Üç Yıl Sonra: Enkaz Hâlâ Kalbimizde mi, Yoksa Unuttuk mu?
6 Şubat 2023… Saat 04:17’de yeri göğü sarsan o ilk depremden bu yana tam üç yıl geçti. Ardından gelen 7.6’lık ikinci darbe, 11 ili enkaza çevirdi. Resmi rakamlar 53.000’den fazla can kaybı diyor; gerçek sayı belki daha yüksek. Yaralı 107.000’den fazlaydı, evsiz kalan milyonlar… Ve biz, o sabahın karanlığında “Asrın felaketi” dedik, “bir daha asla” diye yemin ettik. Üç yıl geçti.
Bugün Kahramanmaraş’ta, Hatay’da, Adıyaman’da, Malatya’da okullar tatil. Anma törenleri, mezarlık ziyaretleri, trafik yoğunluğu uyarısı… Siyasetçiler bölgeye akın ediyor, herkes bir şeyler söyleyecek. Kimi diyecek “devlet millet ele ele destan yazdı” kimi diyecek “bir yıl içinde 650.000 konut teslim edeceğiz, denmişti. Üç yıl oldu daha yarısı teslim edilemedi!”
Elbette eksikler var. Yetişmeyen halen yapımı devam eden konutlar da var. Ama çok büyük bir yıkımdan bahsediyoruz. Belki ekranlarda görmek tablonun vahametini yeterince ortaya koymuyor. Ancak gidenler, görenler yıkımı anlatacak kelime bile bulamıyor.
Devletimiz özellikle de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bölgede büyük bir seferberlik başlattı. Evler, binalar ardı sıra yükselmeye başladı. Şehirler yeniden doğdu. Depremzede aileler yeni evlerine kavuştu. Protez bacakla hayata tutunan anneler için enkazdan günler sonra çıkan çocuklar için o evler umut ışığı oldu.
Diğer yandan hâlâ 270.000 civarında insan konteyner kentlerde yaşadığı söyleniyor. Evet konteyner kentlerde zorlu yaşamını sürdüren binlerce insan var. Bunların bir kısmı konteyner kentten ayrılmak istemiyor. Çünkü elektrik, su ve başka giderleri yok. Evlerini de kiraya verenler olduğunu duyuyoruz. Ama bir kısmının ya evi yok ya da gidecek bir yeri…
Bazı raporlar “konteyner kentler kalıcı hale geldi” dese de Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman başta olmak üzere bölgede tam bir destan yazılmış durumda. Kimse inkar edemez. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Hatırlayın o ilk gün karda kıyamette milletimiz nasıl da seferber olmuştu. Bir gecede varını yoğunu kaybeden o insanların hayatta kalma mücadelelerini nasıl unuturuz. Çok zor günlerdi çookk. Ama çok şükür bugün bambaşka bir şey konuşuyoruz. Şehirlerimizin yeniden ayağa kalkmasının sevincini yaşıyoruz.
Öte yandan unutmamamız ve mutlaka sorgulamamız gerekenler de var. Mesela deprem gerçeğiyle yeterince yüzleşebildik mi? Müteahhitler, imar affı, kaçak yapılar… Sorumlular yargılandı mı gerçekten? Yoksa “Kader” deyip geçiştirildi mi? Ve en acısı: Deprem bilinci…
Üç yıl geçti, ama hâlâ aynı riskler kapıda. Prof. Dr. Hasan Sözbilir gibi uzmanlar uyarıyor: Kırılmayan faylar hâlâ enerji biriktiriyor. Maraş fayı, Savrun fayı… Yeni depremler kapıda. İstanbul, İzmir, bütün Marmara bölgesi aynı tehditle yaşıyor. Biz ne yaptık? Binalarımızı güçlendirdik mi? Kentlerimizi depreme hazır hale getirdik mi? Yoksa yine “kader, olursa olur” mu diyoruz?
Unutmayalım: 6 Şubat sadece bir tarih değil, bir vicdan muhasebesi. O gün enkaz atında kalanlar, kurtulanlar, yardıma koşanlar… Hepsinin ortak paydası aynı: “Keşke daha hazırlıklı olsaydık”, “Keşke imar barışı diye rant kapısı açılmasaydı”… Ama hâlâ geç değil. Gerçek bir deprem seferberliği başlamalı: Tüm ülkede bina envanteri çıkarılsın, riskli yapılar yıkılsın- yenilensin, eğitim sistemi deprem bilincini aşlasın, hesap sorulsun.
Çünkü bir sonraki deprem “eğer” değil, “ne zaman” sorusu. Bugün, o 53.000 can için, hâlâ konteynerda kalan çocuklar için, protezle yürüyen anneler için… Sessiz kalmayalım. Unutmayalım. Ve en önemlisi: Ders çıkaralım. Çünkü deprem affetmez.