İran-Şii-Husi-2
‘Taraftar’ anlamına gelen Şia İslam'ın ilk yüz yılı içerisinde ‘siyasi’ bir oluşum olarak ortaya çıkmıştır ve halen de aynı minvalde devam etmektedir. Başka türlü varlığını sürdürmesi de mümkün gözükmemektedir. Zira süregelen çatışmalar bu yapının sosyolojik tabanını canlı tutmaktadır. Bu durumun tabanı konsolide etme bakımından kendisine faydası vardır, evet… Ama Şia bu amaç için 1.300 küsur yıldır ‘ayrılık’ noktalarını işlemektedir ve ‘ümmete’ verdiği zarar bu (küçük) fayda ile kıyas götürmez cesamettedir.
Bugün anlam kaymasına uğramış ’Sünnilik’ ise ‘Ehli Sünnet’ anlamında geçmişten beri kullanılmaktadır elbette… Ancak bugünkü kullanımı emperyal bir projedir ve çok yenidir. DAEŞ mesela... Ya da Vehhabilik... FETÖ de öyle... ‘İcad edilen’ bu ‘Sünniliğin’ İslam’la ya da Ehli Sünnetle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bugünkü ‘Selefiliği’ düşünün mesela… İslam adına Şia’nınkine benzer katliamlar işlemektedir. Geçmişte ‘hak’ mezhep olarak ortaya çıkmış Selefilikle (Selefiyye) isim benzerliği dışında hiçbir ilgisi yoktur. Bahsi geçen türden ‘Sünniliğin’ de Ehli Sünnetle…
Ehli sünnet istikamettir çünkü... İstikamet bir tanedir ama istikamete giden sadece bir yol yoktur. Buna bugün mezhep deniyor; hak mezhep, ehli sünnet mezhep... Her biri istikamete gider ve haktır-gerçektir. Aralarındaki ihtilaf ayrılık değil zenginliktir. Rahmettir bir başka deyişle... ‘Ümmetimin ihtilafı rahmettir’ hadis-i şerifi tam da bu duruma işaret eder; ayrılığa değil... Ama Şia yoktur bunun içinde...
Müslümanlar buradaki anlamıyla Sünni değil, 'Ehli Sünnettir...' Ehli Sünnet Efendimizin (SAV) indirdiği dinin 'kabul edilen' yorumudur. Arada çoook 'derin fark' vardır yani... Bir başka deyişle Ehli Sünnet Allah Rasulü'nün yaşamış, emretmiş, tavsiye etmiş ve tasvip etmiş olduğu hak din İslam'ın diğer adıdır.
Tarihi anlamıyla ‘Sünnilik’ ya da Ehli Sünnet olarak isimlendirilmesi Allah'ın dini olan İslam'dan farklı bir yol olmasından değil (kimilerinin iddia ettikleri gibi Ehli Sünnet Dini diye bir din yoktur yani), zaman içerisinde meydana gelen sapmalardan ayırmak içindir. ‘Şia’ bu sapmaların başında gelir.
Bugün ‘Sünnilik’ de ‘Şia’ gibi siyasi zemine indirgendiği şekliyle ayrıştırıcıdır. DAEŞ tam da bu Şii-Sünni çatışmasının altyapısını oluşturmak için kurulmuş bir örgüttür. DAEŞ’le ilişkilendirilen ‘Sünnilik' (!) yeniliklere (içtihada) kapalı (güncel, yani DAEŞ’le özleştirilen Selefilik öyledir), dolayısıyla medeniyet düşmanı, içerisinde ‘şovenizmi’ de barındıran (DAEŞ öyledir), tek tip ve tekfirci (her iki durum da faşisttir), dini sadece şekli ve siyasi olarak yorumlayan, muhataplarını anlamaya değil, kendi doğrularını kabul ettirmeye odaklanmış (narsist), her dönem ve coğrafyada geçerli olan Allah’ın dinini güncel ihtiyaçlar karşısında karşılıksız-aciz bırakan-gösteren ve dolayısıyla uygulanamaz hale getiren, İslam'ın medeniyet perspektifini ve mesajını kavrayamamış ekstrem ve marjinal bir akımdır.
İnsanların bilinç altına Sünnilik Efendimizin yolu olarak değil de, söz gelimi Türkler için kullanırken, İranlıların da Şii olduğu pompalanmaktadır. Bu kabul sadece cehalete değil, dar anlamdaki asabiyeye de işaret eder. Etnik asabiye yani... Veya kavmiyetçilik… Etkisinde kaldığınız sürece içerisinde bulunduğunuz zihinsel kısır döngüde debelenip durursunuz. Öyle bir şey yoktur çünkü... Bu yaklaşım bir tür kabileciliktir. Kabilecilik ise geri kalmışlıkla eş anlamlıdır. O yüzden refleksleriniz ‘kabile devleti’ seviyesini aşamaz. Şia’nın ya da DAEŞ’in sürekli çatışma içerisinde olmasının bir nedeni de budur.
Ümmeti; tam da İslam düşmanlarının istedikleri gibi Türk, Arap, Fars ya da Şii-Sünni diye tanımlayanlar elbette 'ihtilaf'ı çeşitlilik (muhteliflik) değil de ayrılık-ikilik olarak ele alacaktır. Ya da ümmet deyince Arap, Arap deyince de İngiliz’in eğitim sistemi vasıtasıyla zehirlediği 'işbirlikçileri-ihanet içerisinde olanları’ algılayacaktır. Bir de üstüne üstlük; bölüp parçalayıp hem fiziken hem zihnen birbirinden ayrıştırdıktan sonra; el avucu kadar siyonist karşısında hezimete uğratınca, sıradan insan nezdinde Araplığın da Müslümanlığın da Ümmetin de bir itibarı kalmıyor. Oysa olan bir suikasttır; itibar suikastı... Ve de sen böyle düşünerek operasyon merkezlerinin değirmenine su taşıyorsun.
Asıl kavram ümmettir. Ancak güncel olarak İran’ın öncülüğündeki Şia’nın böyle bir hassasiyeti olduğu fevkalade tartışmalıdır. Zira İran için ümmet demek Şii demekle eş anlamlıdır. İran’ın ümmet söylemi FETÖ'nünki ile benzerdir. Zira FETÖ de kendi amacına dönük olduğu sürece size göz yumuyordu. ‘…rağmen’ bir durum söz konusu ise, 99’u kendisinin bile olsa o bir tanesinin sizde olmasına tahammülü yoktu. Şia’nın ehli sünnetle ilgili herhangi bir tahammülü ve anlayışı yoktur. Sadece zor durumda kaldığında ‘siyasi’ amaçlarına araç etmektedir.
Esas olan İslam'ın bizzat kendisidir. Bu yüzden en doğrudur ve tam doğrudur, hakikattir. Bu anlamda ikinci bir doğru da yoktur. Bugün bu çizgi ‘ehli Sünnet’le temsil edilmektedir. Ehli sünnetin dışındakiler ehli sünnetten ne kadar sapmışlarsa o kadar yanlıştır. Bu sapkınlığın ameli ya da itikadi düzeyde olması da kendi içerisinde önemlidir.
‘Oyun kurucular’ kendi içerisindeki farklılıkları ustalıkla yönetmektedir. Sözgelimi Avrupa Birliği’nin mottosu; ‘farklılık içerisinde birlik'tir. Ya da Amerika aynı durumu ‘kültürel çeşitlilik’ olarak tanımlıyor, ‘mozayik’ diye süslüyor. Bu yüzden ‘Amerikalılık’tan kimse gocunmuyor. Siyasette aynı farklılığa 'muhalefet' diyerek değer atfediyor. 'Çoğulcu toplum' diyor, demokrasi diyor, evrensel diyor. Ama aralarındaki ihtilafı ayrılık değil zenginlik olarak ele alıyor. Üstelik bütün çeşitleri ile sakat olduğu halde... Ne diyelim; kıyamet alameti olsa gerek... Bütün bunları bize gösteren Allah'a hamdolsun (devamı var).