KONYA HABER
Konya
Açık
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1611 %0,30
48,1503 %0,33
4.561,34 % 0,00
Ara

Siyaset: Hokkabazlık...

YAYINLAMA:

Bugünkü siyaset anlayışında seçim dönemlerinde ortalık toz-dumana dönüyor. Adeta kimin eli kimin cebinde belli değil... Gündelik meşguliyeti nedeniyle duruma vakıf olmayan sıradan insansa kimi dinlese haklı zannediyor. Başarınız ise cambazlık-hokkabazlık becerinizle orantılı... Bir şey yapmanız da gerekmiyor. İnsanların kafasında bir şey yapıyor fikri oluşturursanız söz de makam da sizin... Çünkü siyaset bir ikna sanatı ve nasıl ikna ettiğinizin de bir önemi yok… ‘Ankara’ya deniz getireceğim’ bile deseniz duruma teşne olabilecekleri bulabilirsiniz. Yeter ki, ikna beceriniz olsun... Aklıyla hareket edenleri muhatap almak isterseniz eğer, varlığınızdan bile kimsecikler haberdar olmaz.

Hırs, ihtiras ve kin öylesine zirve yapmıştır ki, uçuruma gidiyor olsanız dahi görecek durumda değilsinizdir. Bu, II. Abdülhamit’e karşı Osmanlı’da da yaşanmıştı. Bakın bütün o olup bitenlerden sonra nasıl itirafta bulunmuştu o ateşli muhaliflerden birisi: “Abdülhamid düşmanlığı gözlerimizi o kadar kör etmişti ki, Mekteb-i Tıbbiye’ye İngiliz bayrağı çekecek kadar alçalmıştık.”

Ne kadar benziyor değil mi günümüz siyaset anlayışına... Söz gelimi fırsat bulsa FETÖ neyle değişmez mesela memleketi... Mesele A veya B partisinden çok daha öte anlam taşıyor oysa... Politik bakış açısı ile meseleler tahlil edilemiyor çünkü... Yaşanan şey bir vehim ve buna dayalı suizan... Yani olmayan bir şey üzerine verilen hüküm...

Her iddiaya kendi içerisinde mantıklı bir gerekçe bulabilirsiniz elbette ama, mantıksal açıklama iddianın doğru olduğunu göstermez. Sizi ikna etmek için elbette önünüze bir dolu gerekçe konabilir. Zira bu onların en yetenekli oldukları konudur; ‘hakikati saptırma' yeteneği... Böyle olunca da ‘politikacı’ doğruyu-hakikati söyleyenden değil, hakikati en iyi kamufle edenden çıkıyor.

Çok laf söylemek, ortalıklarda gözükmek, her taşın altından çıkmak değildir marifet... Nitekim pek çok politikacı kendisinin de inanmadığı bir çuval dolusu laf eder kalabalıklar önünde, ama tamamı bir incir çekirdeğini doldurmaz. Kimi zaman muhatabın vücut dili, güzelliği-yakışıklılığı, kadın-erkek olması, giyim tarzı sizi yanıltır. Oysa önemli olan ‘zarf değil, mazruftur.’ Ama siyasi partiler "zarf" önceliklidir. Bu bir sorun değil mi sizce de...

Ben şahsen politik bir bakışın suistimale çok açık olduğu kanaatindeyim. Bakış açısı, hangi pencereden bakıldığı ve görme yetisi (basiret-feraset ya da vizyon) olayı doğru tahlil konusunda kişiye sınırlandırmalar getiriyor zira... Oysa marifet hakikati ifade etmeyi gerektirir ve iltifatı da gerektirmez. Ne var ki; politik angajmanın böyle bir derdi yoktur.

Öte yandan içeriğine bakılmaksızın bütün 'politik' söylemler değersizdir. Politik söylem ne mi dediniz; ‘aidiyet’ öncelikli söylenmiş sözdür. Parti, cemaat, kavim, etnik kimlik ya da kişisel çıkar... Çünkü bu söylemde hakikatin ne olduğunun bir önemi yoktur. Bir şeyin ispatlanması ya da üstünü örtme gayreti vardır. Bunun hangi refleksle söylendiğinin de bir önemi yoktur. Bu yüzden söylenen şey doğru olsa bile değersizdir. Çünkü niyet sakattır.

Siyaset kurumunu çirkinleştiren bizatihi insanın kendisi... Yani çirkin olan siyaset değil onu icra eden insan… Sorumlu insan için gündelik siyasette hemen her şeyin samimiyetten uzak olması siyaset kurumuna ilişkin büyük bir sorun... Bugünkü anlamda diyorum elbette… Yani parti politikası olarak… İktidar-muhalefet de fark etmiyor. İkna etmeniz gereken bir kitle var ve başarınızı belirleyen de icraatınız ya da samimiyetiniz değil, ikna kabiliyetiniz…

İkna merkeze konunca inanmadığınızı da savunur, yalan söylemekten de çekinmezsiniz. İktidarsanız eleştirmez, muhalefetseniz başarıyı takdir etmez, itibarsızlaştırmanın yollarını ararsınız. Eğer kamu kaynakları elinizde ise, özellikle de seçim söz konusu olduğunda har vurup harman savurabilirsiniz. Popülizm denen şey yani… Hiç kimseye de ‘hayır’ diyemezsiniz. Siyasi destek menfaatle taçlanıyorsa, buna bir de kutsallar alet ediliyorsa, vah ki ne vah...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *