Fahrettin Damga

Fahrettin Damga

Batı’da İslam düşmanlığı neden virüs gibi yayılıyor?

Batı’da İslam düşmanlığı neden virüs gibi yayılıyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Toplantısı için bulunduğu ABD’de katıldığı Daha adil bir dünya mümkün’’ başlıklı toplantıda İslam düşmanlığına dikkat çekti.

Erdoğan konuşmasında; İslam düşmanlığı virüsü hızlı bir şekilde yayılıyor. Birçok ülkede inancından dilinden kılık kıyafetinden dolayı Müslümanlar ötekileştiriliyor’’ tespitini yaptı.

Bir anlamda bize insan hakları ve demokrasinin beşiği diye yutturulmaya çalışılan batının gerçek yüzünü ifşa etti. Müslüman halklarda yaşanan uyanış elbette kurulu sistem eliyle onları sömürgeleştiren devletlerde paniğe sebep oluyor. Her gün sahada yeni stratejiler görüyoruz. Müslüman coğrafyayı kontrollerinde tutmak için. Kendi halkını yükselen İslam dünyasına karşı örgütleme çabaları bunlar.

DEAŞ, El Kaide ve Boko Haram tarzı örgütlerin görevi de tam da bu. Kendi halklarına laboratuvarlarında kendi istihbarat kurumları tarafından üretilen Müslüman kılığındaki örgütler eliyle İslam’ı eli kanlı, hak hukuk, masum suçlu dinlemeden katleden, kafa kesen bir din olarak lanse ediyorlar.

İslam’ı olmadığı şekilde göstererek kendi halklarını Müslümanlara karşı örgütlemeye çalışıyorlar. Bunu da çoğu ülke devlet politikası olarak uyguluyor. Buna hiç şüpheniz olmasın.

Kurdukları düzenin sonunun geldiğinin onlar da farkında. O düzen sonrasındaki olası çatışmalara hazırlanıyorlar. Almanya dahil bir çok devlet, istihbarat kurumları üzerinden el altından ırkçı örgütlerle işbirliği yaparak İslam karşıtlığını körüklüyor.

Son dönemde özellikle Fransa’da Müslümanlara yönelik çıkartılan haksız hukusuz ve ötekileştiren yasaların bizzat devlet başkanı Macron tarafından desteklendiğini görüyoruz. Zaman zaman İslam’a ve Müslümanlara karşı zıvanadan çıktığını, yaptığı İslam düşmanı açıklamaları görüyoruz.

O demokrasi ve insan hakları havarilerinden ise elbette ses çıkmıyor. O hassasiyet zaten sadece müdahale etmek istedikleri ülkeler için bir bahaneden ibaret. Batıda hiçbir zaman kendilerinden olmayan için ne demokrasi ne insan hakları geçerli oldu. Farklılıkların uyum içinde yaşadığı koca bir yalan ve algı.

Kendi çağırdıkları ve sanayileri için mecbur kaldıkları Türk işçiler 3. kuşaktır Almanya’da. 4. kuşak geldi, çoğu da artık işçi değil. İş adamı olup binlerce işçi çalıştıranlar var. Toplumun her kesiminde varlar. Artık onların lütfettiklerine muhtaç değiller. Fakat hâlâ yaşadıkları sıkıntı ortada. Camiler saldırıya uğruyor. Çocuklar ellerinden türlü bahanelerle alınmaya çalışılıyor. Uyum sağlamaları yetmiyor asimile etmeye çalışıyorlar. Direnenleri türlü bahanelerle sınır dışı ediyorlar. Velhasıl onca yıldır içlerinde yaşayanları sırf Müslüman oldukları için bünyeleri bir türlü kabullenemiyor. Hıristiyan damarları ağır basıyor. Müslüman olmayanlarla bir dertleri yok. Onlarla can ciğer kuzu sarması olabiliyorlar. Yaşananlar ırkçılık olarak adlandırılsa da gerçek anlamda İslam düşmanlığı’’. Bunu açıktan devlet olarak dillendiremeseler de gerçek bu. Yaşayan bilir misali.

Gittikçe yükselen bir İslam karşıtlığıyla karşı karşıyayız. Yokmuş gibi davranmak, kafamızı kuma gömmek mümkün değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da fırsat buldukça bu konuyu gündeme getiriyor. İyi de yapıyor. Maskelerini indirip gerçek yüzlerini gösteriyor onlara. Onların en çok rahatsız oldukları şey bu. Alışmışlar yüzümüze sürekli gülümseyip perde arkasından iş çevirmeyi. Nasılsa anlamazlar, biz yine yaparız yapacağımızı diye düşünüyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan gerçekleri söyleyince sinirleniyor, inkar ediyorlar. Oysa sahada yaşananlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğruluyor.

Dünya’da İslam düşmanlığı planlı bir şekilde yükseltiliyor. Müslümanların kendileriyle eşit şartlara sahip olmasını istemeyenler tarafından örgütleniyor bu karşıtlık. Giderek aydınlanan ve güçlenen Müslümanların onlardan yıllardır İslam coğrafyasında yaptıklarının ve çektirdikleri acıların hesabını soracağından korkuyorlar.

Bu yüzden de gittikçe agresifleşiyorlar. Zamanlarının daraldığını ve bir an evvel tedbir almaları gerektiğini düşünüyorlar.

Paniklemekte haklılar. Gelişmelerin onları korkutması normal. Kendi içlerinden bazıları çok önemli tespitler yapıyor. Özellikle de Türkiye’nin yükselişine ve etkisine dönük.

Hep deriz ya Türkiye sadece Türkiye’den ibaret değildir diye. Bunu teyit eden gelişmelerden bahsediyorlar. Artık daha yüksek sesle dillendiriliyor hem de. Bunun sürekli dillendirilmesi bir anlamda Batı’yı alarma geçirme amaçlı da olabilir. Fakat gerçeğin ta kendisi. Tespit doğru. Hem de nokta atışı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca gerçekleştirilen bir mülakatta Douglas ve Sarah Allison Dış Politika Merkezi Direktörü Luke Coffey, "Son beş ya da altı yıl bize bir şey öğrettiyse o da Orta Asya, Kafkaslar ve Afganistan'da Türk etkisinin yükselişte olması ve Türkiye'nin bu bölgede daha etkili bir aktör haline gelmesidir. Dolayısıyla şu anda zorlu bir ilişkimiz olmasına rağmen Türkiye'nin müttefikimiz ve NATO'da olması ABD'ye çok büyük yarar sağlıyor. tespitini yapmış.

Emin olun, sadece bu paragraf için sayfalar dolusu yazı yazılabilir. İçimizden biri bunu zikrettiğinde içimizdeki algı operatörleri o çıkan sesi bastırmak için olmadık şeyler iddia eder, görülmemesi, üzerinde düşünülmemesi için her türlü şeyi yaparlar.

Oysa bir ABD’li yapıyor tespiti. Türkiye’nin yükselişini ve gücünü ilan ediyor Dünya’ya. Türkiye’nin Karabağ’da, Orta Asya’da, Afganistan’da, Libya’da, Afrika’da, Balkanlar’da yaptıklarının ve ne yapmaya çalıştığının farkında. Üstelik bunun bugün olmadığının farkında.

Türkiye'nin bahsedilen bölgelere etkisinin son beş altı yıldır yükseldiğini vurguluyor. Oysa daha da eski. Fark ettikleri tarih belki 5-6 yıl önce olabilir.

Esas çarpıcı olan tespit, Biden yönetiminin arkasına bakmadan kaçtığı, 20 yıllık işgalin ardından yenilip düşman ilan ettikleri Taliban’la anlaşma zorunda kalarak terk ettikleri Afganistan’la ilgili.

Coffey Türkiye’nin Afganistan’da nasıl göründüğü çok çarpıcı bir şekilde ifade ediyor. Türk askerinin Afganistan’daki rolünü de teyit etmiş oluyor. Diyor ki Coffey;

"Afganistan söz konusu olduğunda Türkiye Afganistan’da ABD için asgari bir rol üstlenebilir. Taliban karşısında ABD'nin çıkarlarını destekleyebilir ya da bunların iletilmesi konusunda küçük bir rol üstlenebilir. Diyelim ki bir rehine durumu söz konusu olursa ya da insani yardım dağıtılması gerekirse Türkiye Taliban ile koordinasyonu sağlayabilir çünkü bence tüm taraflar Türkiye'yi Afganistan'da tarafsız bir arabulucu olarak görüyor. İster Taliban'ı destekleyin ister direniş hareketini destekleyin ya da gerçekten sadece hayatına devam etmek isteyen biri olun, bence Türkiye ve Türk bayrağı tarafsızlığı simgeliyor. Yani Türkiye tarafsız bir arabulucu olarak görülüyor ve bu hem ABD'ye hem de Afganistan halkına fayda sağlayabilir."

Yani, Türkiye ve Türk Bayrağı Afganistan’da tarafsızlığı simgeliyor. Bir güven unsuru. Bir işgalci olarak görülmüyor. Ne dün ne de bugün.

O sebeple geçmişte ABD askerleri bile arabalarına Türk bayrağı çekerek gezmek zorunda kalıyorlardı Afganistan’da. Yoksa saldırıya uğramaları kaçınılmaz oluyordu. İşte bu durumu da teyit etmiş oluyor Coffey.

ABD’nin yenilerek Afganistan’dan çekilmesinin ABD’nin Dünya’daki imajına zarar vereceğini de söylüyor. Ki gerçekte öyle zaten.

ABD'nin Afganistan'dan çekilme sürecindeki yaptıklarının müttefiklerince soru işaretleriyle karşılandığını belirten Coffey, Biden yönetiminin bu süreci iyi yönetemediğini iddia ediyor ve sözlerine şöyle devam ediyor;"Elbette sadece Biden yönetiminin itibarı zedelenmedi, aynı zamanda Biden yönetiminin Afganistan’da yaptıkları nedeniyle Amerika'nın dünyadaki imajı ve prestiji de lekelendi. Bu nedenle de Taliban 2001 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının meydana geldiği 20 yıl öncesine kıyasla bugün Afganistan'ın çok daha büyük bir kısmını kontrol ediyor. Biden yönetiminin bu hareketi, ortaklarımızın ve müttefiklerimizin birçoğunun Amerikan kararlılığını sorgulamasına neden oldu.

Bu tespitler nokta atışı ve arşivlik tespitler. Türkiye’nin gerçekte ne olduğu, gücü ve etkisi dışarıdan çok daha iyi görülüyor.

Maalesef milletimizin epey bir kısmı içimizdeki batı adına vazife yapanların gürültüsünden bu gelişmenin henüz farkında bile değil.

Kim olursa olsun, vatanını ve milletini seven insanımıza düşen de bu gerçekleri inatla anlatmak. Zira gerçek net.

Türkiye yükselişe geçti.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fahrettin Damga Arşivi