Enflasyon canavarı mutfaktaki yangını her geçen gün büyütürken, Türkiye genelinde sayıları milyonları bulan asgari ücretli çalışanlar derin bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya. Alım gücünün mum gibi eridiği şu günlerde, cüzdanlar iyice boşalmış ve gözler yaz aylarında maaşlara yapılması muhtemel bir düzeltmeye çevrilmişti. Fakat beklenen o can suyu yerine, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekip Avdagiç'ten gelen o keskin açıklama, ara zam hayallerini şimdiden rafa kaldırdı.
Rakamlar aslında sokaktaki o acı gerçeği bütün çıplaklığıyla yüzümüze çarpıyor. Düşünün; dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için cebinden çıkması gereken tutarı ifade eden açlık sınırı tam 35.000 TL seviyelerine dayanmış durumda.
Oysa milyonlarca çalışanın eline geçen net asgari ücret sadece 28.075 TL.
Aradaki o devasa 6 bin 925 liralık uçurum, bir vatandaşın bırakın insani şartlarda yaşamayı, sadece nefes alabilmek için bile her ay ne kadar borç batağına sürüklendiğinin en net kanıtı. Hal böyleyken, maaş bordrolarında bir iyileştirme bekleyen işçiye en sert yanıt işverenin en tepesinden geldi.
Ekonomideki acı reçetelerin faturası giderek dar gelirlinin omuzlarına binerken, gazetecilerin ısrarlı "ara zam olacak mı?" sorularını yanıtlayan İTO Başkanı Şekip Avdagiç, mevcut takvime sıkı sıkıya bağlı kalınması gerektiğini savundu.
Çalışanların feryadının aksine Avdagiç, meseleye tamamen maliyet ve enflasyon hedeflemesi penceresinden bakarak şu kritik ifadeleri kullandı: "Asgari ücret yılda bir defa düzenleniyor. Şu anda mevcut sürecin muhafaza edilmesi makul olur." Bu kısa ama son derece net çıkış, yaz aylarında bordrolara yansıyacak herhangi bir sürpriz artışın önünü peşinen kesmiş oldu.
Aslında bu çıkış, sadece iş dünyasının değil, Ankara'daki ekonomi kurmaylarının da ortak aklını yansıtıyor. Hatırlarsanız, kısa bir süre önce bayram ikramiyelerinde beklenen o büyük artış talepleri de küresel jeopolitik riskler (örneğin ABD-İran hattındaki gerilimler) ve bütçe disiplini gerekçe gösterilerek pas geçilmişti.
İktidarın enflasyonu dizginlemek adına yürüttüğü bu "bekle-gör" stratejisi ile işverenlerin artan maliyet kaygıları aynı masada kusursuz bir şekilde birleşmiş gibi görünüyor. Ortaya çıkan bu zımni ittifak, ne yazık ki asgari ücretliyi vahşi piyasa koşullarında enflasyonla tek başına mücadele etmek zorunda bırakıyor.