Eskiler çok iyi bilir; mektuptan telgrafa, emekli maaşı kuyruklarından kargo teslimatlarına kadar nesillerin hayatına dokunan PTT (Posta ve Telgraf Teşkilatı), bir zamanlar devletin en büyük gelir kapılarından biriydi. Bütçeye sürekli kâr aktaran, kendi yağıyla kavrulan bu dev çınar, maalesef bugün mali bir uçurumun tam kenarında can çekişiyor. Kim (PTT yönetimi ve Varlık Fonu), neyi (kurumun devasa bütçesini), nerede (tüm Türkiye sathındaki operasyonlarda), ne zaman (2018 yılından günümüze kadar geçen 7 yılda), nasıl (kötü yönetim ve liyakatsizlik iddialarıyla) ve neden (yanlış mali politikalar yüzünden) 13 milyar liranın üzerinde bir zarara sürükledi sorusunun cevabı, Sözcü'nün gündeme taşıdığı o ağır bilançoda gizli.
Rakamlar yalan söylemez. Mali tablolar, kurumun içine düştüğü o amansız sarmalı tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor.
Bir gece yarısı kararnamesiyle 2018 yılında Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredildiğinde, herkes kurumun şahlanacağını, küresel bir kargo ve lojistik devine dönüşeceğini bekliyordu. Ancak evdeki hesap çarşıya hiç uymadı. PTT, devir işleminin ardından adeta bir "zarar makinesine" dönüştü. Ortaya çıkan son verilere göre, kurum sadece 2025 yılını 4 milyar 510 milyon lira gibi devasa bir zararla kapattı. Bu son kırmızı çentikle birlikte, Varlık Fonu çatısı altında geçen o kâbus gibi 7 yılın toplam faturası tam 13 milyar 106 milyon liraya tırmandı.
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu milyarlık enkazın ardından gözler elbette kurum içindeki liyakat tartışmalarına çevrildi.
Sahadaki çalışanların sesi olan Haber-Sen Genel Başkanı Mesut Balcan, 186 yıllık devasa bir tarihin göz göre göre tasfiye edildiğini savunarak yönetime ateş püskürdü. Kurumun her geçen gün liyakatsiz kadroların elinde eridiğini belirten Balcan, o meşhur ifadeyi kullandı: "Türkiye'nin her köşesine hizmet taşıyan bu devasa yapı, 2018'de Varlık Fonu'na devredildiğinden beri gün yüzü görmedi. Varlık Fonu, PTT için maalesef bir 'Darlık Fonu'na dönüşmüştür."
Milyarlarca liralık bu zararın bedelini sadece kağıt üzerindeki rakamlar ödemiyor elbette.
Sendika cephesinden gelen uyarılar son derece net; tepedeki liyakatsiz yönetimlerin yarattığı bu mali kara delik, doğrudan şubelerdeki personelin sırtına bindiriliyor. Eksik istihdam, artan kargo kotaları ve ağırlaşan iş yükü altında ezilen posta emekçileri bir yandan ayakta kalmaya çalışırken; diğer yanda şubelerde uzayan kuyruklar ve geciken teslimatlarla bizzat vatandaş mağdur ediliyor.