Takvim İlerliyor, Peki Toplum?
Ekim Geldi
Takvimden bir yaprak daha düştü.
Fakat mesele takvim değil. Asıl mesele, bizden her gün biraz daha eksilenler…
Güven eksiliyor.
Vicdan eksiliyor.
Mahcubiyet eksiliyor.
Hakkaniyet eksiliyor.
Ve galiba en tehlikelisi, bozulmayı artık yadırgamıyoruz.
Son günlerde gündemimize oturan fon meselesine bakıyoruz. Para, güç, nüfuz, fırsat… Bunların etrafında dönen iddiaları, soruşturmaları ve gelişmeleri izliyoruz.
Fakat bu tablo bize başka bir şeyi de düşünme fırsatı veriyor:
İnsan, eline güç geçtiğinde neden değişiyor?
Belki de mesele yalnızca büyük paralarla ilgili değil.
Küçük yetkiyi alan küçük ölçekte, büyük yetkiyi alan büyük ölçekte değişiyor.
Herkes gücü nispetinde bozuluyor.
Kiminin elinde para var, para konuşuyor.
Kiminin elinde makam var, makam konuşuyor.
Kiminin elinde kalem var, kalem konuşuyor.
Kiminin elinde üç kuruşluk yetki var, onu bile bir başkasını ezmek için kullanıyor.
Ve sonra hep birlikte toplumun neden bu hale geldiğini soruyoruz.
Belki cevap çok uzağımızda değil.
Toplumsal erozyon bir günde oluşmuyor.
İnsanların küçük tavizleriyle, “Bundan bir şey olmaz”larıyla, “Herkes yapıyor”larıyla, gücü yetenin güçsüzü görmezden gelmesiyle büyüyor.
Bugün büyük bir yolsuzluğa tepki gösterirken, dün kendi küçük çıkarımız için yaptığımız haksızlığı görmezden geliyorsak burada ciddi bir çelişki var.
Çünkü toplumsal çürüme yalnızca tepede başlamıyor.
Bazen aşağıdan yukarıya doğru büyüyor.
Bir yerde torpile sessiz kalıyoruz.
Başka bir yerde haksızlığa uğrayanın yanında durmuyoruz.
Bir başka yerde “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek kendi rahatımızı toplumun adalet duygusunun önüne koyuyoruz.
Sonra da dönüp:
“Bu toplum neden böyle oldu?”
diye soruyoruz.
Belki de önce kendimize sormamız gereken soru şu:
Gücümüz olsaydı, ne kadar farklı davranırdık?
Çünkü mesele yalnızca başkasının elindeki gücü nasıl kullandığı değil.
Asıl mesele, güç bizim elimize geçtiğinde ne yaptığımız.
Tam da burada, “Çuvaldızı kendimize batıralım” sözü aklımıza geliyor.
Başkasını eleştirmeden önce kendi payımıza düşen sorumluluğu, kendi hatamızı ve kendi küçük çıkarlarımız uğruna görmezden geldiğimiz haksızlıkları da sorgulamamız gerekiyor.
Çünkü toplum dediğimiz şey, yalnızca başkalarından oluşmuyor.
Adil yargılamaya bizler kendimizden, devlet her bireye eşit davranarak güven vermeli. Toplumun en büyük beklentisi adalet olmalı. Hukukun temel ilkeleri hepimiz için ve her durumda geçerli olmalıdır.
Biz de o toplumun içindeyiz.
Ekim geldi.
Yeni bir ay başladı.
Dilerim değişen yalnızca takvim yaprağı olmaz.
Çünkü toplumları ayakta tutan şey takvimler değil; adalet, vicdan, liyakat ve birbirimize karşı duyduğumuz güvendir.
Bunları kaybettiğimizde takvim ilerler…
Ama toplum geriler.
Kalın Sağlıcakla