Artık gelecek geldi… Yazlığınızın verandasında oturup dinlendiğinizi ve birdenbire bulutların dağıldığını düşünün. Direkt yüzünüze gelen güneş sizi rahatsız edince siz de evinizin robotik mekanizmasını harekete geçirip çatı panellerinin size gölge etmesini sağlıyorsunuz… Senaryo kulağa pek inandırıcı gelmeyebilir ancak tasarımcı Michael Jantzen‘in şekil değiştirebilen ev tasarımı tam olarak bunu amaçlıyor.
Mekânda Hava şartlarına göre dönüşüm
Artık oynar ve oluklu panellerin bir araya gelmesiyle oluşan ev tasarımı, evde oturan kişi tarafından daha fazla güneş ışığı almak ya da yağmur suyu toplamak gibi amaçlarla değiştirilebiliyor. Evin tasarımcısı Jantzen kendisini mimariyi bir sanat formu olarak kullanan bir sanatçı ve mucit olarak nitelendiriyor.
Peki nereye gidiyoruz? “Tüm paneller kapatıldığında ya da düz bir pozisyona getirildiğinde ev basit bir dikdörtgen şeklini alıyor.” diyen Jantzen sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu pozisyondayken tentenin altı tamamen gölgede kalıyor ve rüzgarı olabildiğince engelliyor. Oynar paneller herhangi bir derecede açıldığında evin şekli tamamen tahmin edilemez bir forma bürünmeye başlıyor. Bu şekil dışarıdaki iklime uygun olarak ya da tamamen estetik kaygıyla değiştirilebiliyor.” Jantzen ayrıca evin tüm enerjisini güneş enerjisi panellerinden elde edeceğini de sözlerine ekliyor.
Michael Jantzen’in hava durumuna duyarlı yaşam ortamı, ‘akıllı ev’ olarak adlandırılan yapıların ilki değil. Fütüristik ev tasarımları şimdiden inşaat ve materyal bilimi alanlarında gelişmeleri tetiklemiş durumda.
İşte 3D yazıcıyla gelen değişim
Dolayısıyla 3D yazıcı bu alanda yeni öncü konumunda. Özel tasarımlar ve belirli özellikler konusunda ihtiyaç duyulan tüm kişiselleştirmeyi sağlayabilen teknoloji sayesinde geçmişte mümkün olmayan pek çok şey hayata geçirilebiliyor. Bazı 3D baskı ile inşaat teknikleri o kadar hızlı ki evin inşası bir gün içinde başlayıp bitebiliyor. Barınma sıkıntısı yaşayan şehirler, 3D yazıcıları kullanarak ürettikleri evlerle düşük gelirli ailelerin barınma ihtiyacını karşılayabiliyor.
Bu kapsamda bazıları ise çok daha büyük düşünüyor. Samsung’a bağlı SmartThings adlı şirket, gelecekte sensörler ve uyarıcılar sayesinde, duvarların ve zeminin rengini ve şeklini akıllı telefon uygulamasıyla değiştirebileceğiniz bir ev hayal ediyor. DARPA ise kendi kendine büyüyen ve bozulan yerlerini tamir edebilen bir ev üretmek için çalışma yürütüyor. Yüksek teknolojili hayat gelecekte tüm evlere girmeye hazırlanıyor.
İŞTE GELECEK
Görüleceği üzre küresel ısınma ve sıklaşan sıcak hava dalgaları yapılı çevreyi tehdit ederken, mimarlık dünyası doğanın kendi mekanizmalarından ilham alan tasarımlara yöneliyor. İtalyan mimar Gianluca Santosuosso, Melbourne’deki bir ofis kulesi için tasarladığı Algae Tower konseptiyle geleneksel bina cephesi anlayışını kökten değiştiriyor. Önerilen biyocephe sistemi, yazın kapanıp kışın güneş ışığını içeri alarak binanın iklimsel ihtiyaçlarına canlı bir organizma gibi yanıt veriyor.

Bu kapsamda işte bir başka örnek: Ağaçların bulundukları ekosistemle kurduğu ilişkiyi ve gölgelik davranışlarını inceleyen Santosuosso, mimaride pasif gölgeleme elemanları yerine "yapay yaprak örtüsü" olarak işleyen biyolojik bir cephe kurguladı.
Bu tasarım, şeffaf paneller içerisine yerleştirilen fotobiyoreaktör (mikroalg / su yosunu) teknolojisini kütlenin dış kabuğuna entegre ediyor.
Artık geliştirilen bu konsept, bina yüzeyine çarpan güneş radyasyonuna, açılara ve mevsimsel değişimlere göre form ve yoğunluk değiştiriyor:
- Yazın Kapanan Cephe: Yaz aylarında dik açıyla gelen yoğun güneş ışığı, paneller içindeki mikroalglerin hızla çoğalmasını sağlıyor. Alg yoğunluğu arttıkça koyulaşan ve yeşilin en yoğun tonuna bürünen sistem, doğal bir gölgelik işlevi görerek binayı soğutuyor ve klima ihtiyacını belirgin şekilde düşürüyor.
- Kışın Işığı Geçiren Şeffaflık: Soğuk mevsimlerde güneş ışığının azalmasıyla birlikte alg üretimi yavaşlıyor. Yoğunluğu azalan paneller daha şeffaf bir hale gelerek güneş ışığının cam yüzeyden içeri girmesine, iç mekanların doğal yollarla ısınmasına ve aydınlanmasına olanak tanıyor.
Dolayısıyla tasarımın teknik detaylarında mimari ile biyoteknoloji bir araya geliyor. Paneller içinde su, besin ve güneş ışığıyla buluşan mikroalgler, fotosentez süresince yüksek miktarda karbondioksit (CO2) tüketiyor. Yapının ürettiği CO2'nin reaktöre geri enjekte edildiği bu kapalı döngü sistemi, hem karbon emilimi sağlıyor hem de elde edilen biyokütle sayesinde bina için yenilenebilir biyoyakıt üretiyor.

Bu tasarım sürecindeki en kritik aşamanın fotobiyoreaktörlerin kütle mimarisiyle entegrasyonu olduğunu belirten Gianluca Santosuosso, kulenin farklı eğriliklerine göre panel elemanlarının boyut ve konumlandırmasını optimize etti.
Aynı tasarım sürecindeki en kritik aşamanın fotobiyoreaktörlerin kütle mimarisiyle entegrasyonu olduğunu belirten Gianluca Santosuosso, kulenin farklı eğriliklerine göre panel elemanlarının boyut ve konumlandırmasını optimize etti.
Güneş açısına göre dinamik şekilde ayarlanabilen cephe panelleri, hem gölgeleme verimliliğini hem de enerji üretimini maksimum seviyeye çıkarıyor.

Bu kapsamda Algae Tower konsepti, mimarinin yalnızca statik bir kabuktan ibaret olmadığını; çevresine tepki veren, kendi enerjisini üreten ve kent ekolojisine katkıda bulunan canlı bir yapı haline gelebileceğini gösteriyor.
YAĞMUR HASADI YAPAN EV

İşte bir başl-ka örnek: İranlı BMDesign Studio tarafından, kurak iklimlere özel olarak tasarlanan Concave Roof (Obruk Çatı) sistemi, birbiri üzerinde dengede duran iki kubbeden oluşuyor. Üstteki, ters duran kubbe, her türlü yağışın toplanması için bir kap görevi görüyor. Çok yüksek sıcaklıkları görebilen ülkeler, hızlı buharlaşma oranlarına da sahip. Bu sebeple yağışların hızlı bir şekilde toplanması önem arz ediyor.
En düşük miktardaki yağmur yağışı bile kabın içinde birikiyor ve merkezdeki delikten, yapının duvarlarının içindeki borulara aktarılıyor. Su burada evin soğutulması amacıyla kullanılıyor. Çift kubbeli çatı sistemi de eve fazladan gölge sağlayarak ve her türlü rüzgardan istifade edilmesine olanak vererek evi serinletiyor. Stüdyo, kendi kendini soğutabilen evlerin bir sonraki aşamada yarısı suyun altında olacak şekilde de inşa edilebileceğini düşünüyor.
Yeni tasarımlarla gelen konfor
Dünya genelinde yenilikçi tasarımcılar, zorlayıcı iklimlerde daha konforlu ve etkili bir yaşam sağlayacak çözümler arıyor. Yeni güneş panelleri artık temiz içme suyu sağlayabiliyor ya da Bangladeş’te ev yapımı klimalar evleri 5 dereceye kadar soğutabiliyor. Farklı materyallerin farklı iklimlerde rahat yaşam sağlamak üzere yaratıcı tasarımlarda kullanılmasıyla gelecek çok daha konforlu olacak. Belki bu teknolojiler, iklimi Dünya’dan çok farklı olan diğer gezegenlerde de hayatta kalabilmek için kilit rol oynayacak.