Son olarak İzmir'in Karaburun ilçesinde 1923 yılındaki nüfus mübadelesinin ardından boşaltılan tarihi Sazak köyü, o günden bu yana sessizliğe gömüldü. Mübadele öncesinde 100'ü Rum, 20'si Türk ailenin yaşadığı 120 hanelik yerleşimden geriye bugün sadece taş ev kalıntıları kaldı.
Peki bir köy nasıl yok olur?
Kimi zaman bir barajın yükselen sularıyla, bazen bir maden ruhsatıyla, bazen deprem sonrası alınan kamulaştırma kararlarıyla. Bazen de yıllar süren kuraklık, geçim sıkıntısı ve göçle… Türkiye’nin farklı bölgelerinde nedenler değişiyor, sonuç değişmiyor: Köyler boşalıyor.
Günümüzde en az 66 köyde tek bir kayıtlı kişi bile yaşamıyor; onlarcası ise yok olmanın eşiğinde. Bu araştırma, belgeler, resmi veriler ve tanıklıklar üzerinden Türkiye’de köylerin sessizce haritadan nasıl silindiğini ortaya koyuyor.
RESMİ KAYITLAR SORUNLU M?
Bu kapsamda TÜİK’in paylaştığı 2025 sonu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, tüzel kişiliği devam ettiği halde tek bir kayıtlı sakini kalmayan köy sayısı 66 olarak kayıtlara geçti.
Dolayısıyla bu 66 boş köyün 53’ü yalnızca iki ilde yoğunlaşıyor: Şırnak’ta 39, Hakkari’de 14 köy tamamen boşalmış durumda. Geri kalan köyler ise Kars, Bingöl, Siirt, Erzincan, Bitlis ve Muş’a dağılıyor. Şırnak ve Hakkari, 1990’larda farklı gerekçelerl0e boşaltılan köylerin en yoğun olduğu iki il olarak öne çıkıyor. Otuz yıl önce terk ettirilen bu yerleşimler, bugün resmî kayıtta “ikamet adresi bulunmayan” köyler olarak görünüyor. Ayrıca TÜİK’in ayrı bir listesi, nüfusu 10 ve altına düşmüş 70 köyü daha sıralıyor; bu köylerin üçünde ise yalnızca birer kişi yaşıyor.
O YASASLA GÖRÜNMEZLİĞE GÖMÜLEN KIRSAL
Yine resmî rakamların asıl anlattığı gerçek, neyi saymadıklarında gizleniyor. 2012’de yürürlüğe giren 6360 sayılı yasayla 30 il büyükşehir oldu ve bu illerdeki köyler tüzel kişiliklerini kaybedip mahalleye dönüştü. Bugün Hatay, Malatya, Mardin, Diyarbakır ve Van dahil 30 ilde hukuken “köy” diye bir birim bulunmuyor. Bu durum istatistiklere de doğrudan yansıdı: Türkiye’nin kır nüfusu oranı 2012’de yüzde 27,7 iken, 2013’te tek bir yasayla yüzde 13,3’e düştü. TÜİK’in 2025 sonu verilerine göre nüfusun yüzde 93,6’sı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Bir yer mahalleye çevrildiğinde boşalsa bile bu durum artık köy boşalması olarak kayda geçmiyor. Bugün büyükşehir mahallesi sayılan ama TÜİK’in kendi sınıflamasında hâlâ “kır” olarak işaretlenen yerleşim sayısı 18 bin 720’yi buluyor.
yeni BARAJ PROJELERİ VE KAYBOLAN AİDİYETLER
Dolayısıyla köylerin haritadan silinmesinin en görünür nedenlerinden biri baraj projeleri oluyor. Proje bazında yapılan incelemeler; Ilısu, Yusufeli, Reyhanlı, Deriner, Borçka ve Muratlı gibi projeler nedeniyle 2006–2026 döneminde en az 70 köyün tamamen sular altında kaldığını, kısmen etkilenen yerleşimlerle birlikte bu sayının 100’ü aşarak onlarca köyün taşınmak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Artvin’in Yusufeli ilçesindeki Çeltikdüzü köyü bunun en sıcak örneğini oluşturuyor. Yusufeli Barajı nedeniyle köy yerleşiminin yarısı ve bahçelerin yüzde 90’ı kamulaştırıldı. Çeltikdüzü Muhtarı Davut Polat, barajla birlikte gelen ikinci göç dalgasında hak sahibi 164 haneden yalnızca 46’sının köyde kalmayı seçtiğini, tarım alanlarının sular altında kalmasıyla tarım ve hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirtiyor.
