KONYA HABER
Konya
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Küresel Batı (Etnosentrizm)

YAYINLAMA:

Gerçekte ‘küreselleşme karşıtları’ hep vardı. Sosyalist dünyayı bir tarafa bırakırsak küreselleşme karşıtları bir avuç ‘anarşist’ten ileri gidemiyordu. İpini koparmış, ‘her şeye karşı’ (anarşizm düşüncesi pür özgürlükten yana olduğundan, kendilerini sınırlandıran her şeye, hatta devlete karşıdır) ve kendisince ‘elitist’ ve birçoğu maceracı bu küçük azınlığın özgül ağırlığı olmadığından eylemleri ‘magazin’ olmanın ötesine geçemiyordu. Bir de ‘kolonize yapı’nın ağır baskılarıyla kabuğuna çekilmiş sessiz-bastırılmış ‘çoğunluk’ var ki; konunun detayını ilerleyen değerlendirmelerimizde ele alacağız inşallah...

Bu böyledir; kimi zaman sonuç almak için yüz yıl beklemek gerekir. Yeter ki ‘ruh’ korunsun. Ancak durumun farkında olan kolonize yapı ve içerideki temsilcileri asıl önemi de bu kısma verir. Türk toplumu için böyle olmuştur mesela… Konu medeniyet bağını sağlayan kanalların zayıflatılması ile ilgilidir. Ve önlem ilk günden alınmıştır; ‘Tevhid-i Tedrisat…’ Son toplumsal olaylarda sokağa inmiş olanlar da meyve…

Doğrusu küreselleşme sadece bizimle de ilgili değildir. Literatüre bile girmiştir; ‘etnosentrizm…’ Etnosentrizm diğer medeniyetleri kendi medeniyetine ‘bağlayarak’ değerlendirilmesi anlamına gelen bir hayat felsefesidir. Literatüre sokan da (W. G. Sumner) aynı görüşte zaten… Sumner etnosentrizm'i "birinin kendi grubunun her şeyin merkezi olduğu ve diğerlerinin ona göre ölçeklendirildiği ve derecelendirildiği şeylerin görüşü için kullanılan teknik isim" olarak tanımlamıştır. Ve etnosentrizmin sıklıkla gurura, kibre, kişinin kendi grubunun üstünlüğüne inanmaya ve dışarıdakilere karşı küçümsemeye yol açtığını belirtmiştir (alıntı).

Doğal olarak da merkeze ‘güçlü’ olan yerleşmekte… İşte o güçlü olan son birkaç yüzyıldır ‘Batı’ medeniyetidir ki; zaman içerisinde etkileşime girdiği ama yok edemediği medeniyetlerin tamamını fosilleştirmiştir. Bugün Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı pek çok toplumda, değişik gerekçelerle batı medeniyetinin değerlerini savunan, hatta vekil iktidar gücünü kullanan kesimlerin varlığı durumla ilgilidir. Doğal olarak da bu çevreler ‘geri besleme’ yapmakta ve zaman içerisinde kendi kendini besleyen bu yapı gündelik işi ile meşgul kimseler nezdinde rutinleşmiş kabul edilmektedir.

Bu yönüyle etnosentrizm aslına bir tür ırkçılıktır. Başına bela açsa da Batı bu hastalıklı ruh halinden vazgeçememektedir. İşte şartlar biraz sıkılaşınca nasıl da yükseldi ırkçı partiler; Amerika’da da Avrupa’da da… Bizdeki ayrışma da söz konusu etkileşimle ilgilidir. Nitekim Türkiye’deki ‘milliyetçi’ toplumsal yapı Suriyelileri öne sürerek ayrışmış ve ‘ırkçılığı’ çağrıştıran söylemleri az da olsa taraftar bulmuştur.

Yugoslavya gibi kimi ülkelerde savaşa dönüşse de etnosentirzm daha çok ‘soft’ bir kavramdır. İnsanların bilinçaltına girerek onları ‘ikna’ yöntemiyle kendi saflarına çeker. Ülkemizdeki ‘batının planlarını kendi düşünceleri zanneden’ (Cahit Zarifoğlu) eksik aydın entelektüel (yani ahmak güruh) işte bu yüzden ‘kraldan daha çok kralcıdır.’

Tabii Batı böyle anlatmıyor olan bitenleri… Nitekim söz konusu medeniyet in değerleri adeta kutsallaşmıştır. Demokrasi mesela… Millet de söz hakkı olduğunu zannederek mutlu olur kendisince... Oysa amaç gaz birikimini tahliye etmektir. Zira bir gün gerçekten iktidar olacak olsa vekil güçler derhal harekete geçer. Toplum olarak çok sayıda da tecrübemiz vardır malum...

Ya da ‘farklılık içinde birlik’ (Avrupa Birliğinin mottosudur) sloganı içerisinde bir ‘çeşni’ olmanın ötesine geçemezsiniz. Gerçi çeşni olarak da kabul etmiyor ya… (Türkiye’nin altmış küsur yıldır bekleyen üyelik talebini düşünün).

Amerika’da kendinizi ‘özgürlük denizinde’ zannedersiniz bu propagandaya göre... Heykelini bile dikmişlerdir. Ama işte sokak ortasında bir kız öğrenciyi Filistin’e destek etkinliğinde adı geçti diye ‘yaka-paça’ alırlar; sorgusuz sualsiz… Hatırası bile kalmayan ‘Kızılderili’ medeniyeti aslında her şeyin ispatıdır.

Öyle ya; ruhunu teslim etmişsen seninle neden uğraşsın ki… ‘Dr. OZ’den geriye ne kalmıştır mesela… Senatör olmak için vatandaşlıktan vaz geçme taahhüdü bir yana, üst düzey yeni görevine ‘İncil’e el basarak başlamakta bir beis görmemiştir. Gerçi Kur’an’a el bassa ne değişecek… Ya da Cem Özdemir; bu ülkeye has her ne varsa karşısında… Ya da bu ülkeye ilişkin her ne varsa arkasında-yanında…

Gerçekte kültürel soykırım olan globalleşmenin bu ayağı ‘modernizm’ diye konmaktadır insanların önüne… Merkeze ‘Batı’ konunca batı dışı toplumların ‘uygarlaştırılması’ ihtiyacı doğmaktadır. Aslında Amerika’nın, ‘demokrasi götürmek için’ Irak’ı işgali bu politikanın dışa vurumundan başka bir şey değildir. Kültürel soykırım (asimilasyon) ise ‘entegrasyon’ adı altında yumuşatılmaktadır.

Batı sadece insanı değil toplumları da ‘evrimleştirdiğinden’ sömürgeciliği dahi meşrulaştırmaktadır. Zira sömürgecilik sadece kaynaklara el koymak değil ‘değerlerin’ dayatılmasıdır. Siz sömürge topraklarında İngilizcenin, Fransızcanın, Portekizce’nin hangi sebebe binaen hala resmi dil olduğunu zannediyorsunuz. Onlara göre en gelişmiş insan Batı’da yaşayan ‘Beyaz’ insandır. Her nasıl Roma onları köleleştirmiş ve bu sayede milli bilinç oluşmuşsa, geçmişte doğrudan, şimdilerde ise içerideki vekilleri ile yönettikleri toplumlar medenileşecek!... Elbette bu ‘yerel’ kaynakların sömürülmesi için profesyonelce tasarlanmış kamuflajdan başka bir şey değildir.

İşin ilginci bütün bunların ‘sömürülenlerce’ de kabul görmesi… Sömürgecileri üstün gördüklerinden de onlara ‘Sir’ diye hitap ederler. Türkiye’de ise, şimdilerde şükürler olsun aşıldı, uzun yıllar devam eden (hala da kimi kesimlerde öyle olan) aşağılık kompleksi, Osmanlı’nın son dönemlerinde İngiliz elçisi için ‘koşumluk at’ seviyesine kadar indirmişti (https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/ingiliz-buyukelcisinin-arabasini-kendi-kollariyla-cektiler/). İşte bütün bunlar da ‘küreselleşme’ ile ilgili… (devam edecek).

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *