KONYA HABER
Konya
Açık
18°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,4233 %0.08
53,2145 %-0.24
11.180,60 % -0,62
Ara
BBN Haber MUTFAK Mevlana Türbesi’nde makamları bulunan iki şair

Mevlana Türbesi’nde makamları bulunan iki şair

Mevlana Müzesinin güneydoğu köşesinde yan yana dikili iki mezar taşı dikkatlerden kaçmıyor. 1965 yılında bu iki isme makam kabirleri verilmiş

KAYNAK: Mustafa Kaya
Okunma Süresi: 3 dk

Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı misafirin ziyaret ettiği Mevlana Türbesi’nin bahçesinde Türk ve İslam dünyasının iki ünlü şairinin makam kabirleri bulunuyor. İki ayrı mermer kütle üzerine yazılan yazılar ise yerli yabancı tüm ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

Pakistan’ın milli şairi Muhammed İkbal’in ve Divan edebiyatının ünlü ismi Şair Nef'i’nin makam kabirleri Mevlânâ Müzesi'nin güneydoğu köşesine yakın bir yerde yan yana bulunuyor.
Yetkililer, iki meşhur şaire 1965 yılında Mevlana Müzesi bahçesi içerisinde iki ayrı yer verildiğini, bu vesile ile isimlerinin gün ışığında tutulduğunu söylemektedirler.

Şairlerin hatırasına Mevlana Müzesi bahçesinde yaptırılan mermerler üzerinde Şair Nef-i için, “Yeryüzünde mezarı bulunmayan büyük Türk Şairi Nefî'ye, Aziz Mürşidi Mevlana'nın huzurunda bu makam verildi. (1572-1635) ” ifadeleri yer alırken, Muhammet İkbal için ise, “Pakistan Milli Şairi ve Mütefekkiri Muhammed İkbal'e Aziz Mürşidi Mevlana'nın huzurunda bu makam verildi. (1873-1938) satırları yer alıyor.

MUHAMMED İKBAL KİMDİR?
9 Kasım 1877’de Britanya Hindistan’ı sınırları içerisindeki Siyalkot şehrinde dünyaya gelen İkbal, geçimini avukatlık üzerinden sağlasa da ününü, Farsça ve Urduca yazdığı şiirlerden aldı. İkbal, avukatlık mesleğinin yanında akademik kariyerini de sürdürmeye çalışarak 1911'de mezun olduğu Hükümet Kolejinde Felsefe ve İngiliz Edebiyatı dalında profesör oldu. İkbal'in Londra’da kaldığı sürede Britanya Hindistanı'nda yaşayan Müslümanlar hakkındaki yazıları, şiirleri ve konuşmaları, Müslümanlar arasında tanınırlığını artırdı.
1934’te gırtlak kanserine yakalanan İkbal, sesini kaybetti, bir süre sonra da gözleri zayıflamaya başladı. Bununla birlikte İslam dünyasının ve Hindistan’daki Müslümanların geleceğiyle ilgili çalışmalarını sürdüren İkbal, 1937’de Muhammed Ali Cinnah’a yazdığı mektupta, Hindistan Müslümanlarının bağımsızlığıyla ilgili görüşlerini iletti. 21 Nisan 1938’de vefat eden İkbal, Lahor’da Badşah Camisi’nin girişindeki Hazuri Bağ’a defnedildi. Pakistan'ın bağımsızlığını her ne kadar göremese de fikirleriyle ülkenin bağımsızlık mücadelesinde önemli bir rol oynayan İkbal'e Pakistan'ın kuruluşunun ardından "Milli Şair" unvanı verildi. Eserlerinde Friedrich Nietzsche ve Goethe'nin tesirinde kaldığı görülen İkbal'in en çok etkilendiği kişi de Mevlana Celaleddin-i Rumi oldu.

ŞAİR NEF’Î KİMDİR?
Klasik Türk edebiyatının en önemli şairlerinden olan, Osmanlı'da dört padişahın saltanatına tanık olup devlet erkanının takdirini kazanan Nefi’nin Erzurum'un Hasankale, şu anki ismiyle Pasinler ilçesinde 1572'li yıllarda doğduğunu tahmin ediliyor. Eğitim hayatına Pasinler'de başlayıp Erzurum'da devam eden ve iyi derecede Farsça bilen Nefi'nin nasıl öğrenim gördüğü bilinmiyor. Nefi'nin Fars diliyle yazdığı Divan'ı, onun üst seviyede öğrenim gördüğünün belgesidir. İran edebiyatının tanınmış şairlerini takip eden Nefi, olgunluk döneminde "Anadolu'da şiir üstadı benim" iddiasıyla İran şairleriyle yarışır. Şairin "Nefi" mahlasının, Erzurum'da tanıştığı Gelibolulu Ali tarafından verildiği, Ali vasfında yazdığı "Sühan" redifli manzumesinde kaydedilmiştir.
Nefi, 1603'ten sonra Sultan 1. Ahmet'in saltanatının ilk yıllarında İstanbul'a gider ve hayatının yaklaşık 30 yılını burada geçirir. İstanbul'da devletin çeşitli kademelerinde memurluk yapan Nefi, dört ayrı padişahın saltanatına tanık olup devlet erkanının takdirini kazanmış şairlerdendir. Hayatını 27 Ocak 1635 yılında kaybeden Nefi'nin ölümüyle ilgili birçok rivayet bulunmaktadır. Bir rivayete göre 4. Murat, Nefi'den hiciv yazmamasını rica etti. Her ne kadar Nefi padişah 4. Murat'a bu konuda söz verse de kalemini durduramayıp Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme aldı. Bu hicviyesinden ötürü Nefi, 27 Ocak 1635'te sarayın odunluğunda kementle boğularak 63 yaşında öldürüldü, sonra cesedi İstanbul Boğazı'nda denize atıldı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *