KONYA HABER
Konya
Açık
33°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Take off

YAYINLAMA:

İslam kendisini anlayamamış olanların etkili olduğu üç yüz yılı aşkın bir süreç yaşadı. Belki bu süre tüm İslam tarihindeki en uzun fetrettir. Ama her zorluktan sonra bir kolaylığın olması sünnetullahın bir gereği değil mi… Dip noktasını şükür geçtik artık ama, çok ağır bedeller yaşandı, çok ağır faturalar ödendi. Ekonomilerde kriz dönemleri sonrası krizden çıkışı temsil etmek üzere için bir benzetme vardır; ‘U’ ya da ‘V’ diye... Kriz dip yaptı çıkış başladı anlamında… Oralardayız Efendim...

Toplumlar kendilerini ayakta tutan medeniyetlerin kodlarını çözmekte zaafiyet gösterip geriye düştüğünde, geçmişte rafa kaldırılmış her ne hesap ya da bir gün açılmak üzere dondurucuya konmuş hangi problem varsa önünüze getirilir. Düşünsenize İslam toplumu zaafiyet geçirdiğinde iki bin küsur senedir bekletilen sorunlar bile kondu önüne ve işte o meş’um devleti hortlatabildiler.

Bir anda olmamıştır elbette bütün bunlar… Periferisi de vardır, ‘background’u da, hinterlandı da… Hatta sivil toplumu, think-tank kuruluşu, mali yardım kanalları da… Sizce hangi sebebe binaen ülkenizdeki kimi çevreleri destekler; sözgelimi Alman Konrad Adenauer vakfı, Soros vakfı... Ya da neden vardır; Amerikan Fulbright bursları, Jean Monnet bursları, Avrupa Birliği mali yardımları... Bunlar içerisinde herhangi birisinin Batı’nın evrensel diye pazarladığı değerlerini savunmayan, ona karşı olan, onunla mücadele eden birisi söz konusu mudur. Onlar adına iş yapmamış hiç kimseye ne Pulitzer ödülü ne Kan film ödülü ne Nobel ödülü ve ne de barış ödülü verirler.

Kimileri, geçmiş yüzyıllardaki mücadelelerin sonuç verdiğini ve dine dayalı medeniyetlerin sosyal hayata dair iddialarından vazgeçmek zorunda kaldığını düşünüyor. Batıda kabaca 16. yüzyılda başlayan mücadelelerini Fransız devrimiyle taçlandırmış dolayısıyla (kendi tanımladıkları) 'tanrıyı' hayatlarından kovmuşlardı. Böylece de özgür ve müreffeh, aydınlık bir toplum tesis etmişlerdi; öyle değil mi... (!)

Doğal olarak etkisi bizlere, daha doğrusu beyinlerimize de sirayet etti. Yoksa ortalık bu kadar müstemlekeci ve bu kadar ‘besleme’ ile dolu olur, konu yerel medeniyet olunca vücut kimyası bozulup ağız dolusu küfretmeyi misyon edinir miydi bu kadar güruh... Öyle ya; sizi ‘besleyen’ bir sahibiniz varsa onun adına da kılıç sallayacaksınız doğal olarak... Sorun onlarda değil bizlerde bir başka deyişle... Zira iyiler de en az kötüler kadar cesur olmalı değil mi... Ama öyle mi acaba...

Hesaplara göre Batı'da yaşanan süreç hayata dokunan diğer metafizik felsefelere de gelecek, onlar da ya kabul edip varlıklarını Hristiyanlık gibi kolu-kanadı budanmış bir şekilde devam ettirecek ya da yok edileceklerdi. Bu iddialarında hissedilen bir başarı da elde ettiler doğrusu... Yoksa dünya böyle tekdüze bir hal alır mıydı... Siz bakmayın öyle düşünce ve konuşma özgürlüğü palavralarına... Bütün bunlar çerçevesini kendilerinin çizdiği sınırlar içerisinde, daha doğrusu kendi toplumlarında ve onlar adına iş yapanlara serbest... Evrenselleştirdikleri ve bugün biraz mürekkep yalamış olanların ‘insanlığın ortak değerleri’ dediği sözgelimi demokrasi gibi kurumların tartışılmasını aklınızdan bile geçiremezsiniz mesela...

İslam toplumundaki düşüş de işte tam buradan başladı... Güç ve motivasyon kaynağı ‘değerler’ teker teker ve sabırla itibarsızlaştırıldı. Nihayetinde geri çekilmeye zorladılar; hem coğrafi hem de fikri olarak... Osmanlı coğrafyasında idam sehpasına çıkarılan din, idam edilemediyse de tomurcukları koparılarak, bir nesil sonra kendiliğinden yok olacağı hesap edildi. Biz ‘monark’a işte tam da bu yüzden karşıyız; medeniyet filizlerimizi kopardığı için...

Bilgi bilinç düzeyine çıkarsa kıymetlidir. Çıkar değil, değer merkezli insana ihtiyacımız var. Aksi halde bilgi zannettiğimiz şey, bildiğiniz ezberdir. Günümüz muteber insan tipi bu anlamda ‘aydın’ olarak bilinmekte ama sahip olunan yığınla bilgi ‘bilinç’ düzeyine yükseltilemediğinde zihinsel olarak bir kölelikten farkı kalmamaktadır.

Bakın; Cahit Zarifoğlu ne demiş bakınız bunlarla ilgili olarak; ''Türk aydınları Batı'nın planlarını kendi fikirleri zanneden ahmaklardır.'' Oysa bütün yaşam felsefesinde olduğu gibi bu konudaki iddiaları da ‘oryantal’dir. Yani Batılı Efendilerinin kendi ruhuna zerk etmeyi başardığı anlayışın adıdır ‘aydın’ olmak...

İslam dünyasında kaybedilen ve halen kazanılamayan şey ise tam da budur. Yiğit düştüğü yerden kalkarmış ya; şahlanış (take off) da buradan başlayacak. Bu kod çözüldüğünde arkası da kendiliğinden gelecektir. Vesselam...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *