KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1458 %0.24
50,2850 %0.04
10.140,83 % 0,12
Ara
Vergi İncelemelerinde Kusur Aranmadan Ceza

Vergi İncelemelerinde Kusur Aranmadan Ceza

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Masumiyet Karinesi Sessizce Aşınıyor

Vergi incelemesi, doğası gereği şüpheyle başlar. İnceleme elemanı, gördüğünü sorgular; belgeden, kayıttan, rakamdan hareketle gerçeği arar. Ancak son dönemde vergi uygulamalarında şüphenin bir araç olmaktan çıkıp sonuca dönüştüğü dikkat çekiyor.

Özellikle re’sen tarhiyatların artması, bu dönüşümün en somut göstergesi. Defter ve belgelerde eksiklik olduğu iddiasıyla ya da “hayatın olağan akışına aykırılık” gerekçesiyle yapılan tespitler, çoğu zaman yalnızca vergi farkı doğurmakla kalmıyor; otomatik olarak ceza ile sonuçlanıyor.

Oysa Vergi Usul Kanunu’nun 30. Maddesi, re’sen tarhı istisnai bir yol olarak düzenler. Bu yolun tercih edilmesi, idareye sınırsız bir takdir yetkisi tanımaz. Dahası, her re’sen tarhın mutlaka ceza ile taçlandırılması, hukuki bir zorunluluk değildir.

Burada gözden kaçırılan temel ayrım şudur:

Vergi farkı ile ceza aynı şey değildir.

Vergi farkı, tespitle doğar.

Ceza ise kusurla.

Anayasa’nın 38. Maddesi, yalnızca ceza mahkemeleri için değil, ceza niteliği taşıyan tüm yaptırımlar için geçerlidir. Vergi ziyaı cezasının da bu kapsamda olduğu, Danıştay kararlarında açıkça kabul edilmiştir. Buna rağmen uygulamada, somut delil yerine varsayımın, ispat yerine kanaatin esas alındığı görülmektedir.

Bu noktada ispat yükü fiilen tersine dönmektedir. İdare “şüphe” kurmakta, mükellef ise bu şüpheyi çürütmekle yükümlü bırakılmaktadır. Oysa VUK m. 3/B, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetinin ortaya konulmasını öngörür; bu da idarenin aktif ispat yükünü ifade eder.

Bu tablo, yalnızca mükellefi değil, meslek mensubunu da yakından ilgilendiriyor. Defter tutan, kayıt yapan, beyanname düzenleyen meslek mensubu; ticari kararların ve fiili işlemlerin de sorumlusuymuş gibi değerlendirilmekte. Oysa VUK, meslek mensubunun sorumluluğunu şekil ve kayıt düzeniyle sınırlar. Ticari hayatın tüm risklerinin meslek mensubuna yüklenmesi, hukuki güvenlik ilkesini zedeler.

Vergi incelemesinin amacı, ceza üretmek değil, doğru vergiyi bulmaktır. Şüphe, bu yolculukta bir başlangıç noktasıdır; fakat varılacak yer olamaz.

Bu nedenle altı çizilmesi gereken net cümle şudur:

Vergi incelemesi şüpheyle başlar ama şüpheyle bitirilemez.

Aksi hâlde ceza, hukukun değil; varsayımın ürünü olur.

Ve varsayımla kesilen her ceza, hukuk devletinin hanesine sessiz bir eksik olarak yazılır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *