Bekir Salih KORKMAZ

Bekir Salih KORKMAZ

Ehliyet ve Liyakata Dair

Ehliyet ve Liyakata Dair

Bazı istisnaları olmakla birlikte bozulmalar yukarıdan aşağıya, düzelmeler ise aşağıdan yukarıya olur. Yani bozulma devletten, idareden, elit tabakadan başlar. "Balık baştan kokar" atasözü bu gerçeği çok güzel ifade eder. Düzelmeler ise halktan başlar. Yüce Allah, "Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz." (Râd, 11) buyuruyor. Eğer bir toplum sahip olduğu yüksek manevi değerleri korursa başlarına ehil insanlar geçer ve Allah Teâlâ onları çöküşten korur.

Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı'nın üç kıtaya yayılmış devasa bir dünya devleti haline geldiği yıllardır. Bu dönem, işin ehline verildiği, makamların sadece liyakate göre dağıtıldığı bir dönem olduğu için bir çobanın çocuğu bile sadrazam olabilmektedir. Babası çoban olan Sadrazam Rüstem Paşa buna en güzel örnektir.

Böylesine büyük ve güçlü bir devletin nasıl olup da yavaş yavaş yıkılışa sürüklendiğini göstermesi açısından Sultan Süleyman'ın vefatından sadece 29 yıl sonra Osmanlı tahtına oturan Sultan Üçüncü Mehmed'in liyakatli insan arayışları ve makam dağıtımındaki kayırmalardan yakınması oldukça düşündürücüdür.

Sultan Üçüncü Mehmed, bir gün yanında bulunan devlet büyükleriyle ülke meselelerini müzakere ederken ıstırapla dudaklarından şu cümleler dökülür: "Bu dünyada sözü doğru, hak tanır bir adam bulamadım."

Herkes şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar. Sultan'a niçin böyle bir hükme vardığını sorduklarında genç hükümdar şu cevabı verir:

"Şeyhülislam Bostanzade Efendi'ye iltifat ettim, derhal cahil bir kardeşini Rumeli kazaskeri yaptı. Gene cahil bir gence rica ile Selanik kadılığını verdirdi. Babamın hocası Saadeddin Efendi'ye iltifat ettim, 'doğru ve hak bilir dedim', o da oğlunu Anadolu kazaskerliğine ve bir diğer oğlunu da Edirne kadılığına tayin ettirdi. İşte görüyorsunuz, ben artık kime güveneyim?"

50 bin kişilik haçlı ordusuna karşı 5 bin kişilik ordusuyla aylarca Kanije kalesini müdafaa eden ve son bir gayretle hücum edip düşmanı alt eden Tiryaki Hasan Paşa'nın zaferi mağlubiyet haberleri almaktan bıkmış olan Sultan III. Mehmed'e ulaşır. Sultan Kanije Zaferi’ne çok sevinmiştir. Tiryaki Hasan Paşa’ya vezirlik rütbesi verir. Değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç, muhteşem şekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de kendisini ve askerlerini tebrik eden bir Hatt-ı Hümâyun (padişah fermanı) gönderir.

Hatt-ı Hümâyunu okuyan Hasan Paşa, birden hüngür hüngür ağlamaya başlar. Sevinmesi gerekirken bir anda ağlamaya başlaması herkesi şaşırtır, sebebini sorarlar.

Bizim gençliğimizde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, padişah mektubu yazılmazdı” der Hasan Paşa. “Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de artık vezirlik verilmeye, Hatt-ı Hümâyunlar yazılmaya başlanması, kaht-ı rical (adam kıtlığı) emaresidir ki, âcil tedbir düşünülmezse, Osmanlı’yı kasıp kavurur. Biz nerede idik, nereye geldik diye ağlıyorum!

Toplumdaki kaht-ı rical yani yetişmiş adam kıtlığı ile makamlara getirilen insanlardaki ehliyet ve liyakat konusundaki yetersizlikler geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmekte. Tek parti iktidarı zamanında da çok partili hayata geçtikten sonra da bu değişmedi. Her iktidar kendine yakın isimleri etkili ve yetkili makamlara atama derdine düştü. Liyakat sahibi insanları tercih etmek, işe alım ve yönetimde insanların hakkının yenmediği adil bir düzen kurmak yerine ideolojik tarafgirlikle hareket edildi.

Mesela 90'lı yıllarda o dönem çok düşük maaş alan SSK emeklilerine "Size bayramdan önce maaş vermeyeceğim. Çünkü benden alacağınız maaşlarla gidip kurban keseceksiniz. Maaşınızı bayramdan sonra vereceğim." diyen dönemin CHP'li Çalışma Bakanı Mehmet Moğultay, "yargıdaki kadrolaşmayı başlatan adam" olarak bilinmektedir. Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde sarfettiği “Kadroları örgütüme vermeyip de milliyetçilere mi verseydim?” sözü ile meşhurdur.

Tepede durum bu iken taban çok farklı değildi. Herkes "Bal tutan parmağını yalar" atasözünü bizzat uygulamaya çalıştı. İktidara yakın olup ya da yakın görünüp iktidarın nimetlerinden faydalanmak istedi. Herkes Ankara'da bir dayı bulma derdine düştü. "Ne yapalım, düzen böyle. Herkes torpil yaptırıyor. Torpil yaptırmayalım, emmi dayıyı araya sokmayalım da başkaları mı girsin işe?" demek çoğumuz için normal kabul edilir oldu. İnsanlar önce kendinden sorumlu olduğunu, ahiret gününü, helal ve haramı unuttu.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, toplum olarak düzelmek, çocuklarımıza aydınlık ve müreffeh bir ülke bırakmak istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz. Bunun için de helal haram bilinci ile hareket etmek en birinci vazifemiz olsa gerek.

Acilen bu kokuşmuş eğitim sistemini baştan aşağı yenilemeli, test çözmekten ziyade nitelikli ve iyi insan yetiştirmeye odaklanmış, kaynağını köklerimizden ve değerlerimizden alan bir sistem kurmalıyız. Yıllardır heba olan gençlerimizin bir tanesini dahi kaybetmeye hakkımız da tahammülümüz de kalmadı artık.

Nitelikli, ehliyet ve liyakat sahibi insanların bileğinin hakkıyla hak ettiği her konuma gelebilmesinin önü açılmalı. Mülakat gibi sınavlar yapılacaksa bile adil olmalı. İnsan hayatı bir ya da birkaç kişinin iki dudağının arasından çıkacak cümleye hapsedilmemeli. Hiç kimsenin torpil yapma ve yaptırma gibi bir düşünceyi aklından geçirmediği, en iyi soru çözenlerin değil en iyi sorun çözen, vazifesini en iyi şekilde icra eden, bu ülkeye gerçek manada hizmet edenlerin işe alındığı bir düzen kurmalı. Herkes bulunduğu mevkide en iyisi olduğunda, herkes verilen vazifeyi hakkıyla yaptığında, işte o zaman başka türküler söyleyeceğiz. Dünya başka türlü dönecek…

Martin Luther’in o meşhur sözüyle bitirecek olursak; “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ‘Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir Salih KORKMAZ Arşivi
SON YAZILAR