında ona son görevini yerine getirmeye çalışıyor.
“Acımı TikTok'ta paylaşmak hayatıma anlam katıyor”.

YAŞAMIMIZDAKİ KAYIPLAR
Gazetemiz yazarlarından Sosyolog Ali Ulurasba, insanların sosyal medyada çevrim içi olarak yas paylaşma görüntülerindi değerlendirdi.
“Ben de kendi sosyal medyamda arkadaşlarımın yas paylaşımı yaptığını görüyorum” diyen Ali Ulurasba bu tür paylaşımların dijital dünyamızda yeni ama köklü bir geleneğin başlangıcı olabileceğini ifade ediyor.
Ali Ulurasba, çevrimiçi ortamda acısını paylaşmaya -ben buna dijital yas ya da çevrim içi yas olarak ifade ediyorum- başladığında insanlar bu içerikleri aslında kendisi için oluşturduğunu belirtiyor. Eşini, çocuğunu, kedisini, köpeğini veya çok sevdiği bir şeyi kaybediyor insanlar. “Bu acılar kısa bir süre sonra sosyal medyada görünür oluyor.” diyor.
Tik Tok, İnstagram, Facebook ve diğer dijital mecralarda her şey paylaşıldığı gibi acının da paylaşıldığına işaret eden Ulurasba, özellikle genç insanların yaşadığı acının gerçekliğini TikTok ve Instagram'da ortaya koyduğunu belirtiyor.

HER YAS PAYLAŞIMI BİR HİKÂYE
Kalp kırıklığı, travma ve iyileşme süreci.
Günümüzde bu tür paylaşımları yapanlar artık birbirlerine yas sürecini atlatmada yardımcı olan, giderek büyüyen bir topluluk.
"Bu yas süreçleri aslında birer hikâye anlatısı" ifadelerini kullanan Ali Ulurasba, “Kalabalık içinde bir kadın ve bir adamın siyah beyaz fotoğrafı. Adam şapkanın güneşliğini boynuna çevirmiş ve gülümsüyor. Bu arada kolunu da gülümseyen sarışın bir kadının omzuna atmış. Neşeli ve içten bir gülüş. Paylaşımı yapan genç kadın fotoğrafı ‘gülüşü çok güzeldi’, diye paylaşıyor” ifadelerini kullanıyor Ali Ulurasba ve devam ediyor:
"Ben köpeği ölün insanların -ki bu insanlar besledikleri hayvanları çocukları olarak görüyorlar- mezarlığa götürüp, kendilerine has bir törenle defnettikleri gördüm. Bu insanlar mezar ziyaretleri yapıyorlar. Bu da değerli bir yas. Bu mezar başlarında insanlar birbirlerine yaslarını paylaşıyorlar. Bunları sosyal medyada görünür kılıyorlar. Yas paylaşımı insanların o anki yalnızlıklarını hafifletebiliyor. Bunu sosyal medyada görünür hale getirebiliyorlar. Bu artık doğal bir süreç. Artık sadece ‘bir gün önce evden çıktım, ona veda öpücüğü verdim ve sonra onu bir daha hiç görmedim" demiyor insanlar. Ya da bir yakınını kaybettiği, şurada cenazesinin kaldırılacağı şeklinde bir duyuru değil bu. İnsanlar kendilerini bir anda yalnız hissediyorlar. Yas dediğimiz şey derin bi boşluğu da ifade biçimi. Bu boşluğu adlandırmaya çabalama uğraşısı. Çevrenizde çok sayıda insan olabilir ama O’nın ölümü oldukça zorlayıcı olabilir; bir anda kendimizi dünyanın en ulaşılmaz yerinde yapayalnız hissedebilirsiniz. Bu süreçte acınızla bağ kurmakta gerçekten zorlanıyor olabilirsiniz Çünkü çoğumuz O'nun gerçekten gittiğine hiçbir zaman tam olarak inanmayı. Bu nasıl olabilir, ya da olabilir mi?"

BİR ANIYI YAŞATMAK MI BİR ACİL YARDIM ÇAĞRISI MI?
“Aslında ikisi de olabilir” diyen Ali Ulurasba “Anısını yaşatmak için yapılan özel şeylerin paylaşıldığı videolar sosyal medyada sadece bir yasın görünür kılınması değil. Bu insanlar ve belki de çoğumuz, derin bir acı yaşamış birine ne söyleyeceğiz. Ne söylenir? Nasıl söylenir. Sadece bir baş sağlığı dilemek yeterli mi. Cenazesine katılmak yeterli mi?” diyor.
Ali Ulurasba, sosyal medyanın yas tutan birine söylenmemesi gerekenler hakkında çok sayıda video içerdiğini, yas ve kayıp üzerine okunacak kitap önerileri olduğunu, bunların yüz binlerce kişi tarafından paylaşıldığını görebildiğimize işaret ediyor. “Bunları kimler yapıyor. Bunları O'nu kaybedenler, o yokluğu deneyimleyenler yapıyor elbette. Bu bir nevi son adım ama her son bir başlangıçtır. Kendimize dokunulmasını isteriz. Kırılgan birine güvenli bir dokunuş için dijital mecralar da son derece önemli gördüğümüz kadarıyla. Toplum izin acınızı anlıyor, yas sürecinde size ne yapabileceğine dair fikir yürütüyor. Yas tutan insana yönelik olumlu paylaşımlar, insanı gerçekten de kendi ve acısına yasına motive ediyor. Acı çeken insanlar, yas tutan insanlar aynı değil. Kimileri bu acı ve yas sürecinden çıkamıyor. Ancak bir başkası yaşadığı acı ve yas deneyimini sosyal medyada paylaştığı da 'insanlar 'Ben de bunu yapmak istiyorum. Ben de o noktaya gelmek istiyorum' diyebiliyorlar." ifadelerine yer veriyor.

YASI İÇSELLEŞTİRMEK ACIYLA BAŞEdiyor olmak KAYBEDİLENİN DAHA AZ SeVMEK ANLAMINA MI GELİR?
Ali Ulurasba “Taşınması kolay bir yas, her zaman bizi kaybettiklerimizle yaşadıklarımıza döndürme konusunda bir pratiği de bize bahşeder. Bu acıda ustalaşmak veya yas tutmada profesyonelleşmek ya da tam tersi kaybedilenin daha az sevildiği anlamı taşımaz. Her zaman ‘ileriye doğru adım atmak, birini daha az sevmek anlamına gelir’ düşüncesinin yasla ilgili en büyük yanılgı. Benim çevrimiçi yas veya dijital yas dediğim insanların yaşadığı süreci çevrimiçi olarak belgelemesinin, kaybetmeye karşı bir meydan okuma aracı. Yas sürecimizde internette olmayı veya yasımızla ilgili internette paylaşım yapmayı birini ne kadar sevdiğinizle eşdeğer olduğunu göstermesi açısından önemsiyorum. Bunlar ilk anda yadsınıyor gibi ama süreç içinde kabullenilebilecek şeyler. Yas bize bir amaç veriyor. Yas da onun sevgisinin bir devamı. Bu para da kazandıran sosyal medya fenomenliği gibi bir durum değim kanımca. Benim gördüğüm, bazı insanların, yas süreçlerinde sosyal medyada varoluşları, hatta belki daha çok paylaşım yapmaları, örtük biçimde, bir amaca bağlanma pratiğidir. Sosyal medyadaki insanların yas sürecinde paylaşım yapan insanlara mesaj atmaları, hikayelerini paylaşmaları ve bunun onları ne kadar etkilediğini anlatmaları dediğim gibi bir hikâye ve anlamlı bir hikâye. Bu acının atlatılması taşınabilir bir yasın üretiminde ana kaynaktır." ifadelerine yer kullanıyor.

SOSYAL MEDYANIN YASLA DİRSEK TEMASI
Sosyolog Ali Ulurasba'ya göre sosyal medyanın yasla dirsek teması var artık ve hatta bu ilişki dirsek temasından da öte. İfadeleri şöyle: “Yasın açıkça gündeme getirilmesi sosyal medya aracılığıyla daha kolaylaşabiliyor. Artık yas süreci geleneksel olandan sıyrılmış durumda. Yas süreci utanılacak, saklanılacak bir durum değil. Bana göre artık sosyal medya, geleneksel anlamda önceki nesillerin olabildiğince kapalı kapılar ardında sürdürdüğü konuşmaları gün ışığına çıkarıyor. Bu yas tutma biçimi daha sosyal ve daha kolay, içten. Artık bu yeni durum yas tutmayı normalleştirirken bir yandan da insanlara yas tutmanın tek bir 'doğru' yolu olmadığını hatırlatmaya yardımcı olabilmekte. Çünkü yas tutmak bireyin kendi kendine bir pratiği değil, sosyal bir pratik, toplumsal bir olgu, biz birlikte iyileşebiliriz, bu sadece yalnızlıktan kurtulma değil. dolayısıyla çevrimiçi ya da dijital yasımızı tutarken bunu destek ağınızın tamamı olarak değil, sadece bir parçası olarak görmek faydalı olur. Yani yas bize çevrimiçi bağlantıların yanı sıra gerçek insanlarla bağlantı kurma fırsatlarına da sahip olduğumuzu ve bunu değerlendirmemiz gerektiğini de işaret eder. Hayal edilemez bir kayıpla karşı karşıya olan ve bununla nasıl başa çıkacağından emin olmayan insanlara ulaşmak hangi zeminde olursa olsun bizim de buna ihtiyacımız olduğunun bir işaretidir. Gücümüz ve yeteneklerimizi sorgularken, çok dayanıklı olduğumuzu ve iyi işler çıkardığımızı, çıkaracağımızı da bu yas süreçleri bize hatırlatır.”