BİR BELDE DÜŞÜNÜN: KONYA…
Evliyaullahın izinde, gönüllerin şehri
Belde-i Tayyibe, belde-i muhayyere…
Bazı şehirler vardır…
Haritada bir noktadan ibarettir.
Bazı şehirler vardır; sokaklarında tarih yürür, taşlarında hatıralar konuşur, toprağında nice gönül sultanının ayak izi vardır.
Konya’mız işte böyle bir şehirdir.
Konya’yı yalnızca Selçuklu’nun başkenti olarak anlatmak eksik kalır. Çünkü bu topraklar; âlimlerin, ariflerin, gönül erlerinin, Allah dostlarının izleriyle yoğrulmuştur.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî…
Şems-i Tebrizî…
Sadreddin Konevî…
Ateşbaz-ı Velî…
Hacıveyiszade…
Ladikli Ahmet Hüdai…
Hoca Ahmed Fakih…
Ve daha nice ismini burada sayamadığımız Allah dostu…
Konya’nın manevi hafızasında yer almış nice büyük isim vardır.
Bu şehirde yalnızca binalar değil, hatıralar da korunmuştur.
Türbeler…
Dergâhlar…
Zaviyeler…
Camiler…
Kabirler…
Tekke ve gönül mekânları…
Konya’ya başka bir gözle bakmak
Konya’da yaşayan insan, aslında her gün büyük bir mirasın içerisinde yürüyor.
Belki Hz. Mevlânâ’nın huzurundan geçiyor.
Belki Şems-i Tebriz’i Hazretlerinin makamına uğruyor.
Belki Sadreddin Konevî Hazretlerinin türbesinde bir Fatiha okuyor.
Belki Ateşbaz-ı Veli Hazretlerinin huzurunda ellerini açıyor.
Ama bütün bunların kıymetini gerçekten biliyor muyuz?
İşte asıl mesele burada.
Çünkü bir şehri tanımak, sadece caddelerini ve binalarını tanımak değildir.
O şehrin ruhunu tanımaktır.
Konya’nın ruhunda ise büyük bir tasavvuf, irfan ve muhabbet mirası vardır.
Allah dostlarını sevmek…
Allah dostlarını sevmek, onların şahsını ilahlaştırmak değildir.
Kabirlerden medet ummak değildir.
Allah’tan başkasına kulluk etmek hiç değildir.
Tam tersine…
Allah’ı seven, Allah’ın sevgili kullarını da sever.
Onların hayatlarını okur.
Ahlaklarını örnek alır.
İlimlerinden istifade eder.
İbadetlerini, tevazularını, güzel ahlaklarını kendisine rehber edinmeye çalışır.
Bir velînin kabri başında Fatiha okumak, geçmiş büyükleri hayırla yâd etmek, onların güzel hayatlarından ders çıkarmak, onların yüzü suyu hürmetine dua etmek; bizim medeniyetimizin asırlardır taşıdığı bir vefa duygusudur.
Bugün maalesef bu muhabbetin zayıfladığını görüyoruz.
Daha da acısı…
Allah dostlarına muhabbeti küçümseyen, türbe ziyaretlerini toptan bid’at sayan, bu ziyaretleri yapan insanları aşağılayan bir zihniyetin giderek daha yüksek sesle konuştuğuna şahit oluyoruz.
Elbette din adına yapılan her uygulama Kur’an ve sünnet ölçüsünde değerlendirilir.
Elbette yanlış olan yanlış denilerek düzeltilir.
Ama insanların niyetlerini okumak, Allah dostlarına duyulan sevgiyi küçümsemek ve asırlık bir manevi mirası hor görmek başka bir şeydir.
Bir insan Mevlânâ’yı seviyor diye…
Şems’e hürmet ediyor diye…
Sadreddin Konevî’yi anıyor diye…
Ateşbaz-ı Velî’nin kabrinde Fatiha okuyor diye…
Onu küçümsemek, hor görmek, imanını sorgulamak kimsenin hakkı değildir.
Türbeler bize sadece ölümü değil, vefayı da hatırlatır
Türbeler sadece taş değildir.
Bir türbenin başında durduğunuzda aslında kendi sonunuzu da hatırlarsınız.
Bugün makamı, serveti, şöhreti olan insanın yarın iki metrelik toprağın altında yatacağını anlarsınız.
Dünyanın geçici olduğunu hatırlarsınız.
İnsanın geride bırakacağı en büyük mirasın mal değil, güzel bir isim ve güzel bir amel olduğunu düşünürsünüz.
İşte türbe ziyaretinin insana kazandırabileceği en büyük derslerden biri de budur.
Konya’daki türbeler bu açıdan adeta açık hava tarih ve irfan mektepleridir. Bunların her biri bize başka bir hikâye anlatır.
Şimdi bu şehrin sokaklarında yürürken biraz daha dikkatli bakalım.
Konya’nın toprağında iz bırakmış, isimlerini saymaya ömrümüzün yetmeyeceği bütün Allah dostlarına selam olsun.
Allah hepsinden razı olsun.
Onların güzel ahlakını, ilmini, irfanını ve Allah’a kulluk şuurunu anlayabilmeyi nasip etsin.
Konya sadece taş ve toprak değildir
Konya’nın kıymeti biraz da buradadır.
Bu şehirde yürürken geçmişle bugün yan yana yürür.
Bir tarafta modern Konya…
Diğer tarafta asırlardır susmayan bir manevi miras…
Bir tarafta gökdelenler…
Diğer tarafta türbeler…
Bir tarafta hız…
Diğer tarafta sükûnet…
Ve insan bazen bütün bu karmaşanın içinde durup kendisine sormalı:
“Ben bu şehrin hangi tarafını taşıyorum?”
Çünkü Konya’nın bize bıraktığı en büyük miras sadece eserler değildir.
Bir gönül terbiyesidir.
Bir edep anlayışıdır.
Bir muhabbet iklimidir.
Bir Allah sevgisidir.
Bir Peygamber sevdasıdır.
Şehrin ruhunu kaybetmeyelim
Konya’yı Konya yapan sadece tarihi değildir.
Konya’yı Konya yapan, o tarihin hâlâ gönüllerde yaşamasıdır.
Bugün çocuklarımıza Hz. Mevlânâ’yı anlatıyorsak, Hz. Şems’i anlatıyorsak, Hz. Konevî’yi anlatıyorsak sadece geçmişten söz etmiş olmayız.
Onlara sevginin, sabrın, edebin, ilmin ve güzel ahlakın, Efendimiz (sav) ‘ in sünnetine bağlılığın ne olduğunu da anlatmış oluruz. Türbeleri ziyaret ederken ibret almalıyız.
Son söz…
Konya’da yaşayanlar olarak belki de dünyanın en büyük nimetlerinden birinin farkında değiliz.
Her gün yanından geçtiğimiz bir türbenin başında kimlerin yattığını…
Bir sokağın hangi gönül erinin adını taşıdığını…
Bir caminin hangi âlimin hatırasını yaşattığını…
Bir dergâhın hangi büyük medeniyetin izini taşıdığını…
Bazen bilmiyoruz.
Oysa bu şehir bize çok şey söylüyor.
“Kendini unutma.”
“Dünyaya aldanma.”
“Gönlünü kirletme.”
“İlimden ayrılma.”
“Edebi bırakma.”
“Allah’ı ve Resûl’ünü kendi nefsinden bile daha çok sev.”
“Allah’ın salih kullarını dost bil.”
Ve; “Geçmişin güzel izlerini geleceğe taşı.”
Allah dostlarının yolları yolumuz, sözleri kulağımıza küpe, güzel ahlakları hayatımıza rehber olsun.
Rabbim bizleri Evliyaullah’ın güzel izlerinden ayırmasın.
Gönlümüzden Allah ve Resûlü’nün muhabbetini eksik etmesin.
Allah dostlarına karşı kalbimize sevgi, hürmet ve edep nasip eylesin.
Onların güzel ahlakından istifade etmeyi, yollarındaki hakikat ve kulluk şuurunu anlayabilmeyi nasip eylesin.
Konya’nın manevi iklimini, bu toprakların irfanını ve gönül mirasını gelecek nesillere taşıyabilmeyi nasip etsin.
Ve bu güzel beldenin üzerine rahmetini, bereketini ve huzurunu daim eylesin.
Unutmayalım ki; İslam büyüklerinden Ebû Turâb en-Nahşebî Hazretleri'nin buyurduğu gibi "Allah'ın dostlarını seven, bir gün gelir onlardan olur. Allah'ın düşmanlarını seven de, bir gün gelir onlardan olur”
Onun içindir ki; Rabbim bizlere sevdiklerini sevdirsin. Yerdiklerini yerdirsin. Düşmanlarını düşman bildirsin.
Âmin.