KONYA HABER
Konya
Hafif kar yağışlı
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2593 %0
50,9803 %0.04
11.230,66 % 0,45
Ara

İman ve İslam

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

                                                                                                                                                                     Düşünce yolculuğu yazıları-6

 

 

Sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak” anlamlarındaki silm (selm) kökünden türemiş olan İslâm’ın etimolojisini yapan ilk âlimlerden İbn Kuteybe kelimeyi “boyun eğmek ve iradî olarak uymak suretiyle barış ortamına girmek”, İbn Manzûr da “boyun eğmek (inkıyâd) ve itaat etmek” şeklinde açıklamıştır. Sonraki kaynaklarda genellikle bu açıklamalar tekrar edilmiş, “sulh ve selâmet gayesiyle boyun eğmek, tâbi ve teslim olmak” mânaları öne çıkarılmıştır.

Arapça kökenli bir sözcük olan mümin, iman sahibi demektir. Dinimize göre Allah'ın birliğine ve tekliğine, ahiret gününe ve peygamberlere iman eden kimse mümin olarak nitelendirilir.

İman ve İslam kelimeleri, lügat yönünden birbirinden farklı anlamlar taşırlar. İman; inanmak, güvenmek ve kalben tasdik etmek anlamına gelir. İslam ise; teslim olmak, boyun eğmek, itaat, bağlanmak ve selamette olmak gibi anlamlara gelmektedir

Mümin; iman eden ve güvenen, müslim ise teslim olan, bağlanan şahıs anlamına gelmektedir. Her iki kelime Arapçadan Türkçemize geçmiştir.

İstilahda; mümin, Allah’a içtenlikle inanan, gönderdiği tüm elçilerine ve indirdiği kitaplarına, içerdiği tüm ayetlere kesin inanıp güvenen kişidir.

Müslim ise; Allah’ın indirdiği dine içtenlikle inanıp, buyruklarına kayıtsız-şartsız teslim olan kişidir. İnancına vefa ve sadakat gösteren kişidir. Bu açıdan bakıldığında iman ve İslam kavramları arasında fark olsa da birbirlerini tamamladıklarını ve birbirlerine bağlı olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla, Allah’ın indirdiği ve İslam olarak adlandırdığı dine inanıp güvenene mümin, teslim olan kişiye de müslim denmektedir.

 

 

Kur’an-ı Kerim’de insanlar mümin, kâfir ve münafık diye üç kısım halinde değerlendirilmektedir. Mümin, kalbiyle inanan, diliyle inandığını söyleyen ve ameliyle ona göre dürüst hareket eden kişidir. Kâfir, kalbiyle inanmadığı gibi, diliyle de inanmadığını söyler ve ona göre yaşar. Münafık ise, kalbiyle inanmadığı halde, görünüşte inandığını söyleyerek ikiyüzlülük yapmakta ve muhataplarını kandırmaya çalışmaktadır.

Arapça’da güvenmek anlamındaki e-m-n kökünden gelen îman sözlükte güven duymak, güven vermek, tasdik etmek ve gönülden benimsemek gibi mânâlara gelmekte, kelimenin fiil şekli olan “âmene” korkunun kaybolarak güvenin yerleşmesi anlamını taşımakta, ayrıca korku, inkâr ve hıyânetin karşılığı olarak kullanılmaktadır.

Nifak “bir kapıdan İslâm’a girip diğerinden çıkmak” şeklinde de tanımlanmıştır.

Hadislerde nifak alâmetleri hakkında bilgi verirken yalan söylemek, vaadinden caymak, emanete hıyanet etmek, münâfığın vasıfları olarak sayılmaktadır.

Benzer hadisin başka bir rivâyetinde münâkaşa ve husumetinde haddi aşmak (hak yoldan çıkmak) unsuru da eklenmiş, bunların hepsinin mevcut olduğu kimsenin hâlis münâfık olacağı, birinin bulunması durumunda ise onu bırakıncaya kadar bir nifak özelliği taşıyacağı ifade edilmiştir. Müslim’in rivayetinin devamında “böylesi oruç tutup namaz kılsa ve Müslüman olduğunu zannetse de durum değişmez” denilmiştir.

Bir başka hadiste ise hayâ ve suskunluğun îmanın iki tecellisi, çirkin ve gereğinden fazla konuşmanın ise nifakın iki görünümü olduğu ifade edilmiştir.

Ayrıca sahabenin zaman zaman kendilerinde nifak olup olmadığından endişe ettikleri Hz. Peygamber’e kâtiplik yapan Hanzala b. Rebî’in Resûlullah’ın sohbetinden ayrıldıktan sonra aynı ruh hâlinin devam etmemesi sebebiyle kendisinin münâfık olmaktan korktuğu ve bunu Peygamber’e sorduğu, onun da bu halin nifak alâmeti olmadığı cevabını verdiği nakledilmektedir. 

Kalbiyle münafık, sözleriyle âlim kimselerden korunmanız dileğiyle…

 

 

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *