Sevgi varken nefret niye?
Düşünce yolculuğu yazıları-12
Sevgi varken nefret niye?
Hacı Bektaş-ı Veli
Sevginin ya da nefretin mahkûmu olmayınız…
Nefret bir kuşatmadır. İnsanı birçok güzelliklerden uzaklaştırır. Allah idrakinden ve sevgisinden, şefkatten, merhametten, sevgiden saygıdan, pozitif düşünceden tefekkürden, tevhit şuurundan uzak kalan insanların çoğu bahse konu kuşatmadan kendilerini kurtaramayanlardır.
Sevginin gücünü olduğu gibi nefretin de gücü vardır.
Nefretin olduğu yerde insaf olmaz. Kulluk hayat bulacaksa, hakiki bir sevgi olmazsa olmazımızdır.
Nefret insanı kör ve sağır edebilir, ölçüyü kaçırmayalım, sevgi ve nefretin esiri olmayalım…
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”[Buhârî, İlim, 11
“ İman derecelerinin en yükseği Allah için sevmen, Allah için nefret etmen ve dilini Allah’ın zikrine alıştırarak zikirler yapmandır”.(M.Mesâbîh Hn. 48)
Resûlullah, insanın hakiki sevgilere gönlünde yer vererek imanın tadına varabileceğini şu şekilde ifade eder:
“Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi imanın tadına erer:
Allah ve Resûlü'nü herkesten çok sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, imandan sonra küfre dönmekten, ateşe atılmaktan çekindiği gibi çekinmek.” (Buhârî, Edeb, 96)

Dâvûd (as) da Allah'tan sevgisini şöyle istemektedir:
“Allah'ım, senden seni sevmeyi, seni seven kişiyi sevmeyi, senin sevgine ulaştıran ameli isterim. Allah"ım, senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle” (Tirmizî, Deavât, 72 )
Hz. Dâvûd'un Allah'tan talebi sevgi olduğu gibi, “Allah'ım beni sevginle rızıklandır.” buyuran Allah Resûlü'nün duası da O'nun sevgisidir.
Çünkü sevgi imanın özüdür. Sevgiyi öğrenmemiş, sevgiye kapılarını açmamış, sevmeye yeteneksiz bir kalbe, mümin kalbi denebilir mi?
Hz. Peygamber bu durumu şöyle ifade eder: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” (Müslim, Îmân, 93)
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Bu nedenle müminin kalbi, kemale ermiş bir imanı elde etmek uğruna sevgiyi arar, sevmeyi ister. Nefret kuşatmasından kendini kurtarır.
“Sevdiğin kimseyi ölçülü sev ki bir gün sevmeyeceğin bir kişi olabilir. Sevmediğin bir kimseyi de ölçülü şekilde sevme ki günün birinde çok sevdiğin bir kimse olabilir.” ( Tirmizî, Birr, 60)
Sevgi, insan ruhunun derinlerine işleyen bir duygudur.
Hz. Peygamber (sas), sevginin insan tabiatı ve davranışları üzerindeki derin tesirlerini ifade etmek üzere, “Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder.” buyurmuştur.
Bu yoğun duygu atmosferi içinde seven kimse, sevdiğinin hatalarını, çirkin davranışlarını göremez, duyamaz hâle gelebilir. Bu nedenle sevilecek kimsenin Allah'ı seven, dolayısıyla Allah"ın hoşnut olmayacağı davranışlardan kaçınan birisi olması önem arz eder. Resûlullah, “Kişi, dostunun dini/ahlâkı üzerinedir.” diyerek sevgi ve dostluğun amellere ne ölçüde tesir ettiğini ifade etmiştir.
Sevginin yurdu olan kalp, farklı sevgilere meyledebilecek tarzda yaratılmıştır.
Kalp, güzellik, zarafet, asalet veya zenginlik gibi dünyevî değerlere meyillidir ve dünya hayatının geçici zevklerinin cazibesine kapılabilir. İlahi uyarıya dikkat edelim:
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.”
(Âl-i İmrân, 3/92)