Coğrafya kitaplarında ezberlediğimiz Türkiye haritası, aslında yıllar içinde büyük bir idari evrim geçirdi. Eskiden devlet dairelerinde bir evrak işini halletmek için saatlerce yol tepip "merkeze" gitmek zorunda kalan ufak tefek taşra ilçeleri, zamanla devasa vilayetlere dönüştü. Nüfus patlamaları, ekonomik dinamikler ve bazen de coğrafi zorunluluklar, ülkenin yönetimsel organizasyonunu defalarca değiştirdi. Bir sabah uyanıp ilçenizin artık bir "il" olduğunu öğrenmek... 80'lerin sonu ve 90'ların tamamı, tam da bu idari bayramların yaşandığı yıllardı.
Değişim rüzgarı ilk olarak 1989 senesinde kendini gösterdi. Yıllarca Niğde'nin gölgesinde kalan Aksaray, Gümüşhane'ye bağlı tarihi Bayburt, Konya'nın devasa sınırları içindeki Karaman ve Ankara'nın burnunun dibindeki sanayi üssü Kırıkkale... Bu dört yerleşim yeri, meclisten geçen o yasal düzenlemelerle bir anda il unvanını omuzladı.
Özellikle Kırıkkale'nin Başkent'ten kopup kendi ayakları üzerinde duran bir vilayete dönüşmesi, bölgedeki idari hantallığı büyük ölçüde çözdü. Hemen bir yıl sonra, 1990'da ise rota Güneydoğu'ya döndü. Siirt'e bağlı iki ilçe olan Batman ve Şırnak, bulundukları coğrafyanın artan stratejik ve idari ihtiyaçları doğrultusunda kendi başlarına birer merkez kimliği kazandı. Artık kendi valilik binalarına, kendi bütçelerine sahiptiler.
Takvimler 1991'i gösterdiğinde Zonguldak, bağrından Bartın'ı çıkardı. Ancak asıl büyük patlama 1992 yılında yaşandı. Bu yıl, Cumhuriyet tarihinin en fazla il teşekkülünün gerçekleştiği yıl olarak kayıtlara geçti.
Doğu'nun serhat ilçeleri Ardahan ve Iğdır, yıllarca bağlı oldukları Kars'a veda etti. Karadeniz'in çelik kalbi Karabük Zonguldak'tan, sınırın sıcak noktası Kilis Gaziantep'ten, Çukurova'nın verimli topraklarındaki Osmaniye Adana'dan ve Marmara'nın incisi Yalova, megakent İstanbul'dan koparak haritadaki o müstakil yerlerini aldılar. Bu ayrılıklar, söz konusu bölgelere devasa devlet yatırımlarının ve yeni bürokratik kadroların da kapısını araladı.
Listede ismi geçen diğer tüm bölgelerden çok daha farklı, çok daha sarsıcı bir hikayesi var Düzce'nin. Diğer ilçeler ekonomik büyüme veya coğrafi zorunluluklarla il olurken, Düzce bu statüyü tarihimizin en büyük acılarından birinin tam ortasında elde etti.
Yıllarca Bolu'nun en şirin ilçelerinden biri olarak bilinen bu bölge, 1999 yılında ardı ardına yaşadığı o devasa depremlerle yerle yeksan oldu. Şehrin yeniden, çok daha hızlı ve bağımsız bir bütçeyle inşa edilebilmesi için ağır bürokrasinin ortadan kalkması şarttı. İşte bu acil ihtiyaç, depremin hemen ardından Düzce'ye il statüsü verilmesinin önünü açtı. Düzce'nin 81. ilimiz olması, sadece idari bir karar değil, aynı zamanda enkaz altından kalkmaya çalışan bir kente uzatılan devletin şefkat eliydi.
Türkiye'nin idari yapısı bugün 81 il ile sabitlenmiş gibi görünse de, artan nüfus ve büyüyen ekonomilerle birlikte ilçelerin "il olma" hayali hiçbir zaman bitmedi. Bugün Alanya, Tarsus, Çorlu, İskenderun gibi pek çok devasa ilçe, nüfuslarıyla onlarca ili geride bırakmış durumda ve Ankara'dan gelecek o tarihi "82. İl" müjdesini bekliyor.