KONYA HABER
Konya
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Kadına Şiddet Değil Toplumsal Cinnet

YAYINLAMA:

Bu çarşamba günü bir adam müsveddesi, ayrılmak isteyen, henüz 23 yaşındaki sevgilisi "Şebnem Şirin"i katletti, aynı gün yine başka bir adam müsveddesi, arabası çizildiği için, göz kulak olmayan kapıcının ölüm fermanını imzaladı. Bunlar sadece 1 günün, basına yansıyan kısmı. Hemen her gün benzer haberler, zaten zor sahip çıktığımız, akıl melekemizin ayarlarıyla oynuyor. Allah aklımıza mukayyit olsun.

Z kuşağı dedikleri nesil belki bilmez de, yaşı 50’yi devirmiş olanlar bilir, eskiden ‘üçüncü sayfa haberleri’ diye kategorize edilen haberler vardı gazetelerde. Cinayet, soygun, intihar, taciz, saldırı, tecavüz gibi haberler bu kategoriye girerdi. Fazla olmazdı. Öyle ki, zaman zaman gazeteler bu meşhur üçüncü sayfayı doldurmakta zorlanır, bu açık, haber fotoğrafları büyük kullanılarak kapatılırdı.

Peki ne oldu da bu üçüncü sayfa haberleri manşete dönüştü?

Ekonomisi bir türlü dengeye oturamamış, canım ülkemde, hemen her alandaki dengesizlik artarak devam ediyor.

Pandemi sürecinin de etkisiyle zaten tekleyerek dönen ekonomik dişliler, rahmetli Özal'ın, orta direk diye tabir ettiği kesimi yerle bir etti.

Çok uzağa gitmeden son 5 yıla baktığımızda, kapanan binlerce işyeri, işsizlik, açlık, yoksulluk sonucu. çocuğuna okul harçlığı veremeyen, ailesine yiyecek alamayan annelerin babaların intiharları, cinnetin akla hayale gelmeyen türleri, gazetelere ana sayfa haberi olarak yansımaya başladı. 

 Türkiye'de 80'li ve 90'lı yıllarda toplumsal cinnetin eşiğinden dönülmüştür aslında. Tarihinde ilk kez bu dönemde açlıktan ölüm yaşanmıştı. Kamu için memur alım sınavları stadyumlarda yapılır olmuştu.

2000'li yılların başında azalma eğilimi gösteren toplumsal cinnete yol açan etkenler, hortlayarak, yok olmadığını, kendini geliştirmiş olarak varlığını devam ettirdiğini ispat ediyor.

Özgürlükler kısıtlı, ekonomik sıkıntılar had safhada, gelir-gider dengesizliği her geçen gün biraz daha artıyor. Eğitimde yaşanan kaos, adalet kavramının anlamını yitirmesi, nefret söylemleri, toplumdaki yarın endişesini körüklüyor. Umutsuzluk, karamsarlık günden güne büyüyor.

Akşam işinden, okulundan gelen tek eğlencesi olan televizyona sarılan Türk toplumunun kadını, erkeği genci yaşlısı, Esra Erol versiyonu programdan kendini kurtarabildiyse, biraz dünyadan ve ülkemden haberdar olayım, vizyon sahibi olayım ilkesiyle, haber ajanslarını zaplamaya başlar,  hoş zaplamayı gerek de yok aslında haberlerin sıralaması dahi aynıdır kanallarda. İlk sıra elbette siyasetçilerin orta oyunu, ardından fiyat güncellemelerine ayrılan 2 dakikalık süre ve ana haberin olmazsa olmazı pastanın en büyüğüne sahip kısmı, konu ettiğimiz cinnet, cinayet, şiddetle son bulur bülten. Hâlâ küfredip kapatmadıysa televizyonu çayını içerken tamamen Türk toplumuna özgü hayatları işleyen bir de dizi patlatır yatmadan önce.

Tablo bu şekilde olunca ve toplumda iyiye gidişe dair bir ışığa ümit olmadıkça, yaşanan bu sapkınlıkları, sadece kadına şiddet olarak kısıtlamak doğru bir tespit gibi durmuyor.

Çocuğa taciz, trafik terörü, namus, alacak verecek, ailesini katleden, kavgayı ayırmaya teşebbüs eden, otobüste maske tak diyen... Ağız kavgasıyla belki de şakayla başlayıp mezarlıkta son bulan olaylar zinciri ne kadına şiddet, ne erkek şiddeti, en net ifadeyle toplumsal cinnet…

Her gün şahit olduğumuz bu haberlerin kızgınlığıyla yazmış olduğum bu satırları, lütfen hiç kimse, işin kolayına kaçarak şucu, bucu diyerek kategorize etmesin. Allah muhafaza yarın trafikte ya da markette karşılaşacağınız bir cani, sizi katletmeden önce siyasi görüşünüzü sormayacak. Gemimiz yüksek oranda su alıyor. Bizim, ne dinimiz ne örf adetimizde bunlar yok, bunlar hiç bir zaman sıradanlaşmamalı.

Siyasilerin arzu ettiği gibi birbirimizden ayrışmak yerine, önceliğimiz, hepimizin taraf olduğu siyasiye bu gemi batmadan önce tedbir alın baskısına yoğunlaşmak olmalı.

Kalın sağlıcakla...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *