Ortalama Orta Olmak
* Ortalama bir insan olarak doğmadık, sonradan böyle olduk. İnsanların %98'inin dahi olarak doğar. Yaş aldıkça trajik olaylarla dâhilikten uzaklaşır, ortalama oluyoruz. 10 Yaşına gelince %30’a düşerken, 15 yaşına gelindiğinde ise %12 oluyor. Hayatın içinde dahi olarak kalanlar sadece 8 milyar insan içinde 160 milyon insan. Hızlı öğrenme, farklı düşünme, soru sormak, araştırmak, statükoyu sorgulamak, inatçılık, az konuşmak, ahlaklı olmak temel farklılıklardır. Bu özelliklerin tamamı ortalamadan farklı olmanın şartlarıdır. Eleştiri yapamıyorsanız, ticari olarak ahlaklı değilseniz her şey mubah diyorsanız ortalamasınız demektir.
* Toplum hayal gücünü ödüllendirmez, aksine cezalandırır. Walt Disney hayal gücünden yoksun olduğu gerekçesiyle işten kovuldu. Van Gogh hayatı boyunca sadece 1 tablo sattı. Einstein matematikte başarısız oldu ve yavaş zekâlı olarak kabul edildi. Hepsinin ortak noktası neydi. Çocukluklarının en değerli özelliğini korudular. Yanılmaktan korkmuyorlardı. İyi, kötü, saçma fikirler de dâhil olmak üzere sürekli yeni fikirler üretiyorlardı. Bu, bir probleme birden fazla çözüm üretebilme yeteneğidir. Çocuklar bu konuda çok başarılı. Yetişkinler ortalama olduğu için başarısızdır.
* Rutinler verimliliği artırır, ancak yaratıcılığı öldürür. Beyin durgunluktan nefret eder. Bilim, alışkanlıkları kırmanın, seyahat etmenin, yeni deneyimler yaşamanın, hatta farklı bir işe gidiş-dönüş yolunun beyni yeni sinir bağlantıları oluşturmaya zorladığını kanıtlıyor. İşte inovasyonun geliştiği yer burası. Sunumlarını hep son bir şey daha diyerek bitiren birinden önemli bir tavsiye olarak Steve Jobs, ileriye bakarak, yaşamınızın noktalarını birleştiremezsiniz. O noktaları ancak, geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Bu yüzden, noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine inanmanız şimdiden gerekir. Bir şeylere inanmak, güvenmek zorundasınız. Kadere, yaşama, karmaya, her neye olursa, bir şeye kesinlikle inanmalısınız. Bu yaklaşımım beni hiçbir zaman düş kırıklığına uğratmadı; yaşamımdaki tüm farklılıklar, bu inançlarım nedeniyle gerçekleşti demiştir.
* Eğitim sistemlerinin dahi veya üstün yetenekli bireyler yetiştirmekte zorlanmasının temel nedeni, modern okulların büyük ölçüde endüstriyel çağın ihtiyaçlarına göre tasarlanmış, standartlaştırma ve itaat üzerine kurulu yapısıdır. Dâhilik, merak, bağımsız düşünme ve risk alma gibi özellikleri gerektirirken, mevcut sistemler ezbercilik, test başarısı ve uyumluluğa bakıyor. Eğitim sistemi, her çocuğun aynı hızda ve aynı şekilde öğrendiği varsayımı üzerine çalışır. Tek tip yaklaşım, üstün yetenekli çocukların potansiyelini sınırlar ve yaratıcılıklarını öldürür. Okullar, öğrencilerin doğal merak duygusunu teşvik etmek yerine, not alma ve sınav geçme hedefine kilitlenmiştir. Bu durum, derinlemesine öğrenme tutkusunu yok eder. Modern eğitim sistemleri, hata yapmayı bir başarısızlık olarak cezalandırır. Oysa dâhilik, deneme yanılma ve risk almayı gerektirir. Hata yapmaktan korkan öğrenciler, yaratıcı fikirler üretmekten kaçınır. Okullar, öğrencileri otoriteye uyan, kuralları sorgulamayan bireyler olarak yetiştirme eğilimindedir. Bu, dâhilerin sahip olduğu sorgulama ve kural yıkma becerileriyle çelişir. Dâhiler genellikle farklı disiplinleri birleştirerek sanat ve mühendislik çığır açan işler yapar. Modern sistem ise keskin branşlaşma ile yaratıcı düşünmeyi kısıtlar. Müfredat genellikle ortalama öğrenciye göre ayarlanır. Bu durum, üstün yetenekli çocukların sıkılmasına, okuldan soğumasına ve potansiyellerini tam olarak kullanamamasına yol açar. Eğitim sistemleri iş gücü üretmek için tasarlanmıştır, ancak dâhiler bu sistemin dışında, kendi merakları ve tutkuları ile gelişme eğilimindedir.
*Sonuç olarak, eğitim gelecek için en önemli gelişmedir. Eğitim politikaları sürdürülebilir değil. Ulusal bir eğitim politikamız yok. Bakandan bakana, Yükseköğretim Kurumu başkanından YÖK başkanına değişen eğitim sistemi dikiş tutmuyor. Türkiye'nin acilen ulusal bir eğitim politikasına ihtiyacı var. Ülkeleri ayakta tutan ve ileriye taşıyan yegâne alan eğitim ve onu siyaset üstü bir yaklaşımla ele almamız gerekiyor. Eğitimde sil baştan mantığı bırakılmalı, yönetim değişikliğiyle birlikte değişmeyecek, uzun soluklu uygulamalar hayata geçirilmeli. Okullar sınavlara giriş bileti veren binalar oldu. Sınavlar eğitim sisteminin en büyük sorunu. Türkiye, 43 ülke arasında en iyi performans gösteren öğrencilerinin daha çok sosyal ekonomik olarak iyi ailelerin çocukları oldukları görülüyor. Türkiye'de en düşük ve en yüksek başarı ortalamalarına sahip bölgeler arasındaki başarı farkı, aynı sınıf seviyesindeki öğrenciler için neredeyse 3 yıllık öğrenme sürecine karşılık geliyor. 12 yıllık zorunlu eğitimi tamamlayan bir öğrenci ancak 9 yıl eğitim almış kadar öğrenme düzeyine sahip olabiliyor. İlkokul ve ortaokulda haftada 5 saat matematik dersi verilmesine rağmen yaklaşık 85.000 öğrenci 1 soruyu dahi doğru yanıtlayamıyor. Temel eğitimi bitirmesine rağmen okuduğunu anlamayan, dört işlem becerisi dahi kazanamamış öğrencilerin oranları azımsanmayacak düzeyde. Öyle ki, ilkokulu bitirmiş yaklaşık yedi çocuktan biri okuduğu basit bir metni anlayamıyor. Çocukların %37'si matematikte, %26'sı okumada, %25'i fende temel becerilere dahi sahip değil. 18-24 yaş aralığındaki gençlerin %62'si eğitimden ayrılıyor. Yükseköğretim mezunu her 4 gençten 1'i iş bulamıyor. Her 3 gençten 1'i ne eğitimde ne istihdamda. Öğrenci başına yapılan eğitim harcamaları OECD ortalamasının yarısından daha az. Hane halkının yüklendiği eğitim maliyeti OECD ortalamasından iki kat fazla.