KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4945 %0.09
51,9416 %0.98
11.175,95 % 2,43
Ara

Kâğıt kalem olayı

YAYINLAMA:

Hastalığının dokuzuncu gününde Hz. Peygamber biraz kendini toparlar gibi oldu ama bu durum çoğu zaman sondan bir süre önce yaşanan o geçici iyileşmelerden birine benziyordu. Hasta yatağında doğrulup oturdu, aklı başında görünüyordu, birkaç yudum su içti ve oradakilerin çoğu, o anda son arzularını açıklayacağını düşündü. Ama söyledikleri yine tam olarak anlaşılamadı, belirsizdi. “Bana bir kalemle bir kâğıt getirin de size bir şeyler yazayım, böylece hata yapmazsınız.” dedi.

O koşullarda bunun tamamen mantıklı ve basit bir talep olduğu düşünülebilir, ama onun bu sözü duyulunca odada bulunan eşleri, Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir adeta paniğe kapılır gibi oldular. Oradakilerin hiçbiri onun ne yazacağını daha doğrusu, rivayete göre, ne yazdıracağını bilmiyordu, çünkü geleneksel İslam öğretililerine bakılırsa, Hz. Muhammed okuma yazma bilmiyordu. Uzun yıllar ticaret yapmış bir insanın okuryazar olmaması pek mümkün görünmese de öyleydi. Ticaret yapan birinin alıp sattıklarını yazması gerekir, edebi bir yetenek gerektirmese de bunu yapmak için yine de okuryazar olmalıdır. Fakat geleneksel İslam öğretilerinde Hz. Muhammed’in okuryazar olmadığı farz ediliyordu ve bu da Kur’an-ı Kerim’in bir insan tarafından yazılmadığının, Allah katından vahiy yoluyla gönderildiğinin garantisi oluyordu.

Vefat etmek üzere olan Hz. Peygamber kendisi yazmak veya yazdırmak istese de o anda herkesin aklında aynı sorular vardı: “Acaba ne yazdıracaktı? Onlara genelde ne yapacaklarını mı söyleyecekti? Geride bırakacağı topluma dini öğütler mi bırakacaktı? Ya da belki en çok beklenen ama en çok korkulan şeyi yapacak, vasiyetini bildirecekti. Vefatının yakın olduğu hissedilen Hz. Peygamber halifesini kesin olarak belirleyecek miydi?” bunları bilmenin tek yolu, ona kâğıt kalem getirmekti, ama böyle bir şey olmadı. Hz. Peygamber ne istediğini söyler söylemez, oradaki herkes bunun ne anlama gelebileceğini anlamıştı. Gerçekten vasiyetini yazarsa ne olacaktı? Ya onların aleyhine olan birinin adı yazılırsa ne yaparlardı?

Gerçekten vasiyetini yazmak istiyorsa, neden sadece söylemiyordu bunu Hz. Peygamber? Neden kâğıt kalemde ısrar ediyordu? Yatağında bile etrafındaki insanlara güvenmiyor, istediğini yapmayacaklarından korkuyor ve bunu herkesin görebileceği bir şekilde mi yazmak istiyordu acaba? Ama oradakilerin hiçbiri bu soruları yüksek sesle dile getiremedi. Kendi aralarında hastanın fazla zorlandığını konuştular. Hz. Peygamber kendinde değildi ve ona aşırı baskı yapmaktan çekiniyorlardı. Hasta odası sessiz olmalıydı ama bunu tartışırken bile seslerini yükselttiler.

Yanındakiler kâğıt kalem getirip getirmeme konusunda tartışıp seslerini yükseltince, gürültüye karşı hassas olan Hz. Peygamber rahatsız oldu. Birden sinirlendi ve daha fazla dayanamayıp, elinden geldiğince sert bir sesle, “Yalnız bırakın beni! Yanımda tartışmanızı istemiyorum!” dedi.

Son kelimelerini Hz. Ömer duydu ama bu da yeterliydi. Kumanda eder gibi sert bir tavırla, “Allah’ın elçisi acı çekiyor, elimizde Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim var ve bu da bize yeter.” dedi ve odayı terk ettiler.

Peki, Kur’an-ı Kerim Müslümanlara yetecek miydi? Yoksa Hz. Peygamberin vefatından sonra İslam’a hurafeler mi musallat olacaktı? Kur’an-ı Kerime sımsıkı sarılması gereken Müslümanlar kendilerine yeni liderler seçip fırka fırka ayrılacak mıydı? Bugün hala Hz. Peygamberin tebliğ ettiği dosdoğru yol üzere miyiz? Yoksa bu dosdoğru yol Hz. Peygamberin vefatından sonra bazıları tarafından çatallaştırılıp Müslümanlar farklı yollara mı yönlendirildi? Bu soruların cevaplarını iyi düşünmeli ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalıyız.

Selam ve dua ile…

Yazı da Lasley Hazleton’un Peygamberden Sonra Sünni-Şii Bölünmesinin Epik Hikâyesi isimli eserinden yararlanılmış ve alıntılar yapılmıştır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *