Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e uzanan süreçte Türkiye'de doğa koruma anlayışı kurumsal bir yapıya dönüştürülürken, bugün milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar ve yaban hayatı geliştirme sahalarıyla yüzlerce alan koruma altında tutuluyor. Bu kapsamda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP), ülke genelinde yürüttüğü çalışmalarla biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve doğal mirasın gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynuyor. DKMP Genel Müdürü Kadir Çokçetin, yürütülen doğa koruma faaliyetlerine ilişkin bilgiler verdi.
"Doğal zenginliklerimizi korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışıyoruz"
DKMP olarak gelecek çalışmaların sürdürülmesine dair konuşan Çokçetin, "Türkiye'nin doğal zenginliklerini korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışmalar yürütüyoruz. Bu kapsamda milli parklar, tabiat parkları, tabiatı koruma alanları, yaban hayatı geliştirme sahaları ve sulak alanlar gibi farklı statülerde birçok bölgeyi korunan alan ilan ediyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında yürüttüğümüz doğa koruma faaliyetleriyle; biyoçeşitliliğin sürdürülebilir şekilde korunmasını ve doğal alanların bozulmadan geleceğe taşınmasını amaçlıyoruz" açıklamasında bulundu.

"Osmanlı döneminde de doğayı korumaya yönelik adımlar atılmıştır"
Doğa koruma fikrinin Türkiye'de yeni bir kavram olmadığını, Osmanlı Devleti'nde doğayı korumaya yönelik önemli adımlar atıldığını ifade eden Çokçetin, "15'inci yüzyıl ortalarında Fatih Sultan Mehmet'in bazı dere yataklarının tahribatını önlemek amacıyla tarım, hayvancılık ve inşa faaliyetlerini yasakladığı, ekolojik dengenin korunmasına dair ilk bilinçli çalışmaları uyguladığı bilinmektedir. Cumhuriyet döneminde 1956 yılında çıkarılan Orman Kanunu ile birlikte doğa koruma resmen devlet politikası haline gelirken, 1983'te yürürlüğe giren Milli Parklar Kanunu ile de milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı gibi korunan alan statülerini tanımlayarak bu süreci daha da kurumsallaştırmıştır" diye konuştu.
"Milli park sayımız 50'ye ulaştı"
Yapılan çalışmalarla birlikte ilan edilen ilk milli parka değinen Çokçetin, "Yozgat Çamlığı Milli Parkı 1958 yılında ülkemizin ilk korunan alanı olarak ilan edildi. O günden bu yana yapılan çalışmalarla birlikte milli park sayımız 50'ye ulaştı. Toplamda tabiat parkı gibi diğer statüleri de kattığımızda 690'a ulaşan korunan alan ilan etmiş durumdayız" ifadelerini kullandı.
Korunan alanların yüzölçümü 3,4 milyon hektarı aştı
Çokçetin, koruma altındaki 690 alanın toplam yüzölçümünün 3 milyon 468 bin 369 hektarı aştığını ifade etti. Aynı zamanda bu alanların Türkiye yüzölçümünün yaklaşık yüzde 4,4'üne karşılık geldiğini kaydetti.

"2025 yılında toplam 14 alanı daha koruma statüsüne kavuşturduk"
Geçen yıl koruma statüsüne ulaşan alanlarla ilgili veri paylaşan Kadir Çokçetin, "Ülkemizin doğal zenginliklerini korumak adına attığımız önemli adımlar sonucu 2025 yılında 1 milli park, 6 tabiat parkı ve 7 sulak alan olmak üzere toplam 14 alanı daha koruma statüsüne kavuşturduk. Korunan alan ilanlarıyla hem doğal mirasın korunmasına hem de ekoturizmin desteklenmesinde de önemli bir katkı sunuyoruz" dedi.

"Toplam 690 alanı korunan alan statüsü ile koruyoruz"
İklim değişikliğinin arttığı bir dönemde olunduğunu vurgulayan Çokçetin, "Türkiye'nin doğal zenginliklerini korumanın hem bir görev hem de bir sorumluluk olduğu bilinciyle sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin korunması için gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Doğal mirasımızı sürdürülebilir şekilde yönetmeye ve doğa dostu bir gelecek inşa etmeyi de kararlılıkla devam edeceğiz. Günümüz itibarıyla ülkemizde 50 milli park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı bulunuyor. Bunun yanında da 138 sulak alan ve 85 adet de yaban hayatı geliştirme sahası olmak üzere toplam 690 alanı korunan alan statüsü ile koruyoruz" şeklinde konuştu.