KONYA HABER
Konya
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,0867 %0,34
48,0345 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Bozkır’ın Sessiz Tanıkları: Kültürel Mirasın İzinde

YAYINLAMA:

Tarih, her zaman yazıyla anlatılmaz; bazen taşlarda, sütunlarda, toprak altındaki izlerde dile gelir. Konya ve çevresi, Antik Çağ'da Lykaonia ve Isauria adıyla anılan ve Roma ile Geç Bizans dönemlerinde önemli yerleşimlere ev sahipliği yapan bir bölgedir. Bugün Anadolu’nun kalbinde, bozkırın ortasında sessizce ayakta kalmayı başaran bu kalıntılar, sadece geçmişe değil, geleceğe de birer mirastır. Aynı bu tarihe tanıklık eden yerleşimler dönemin doğu ile batı arasında geçiş güzergahı üzerinde olduğundan dolayı yine kültürel bir sentez içermektedir.

Iconium, Kilistra, Derbe, Lystra, Laodikeia Katakekaumene, Barata, Savatra, Amblada, Astra, Artanada, Vasada ve daha niceleri… Her biri, zamanında birer dini, ticari ya da askeri merkez olarak öne çıkan, Roma mühendisliğinin ve Geç Bizans mimarisinin örneklerini barındıran kentlerdi. Bugün ise çoğu, kırsal alanların sessizliğine gömülmüş durumda. Üzerlerinde hayvan otlatılıyor, bazıları tarla içinde kaybolmuş ya da definecilerin hoyrat kazılarıyla zarar görmüş. Oysa bu alanlar, yalnızca arkeologlara değil, herkese, yani yaşayan topluma da sesleniyor: “Unutmayın, biz buradayız.”

Kültürel miras sadece kazılarla gün yüzüne çıkan yapılarla sınırlı değildir. Aynı zamanda geçmişle kurduğumuz bağın, kolektif hafızamızın, kimliğimizin bir parçasıdır. Konya, Mevlana ile anılır, Selçuklu mirasıyla bilinir hep; ama bu topraklarda Roma lejyonlarının ayak sesleri de duyulmuş, Bizans'ın taş ustaları da iz bırakmıştır.

Bugün yapılması gereken, bu çok katmanlı tarihi bir arada görmek, korumak ve anlatmaktır. Yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları, bu alanların hem bilimsel hem de turistik potansiyelini değerlendirmeli. Koruma, yalnızca restorasyonla değil, aynı zamanda bilinçlendirme ile de olur. Çocuklarımıza bu antik kentlerin hikâyelerini anlatmalı, onları sadece bir “taş yığını” değil, geçmişin yaşayan tanıkları olarak görmelerini sağlamalıyız.

Konya’nın kültürel mirası yalnızca geçmişin değil, geleceğin de inşasında önemli bir yer tutuyor. Unutmayalım: Kültürel mirası korumak, sadece tarihçilere veya arkeologlara düşmez; bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *