GÜNÜMÜZDE GÖSTERMEMEYİ SEÇMEK ÖZGÜRLÜKTÜR
Guy Debord, gösteri toplumu kitabında, en genel anlamda gösterinin bir özgürlük ifadesi biçimi olduğunu ifade eder.
Göstermenin bir ölçüsü de yoktur.
Ölçüsüzlüğün ölçü olduğu yerde bir kıymet hükmünden bahsetmek imkânı yoktur.
Plaj başka sokak başka. Ev başka restoran başka…
Gösterimiz de yapılandırılıyor aslında. Yani neyi ne kadar kim için ve nasıl göstereceğiz?
Bedenimizde bizim değil yapılandırılıyor.
Debord, Feuerbach’ın şu sözünü de paylaşır: “Çağımızın... tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur... Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey ise hakikattir. Dahası, hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar, öyle ki bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın da had safhasıdır.”
Dolaysızca yaşanmış olan her şey yerini bir temsile bırakarak uzaklaşmıştır.
Yaşamın her bir görünümünden kopmuş olan imajlar, bu yaşamın birliğini yeniden kurmanın artık mümkün olmadığı ortak bir akışta kaynaşırlar…
Kısmî olarak göz önünde bulundurulan gerçeklik, ayrı bir sahte-dünya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliğinde sergilenir.
Dünyasal imajlardaki uzmanlaşma, aldatıcı şeyin hakikatle yüz yüze gelmekten kaçındığı özerkleşmiş imaj âleminde kendini tamamlanmış bulur. Genel anlamda gösteri, yaşamın somut tersyüz edilişi olarak, canlı olmayanın özerk devinimidir…
Gösteri kendini, hem bizzat toplum olarak, hem toplumun bir parçası olarak ve hem de bir birleştirme aracı olarak sunar.
Nihayetinde gerçek anlamda altüst edilmiş dünyada doğru, bir yanlışlık ânı olarak nitelendirilir.