EGE FİNALİ!
Spor Genel Müdürlüğü görevimiz boyunca, ülkemizde spor tesislerinin yapımında adeta bir patlama yaşandığı dönemin hem şahidi hem de uygulayıcısı olduk. Birçok ilimize yeni stadyumlar kazandırılması da bu büyük yatırım hamlesinin önemli başlıklarından biriydi. Bu kapsamda, İzmir’e yapılması planlanan üç stadyumun projelerine ilişkin sunumumuzu hazırlamış; İzmir milletvekillerimizi bilgilendirmek üzere Bakanımızın başkanlığında yapılacak toplantı için yerimizi almıştık.
Ancak o günlerde spor gündeminin bir başka önemli başlığı daha vardı: Süper Lig’e yükselme play-off maçları, sene 2013. İlk karşılaşmalar oynanmıştı. O akşam oynanacak rövanş maçlarının ardından finale yükselecek takımların belli olması bekleniyordu. Manisaspor, Adana’da Adana Demirspor’u 2-0 yenerek önemli bir avantaj yakalamıştı. Diğer eşleşmede ise Bucaspor, Konya’da Konyaspor’u 1-0 mağlup etmiş ve Buca’da oynanacak rövanş öncesinde avantajı eline geçirmişti.
İlk maçtaki hakem yönetiminin sonuca etkili olduğu yönündeki değerlendirmeler, şehirdeki tartışmaları da beraberinde getirmişti. Hem Spor Genel Müdürü hem de TFF Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığım o dönemde, hakem kararları üzerinden şahsıma yöneltilen eleştiriler de alışılmadık bir durum değildi.
Spor yöneticiliği hayatımız boyunca bunun benzerlerini defalarca yaşadık. Aleyhimize olduğu düşünülen hakem kararlarında eleştirilerin hedefi olurken, lehimize verilen tartışmalı kararlar da bu kez rakip takım camialarının tepkisine yol açıyordu. Oysa futbol, sahada oynanan bir oyun olarak değerlendirilmeli ve sonuç yeşil sahada belirlenmeliydi.
Ne var ki son yıllarda yaşanan gelişmeler ve perde arkasından kamuoyuna yansıyan bazı bilgiler, taraftarların hakem kararlarının arkasında zaman zaman bir kasıt aramasının tümüyle sebepsiz olmadığını düşündürüyordu.
İşte böyle bir atmosferde, İzmir milletvekillerimizden biri, ilk maçların sonuçlarından aldığı cesaretle finalin Ege takımları arasında oynanacağını dile getirdi. Finalin oynanacağı şehir Eskişehir olarak belirlenmişti. Milletvekilimiz, finalin İzmir Atatürk Stadı’na alınmasının daha uygun olacağını söyledi.
Bakan Bey de bu talebi makul bulmuş olacak ki bana dönerek sordu:
“Buna kim karar veriyor?”
Ben de durumu açıklığa kavuşturmak için cevap verdim:
“Efendim, buna elbette TFF karar veriyor. Ancak henüz finalde hangi takımların karşılaşacağı kesinleşmedi. Bu akşamki maçların ardından belli olacak.”
İzmir milletvekilimiz itirazını geciktirmedi:
“Daha ne belli olsun Genel Müdürüm?”
Böylece konu o an için kapanmış oldu.
Ama asıl hikâye daha yeni başlıyordu… Peki, o akşam oynanan maçlarda neler oldu? Manisaspor, Adana Demirspor ile rövanşta 1-1 berabere kalmasına rağmen ilk maçı kazandığı için finale adını yazdırdı. Bucaspor ile Konyaspor arasındaki mücadele ise oldukça gergin bir atmosferde başladı.
Biz de Ankara’da, arkadaşlarımızla birlikte bir otelde maçı izliyorduk. Zaman zaman uyguladığım bir totemim vardı: Başlama düdüğüyle birlikte yerimden kalkmaz, son düdüğe kadar aynı yerde otururdum. O akşam da bu geleneğimi bozmadım. Sahadaki heyecanı, Ankara’da ekran başında bütün gerginliğiyle yaşıyorduk. Ve beklenen oldu! Konyaspor, Konya’da başaramadığını Buca’da başardı. Rakibini deplasmanda 2-1 yenerek finale yükseldi. Eskişehir’de oynanan finalde Manisaspor’u da mağlup eden Konyaspor, Süper Lig’e çıkmayı başardı. Böylece Konyaspor’un uzun yıllar boyunca Süper Lig’deki yerini koruyacağı yeni bir dönemin kapısı aralanmış oldu.
Gelelim işin bizi gülümseten tarafına… Maçı izlediğimiz mekânda bizimle birlikte bulunan iki milletvekili arkadaşımıza, toplantıda dile getirilen o meşhur “Ege derbisi” beklentisini hatırlatmadan duramadık. Konyaspor’un finale yükselmesiyle birlikte bu iki arkadaşımız, maç boyunca ve karşılaşmanın ardından İzmir milletvekili arkadaşlarını defalarca arayarak takılmaya başladı:
“Ne oldu sizin derbi hayalleriniz?”
O gün yaşananlar, futbolun heyecanına karışan tatlı bir siyasi atışma olarak hafızalarımızda yerini aldı. Aradan yıllar geçse de hatırladıkça yüzümüzde tebessüm uyandıran anılardan biri olarak kaldı. Çünkü futbolun güzelliği yalnızca atılan gollerde, kazanılan maçlarda ya da kaybedilen finallerde saklı değildir. Bazen bir toplantı salonunda kurulan iddialı bir cümle, bazen doksan dakika boyunca ekrana kilitlenen gözler, bazen de maçın ardından edilen birkaç takılma, yıllar sonra bile anlatılmaya değer bir hatıraya dönüşür.
O gün bir kez daha gördük ki futbol, tahminleri altüst etmeyi sever. İlk maçların skorlarına bakarak kesin hüküm verenler, rövanşın sonunda gerçeği yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Çünkü futbolda maç doksan dakika sürer; son düdük çalmadan hiçbir sonuç kesinleşmez. Ve bazen son düdük, yalnızca maçın değil, iddiaların da sonunu getirir.