KONYA HABER
Konya
Açık
33°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,0867 %0,34
48,0345 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

ANADOLU’NUN ÇIĞLIĞI

YAYINLAMA:

Tuz Gölü can çekişiyor… Dünya’nın nazar boncuğu Meke Gölü kurudu… Karapınar’da obruk oluştu, Akşehir Gölü kuruyup çölleşti… Konya’nın barajlarında su kalmadı… Ve biz, bu haberleri neredeyse her gün okuyoruz.

Maalesef Meke Gölü’nün kuruyan kalbi bir zamanlar “Dünya’nın nazar boncuğu” diye anılan güzelliği sadece fotoğraflarda yaşatıyor artık. Karapınar’da oluşan obruklar, toprağın sessiz bir feryadı gibi. Akşehir Gölü’nün kuruyan yatağında çatlaklar derinleştikçe, Anadolu’nun geleceği de çatlıyor. Konya’daki barajlar alarm veriyor; çoğunda su kalmadı ya da bitme noktasında.

Biz bu haberleri okuyoruz, üzülüyoruz, sonra unutuyoruz. Ama doğa unutmuyor.

Son yıllarda ülkemizin dört bir yanından gelen benzer haberlerle artık su krizinin eşiğinde olduğumuz bir sır değil. Sadece Konya Havzası’nda değil, Isparta’da, Burdur’da, İç Anadolu’nun pek çok noktasında göller ya kurudu ya da “yok olmak üzere” ifadesiyle haberlerde yer buluyor. Yağış rejimi değişti, mevsimler kaydı, yeraltı suyu seviyeleri dramatik şekilde düştü. Küresel iklim krizi, sadece kutuplarda buzları değil, bizim bağlarımızı, bahçelerimizi, göllerimizi de eritiyor.

Ama mesele sadece doğanın değil. Bu felaketin ardında insan eli var. Plansız tarım politikaları, aşırı yeraltı suyu kullanımı, bilinçsiz sulama yöntemleri ve betonlaşma… Hepsi bu krizi derinleştiren sebepler. Tarımda kullanılan suyun büyük kısmı hala açık kanallarla taşınıyor, damla sulama gibi yöntemler yaygınlaşmadı. Yeraltı suyu çıkaran binlerce kaçak kuyu hâlâ denetlenemiyor.

Bugün göllerin kuruması sadece çevre meselesi değil; bu aynı zamanda bir gıda güvenliği sorunu, bir ekonomik tehdit ve sosyal bir krizdir. Toprağını terk eden çiftçi şehre göç ediyor, şehirlerde yaşam daha da zorlaşıyor. Kuruyan her göl, çökerek bir obruğa dönüşüyor. Bu sadece coğrafyanın değil, geleceğin de çöküşü demek.

Peki, ne yapmalı?
Birincisi, su politikaları radikal şekilde değişmeli. Suya dayalı tarım yeniden gözden geçirilmeli. Yeraltı sularını koruyacak denetim ve cezalar arttırılmalı. Yerel yönetimler, tarım birlikleri ve çiftçilerle birlikte hareket etmeli. Eğitimsiz bir kalkınma mümkün değil; halkı bilinçlendirmek, okullarda çevre eğitimi yaygınlaştırmak artık bir zorunluluk.

İkincisi, doğa dostu teknolojilere yatırım yapılmalı. Tarımda modern sulama teknikleri desteklenmeli. Güneş enerjisiyle çalışan sulama sistemleri gibi çözümler teşvik edilmeli.

Ve en önemlisi: Sessiz kalmamalıyız.
Bir göl kuruyunca sadece bir ekosistem değil, bir kültür de yok olur. Bu bizim hikâyemiz. Gelecek nesillere bırakacağımız miras sadece taş binalar değil; yaşamın kendisi olmalı.

Yarın çok geç olabilir. Bugün hâlâ elimizde kalanları koruyabiliriz. Göllerimizi, suyumuzu, toprağımızı…

Çünkü doğa bize değil, biz doğaya muhtacız.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *