AH UMUT BAĞIMLILIĞI AH!
Hakikatin tersi bir şey olsa o nasıl olurdu?
Ne olurdu mesela?
Kokusu, rengi, şekli, tadı neye benzerdi?
Cevabın tam içinde yaşıyoruz bence.
Dünya olurdu orası.
EVET.
“Hakikatin tersi bir şey olsa o ne olurdu?” sorusuna verilen bir cevap sanki “Dünya.”
Bir gurbet dönemi.
Sazlıktan koparılan “Ney”in acıklı inlemeleri insanoğlunun dünyasında çoğunlukla acı, tatlı, ekşi olarak deneyimleniyor.
Ve acıdan asla kaçılamıyor.
Kaçtıkça daha büyük bir iştahla kovalıyor insanı.
Tek çözüm onu tatlı tatlı ağırlamak gibi görünüyor.
Olmuşlar, olanlar, olacaklar kamera şakası gibi.
Gelmişler, gelenler, gelecekler değişik suretlerde aynı hikâyenin kahramanları.
Ölmüşler, ölenler, ölecekler çoktan yazılmış bir senaryonun kusursuz oyuncuları.
Tüm dini metinler ve öğretilerde asırlardır söylendiği üzere hep birlikte bir rüya görüyoruz.
Tatlı rüyalar lafta kalıyor çoğu kez.
Yanyana uzanmış iki bebek cesedininkâbusları eşliğinde başlayan günümüzühayata karışıp kaybolarak tamamlarken derinlerimizdeki sızı ve çaresizliği daha da derinlere gömüyoruz.
Ama o kadar güçlüyüz ki bir yandan da yaşıyoruz.
Bu kadar kuşatma altında olmasaydık bari.
Yığma bilgilerden bahsediyorum.
Nasıl besleneceğimizden uyku süremize, kimin hangi söylediğine inanacağımıza kadar kafamız çok karışık. Bile isteye karıştırılıyor. Her an nasıl hastalanıp öleceğimiz korkusu pompalanıyor mesela.
Hiçbir şeyden emin değiliz.
Bazen de çok eminiz.
Burada da kafamız karışık.
En kötüsü de hep kahrolası bir umutla uyuyup yine o kahrolası umutla uyanıyor olmak.
Nesi kötü umut etmenin diyebilirsin.
Kötü demiyorum zaten.
Ama işe yaramadığı kesin.
O da bir bağımlılık türü.
Kant demiş ya: “Umut denen buhran hiç bitmiyor.”
AH UMUT BAĞIMLILIĞI AH!
Umut etmek “Şimdi cehennemdesin ama tüm bunlar cennet için aslında.” fısıltısı gibi.
Oysa nefes aldığın “şimdiyi” cehennem olarak etiketlediğin sürece yangının bitmeyecek.
Çıkar yol var mı?
Her ne oluyorsa yaşamın mükemmel düzeninden oluyor, her şey ve herkes zaten mükemmel diyebilecek, bu hakikati idrak edebilecek bir kafaya gelmek, belki bir çıkar yol olabilir. Yaşamı, yaşananları olduğu gibi kabul edebilmek…
Kendini, bir şeyleri, birilerini, dünyayı düzeltme çabası ve bunu umut etmek ise buhranın kesin formülü. Yarın huzurlu olacağım, haftaya sağlıklıyım, yeni yılda her şey muhteşem olacak derken aslında biz umudumuzu umudun olmadığı bir düşünce biçimine hapsetmiş oluyoruz.
Tam şimdi, burada zaten iyiyim demek ve acilen şikâyet dilinden çıkmak cidden hayat kurtarıcı olabilir.
Her durumda, dudaktan kalbe inmiş bir şükranla nefes almakşüphesiz nasiplerin en güzelidir. Gerisi kendiliğinden gelecektir.
Sevgili Kant´a sesleniyorum: “Çok haklısın da nasıl yapalım biz bunu?”
Unuturuz ki...
İnsanız ve dünya rüyasına tek bir dalış aklımızı başımızdan alıyor. Ama gün içinde bir an durupalacağımız birkaç derin nefes bize gerçeği hatırlatabilir. Hız ve hazzın kutsandığı modern yaşamda durmak, bazen her şeye rağmen eylemsiz kalmak bir fantezi gibi gelse de madde dünyasının katı gerçekliğinin ötesine, sonsuz ruhsal varlığımıza taşıyabilir bizi. Orada daşifaların en kalıcısı vardır. En azından deneyelim. Çünkü denemeye değer gönül dostum.
Bu canımız bu tende olduğu müddetçe bize şükran yakışır. Ne de olsa Yunus´tan rehberlik almaktayız: “Bir sen var sendeeesenden içeri.”
Hoşça bak kendine. Bir de her durumda sevgi ve bilgelikle kal…