KAMUDAN ACELE KAMULAŞTIRMA VE MADEN RUHSATLARI
Ülkede madencilik faaliyetleri de son yıllarda kırsal yerleşimlerin ortadan kalkmasında önemli etkenlerden biri haline geldi. Özellikle 2002 yılından sonra hız kazanan projeler kapsamında çok sayıda köy kamulaştırıldı veya taşındı. Bu süreçte Devlet, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesindeki "acele kamulaştırma" yetkisini devreye soktu. Muğla Milas’taki İkizköy/Akbelen bunun güncel bir örneği olarak öne çıkıyor; kömür madeni için 679 parsel acele kamulaştırıldı ve köyün geçim alanı daraldıkça nüfus çekildi. Tartışmayı kökten değiştiren adım ise 2025’te atıldı: Zeytinlik, orman ve meraları madenciliğe açan 7554 sayılı yasa yürürlüğe girdi. Ardından 5 Mart 2026’da ÇED Yönetmeliği değiştirilerek “ÇED Gerekli Değildir” kararı kaldırılarak karar türleri yeniden düzenlendi.
YIKICI DEPREM SONRASI EL DEĞİŞTİREN TOPRAKLAR
Bir üçüncü yol ise afetlerden geçiyor. 6 Şubat 2023 depreminden sonra Hatay ve Malatya’da tarım arazileri, rezerv yapı alanı ve acele kamulaştırma kararlarıyla el değiştirdi.
İKLİMSEL KURAKLIK VE KONYA HAVZASINDAKİ OBRUK TEHDİDİ
İklim krizinin etkisiyle son 20 yılda derinleşen kuraklık ve su kaynaklarının azalması, kırsal yerleşimleri göçe zorluyor. Konya Kapalı Havzası, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı köylerde nüfus birkaç haneye kadar geriledi. Kuraklığın en somut ve tehlikeli sonucu ise Konya Kapalı Havzası'nda yaşanan obruklar oluyor.
AFAD’ın kayıt altına aldığı belirgin obruk sayısı yaklaşık 700’e ulaştı ve bunun 550’ye yakını Karapınar bölgesinde bulunuyor. Yeraltı suyunun kontrolsüz çekilmesiyle tetiklenen obruklar artık tarım arazilerine ve yerleşim alanlarına kadar ulaştı. Henüz resmî bir yer değiştirme yapılmasa da halk büyük bir tedirginlik içinde yaşamını sürdürüyor.
Öte yandan herhangi bir baraj, maden ya da obruk tehlikesi olmayan köylerde ise temel sorun ekonomik geçinememe olarak öne çıkıyor.
Konya'da baraj suları altında kalması nedeniyle taşınan en bilinen yerleşim yeri, Hadim ilçesine bağlı iken Meram ilçesine taşınan Dedemli Mahallesi.
Bozkır Barajı'nın yapımı ve su tutmaya başlaması nedeniyle eski yerleşim yerinin solar altında kalacak olmasıydı.
Meram Belediyesi tarafından Konya merkezdeki Meram ilçesinde TOKİ iş birliğiyle yeni konutlar inşa edildi ve mahalle resmen Meram'a bağlandı.
Dedemli sakinleri için yapılan yeni konutlar, 2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından evsiz kalan depremzedelere bedelsiz olarak açılmasıyla da gündeme gelmişti
Öte yndan yüksek girdi maliyetleri (mazot, gübre, ilaç) ve yetersiz devlet destekleri tarımdan kopuşu hızlandırıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin açıklamasına göre, çiğ süt-yem paritesi olması gereken 1,5 seviyesinin altına, 1,14’e geriledi. Çiftçi bir litre süt sattığında alması gereken yemin ancak dörtte üçünü alabiliyor. Bu açık kapatılamayınca damızlık hayvanlar kesiliyor, ağıllar ve ardından evler boşalıyor; genç nüfus gidince üretim birkaç yaşlının eline kalıyor.
O KÖYLERE NE OLDU?
Türkiye için Köy boşaltma dalgası yeni bir olgu değil. 1960’larda Keban ve Karakaya barajları yüzlerce yerleşimi sular altında bıraktı. En sert dalga ise 1990’larda güvenlik gerekçeleriyle yaşandı ve binlerce yerleşim boşaltıldı. Sonrasındaki Köye Dönüş projelerine rağmen, bugün Şırnak ve Hakkari’deki 53 boş köy bu geri dönüşün büyük oranda kâğıt üzerinde kaldı.