KONYA HABER
Konya
Açık
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

DUYGUSAL AYRIM: KÜLTÜREL MUTLULUK

YAYINLAMA:

Montaigne “ruhta ve bedende rahatlık olmadıkça, döşek rahat olmuş neye yarar?” diye sorar.

Büyük İskender’in dalkavukları onu Zeus’un yenilmez, ölümsüz oğlu olduğuna inandırmışlardı. Bir gün yaralanır ve yarasından kan aktığını görünce “buna ne diyeceksiniz bakalım” der, “kıpkızıl insan kanı değil mi bu? Homeros’un destanlarında Tanrıların yarasından akan kan hiç de böyle değildi.”

Şair Hermodoros’un Antigonos’a şiirlerinde “güneşin oğlu” ifadelerini kullanırmış; Antigones ise “Oturağımı döken adam benim güneşin oğlu olmadığımı çok iyi bilir” dermiş.

İnsan olarak her yerde her zaman hep insanız; özümüzde soyluluk, yani kültürel bir birikim yoksa dünya tacı giyilse çıplaktır. Bunların örnekleri de günümüzde apaçık meydandadır.

Ruhu kaba ve duygusuz olan izin yaşam neye benzer veya neye yarar? İnsanın sağlığı, düşüncesi, hisleri yerli yerinde değilse mutluluktan bir şey anlamaz.

Mutluluk da öğrenilen, kültürel ve sosyal bir olgudur. Verili değildir, kültüreldir öğreniriz. Örneğin Montaigene bununla ilgili şöyle bir benzetme yapar; “Nasıl dili pas tutmuş bir adam Yunan şarabından bir şey anlamazsa…

İyi şarabı öğrenmek, iyi yemeği bilmek veya gezmeyi, müziği, resmi, filmi okuyabilmek… Hodbin bir sanat anlayışından bahsetmiyorum; estetik bir anlayıştan bahsediyorum.

Kültürel mutluluk dediğim ailemizden getirdiklerimizle öğrendiklerimizi harmanlamak ve belli bir estetiğe, sadeliğe ulaşmak; bu sadelik üzerinden mutluluğu üretmek.

Mutluluğun bir sanatsal estetik ve manevi olgunlukla iç içe geçtiğini düşünüyorum. Buradaki maneviyat dinle ilişkili değil, değer yargılarıyla ilgili.

Yargı içermeyen bir değer mutluluğumuzun çimentosu olabilir.

Aynı şekilde mutluluğu “şunu yaparsam” mutlu oluruma indirgemek, yani mutu olmayı bir eyleme, bir söyleme, sanki onu pratik içine hapsetmek ve orada öldürmek gibi.

Mutluluk aslında bakarsanız huzurun da bir çıktısıdır.

Bu açıdan her şeyin yerli yerinde olması son derece önemlidir. Yani şarabın paslı olması, dilimizin, damağımızın pasın tadını biliyor olması ve bu ikisi birleştiğinde bir değerin ortaya çıkacağının kültürel olarak hesap edilmiş olması gerekiyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *