KONYA HABER
Konya
Açık
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,0001 %0
51,2352 %0.05
11.745,65 % 0,04
Ara

Sevgi varken nefret niye?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Düşünce yolculuğu yazıları-12

 

                                                                                         

 

Sevgi varken nefret niye?

                             Hacı Bektaş-ı Veli

Sevginin ya da nefretin mahkûmu olmayınız… 

Nefret bir kuşatmadır. İnsanı birçok güzelliklerden uzaklaştırır. Allah idrakinden ve sevgisinden, şefkatten, merhametten, sevgiden saygıdan, pozitif düşünceden tefekkürden, tevhit şuurundan uzak kalan insanların çoğu bahse konu kuşatmadan kendilerini kurtaramayanlardır.

Sevginin gücünü olduğu gibi nefretin de gücü vardır.

Nefretin olduğu yerde insaf olmaz. Kulluk hayat bulacaksa, hakiki bir sevgi olmazsa olmazımızdır.

Nefret insanı kör ve sağır edebilir, ölçüyü kaçırmayalım, sevgi ve nefretin esiri olmayalım…

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin!”[Buhârî, İlim, 11

“ İman derecelerinin en yükseği Allah için sevmen, Allah için nefret etmen ve dilini Allah’ın zikrine alıştırarak zikirler yapmandır”.(M.Mesâbîh Hn. 48)

Resûlullah, insanın hakiki sevgilere gönlünde yer vererek imanın tadına varabileceğini şu şekilde ifade eder: 

“Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi imanın tadına erer: 

Allah ve Resûlü'nü herkesten çok sevmek, sevdiği kişiyi sadece Allah için sevmek, imandan sonra küfre dönmekten, ateşe atılmaktan çekindiği gibi çekinmek.” (Buhârî, Edeb, 96)

 

 

Dâvûd (as) da Allah'tan sevgisini şöyle istemektedir: 

“Allah'ım, senden seni sevmeyi, seni seven kişiyi sevmeyi, senin sevgine ulaştıran ameli isterim. Allah"ım, senin sevgini bana kendimden, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli eyle” (Tirmizî, Deavât, 72 )

Hz. Dâvûd'un Allah'tan talebi sevgi olduğu gibi, “Allah'ım beni sevginle rızıklandır.” buyuran Allah Resûlü'nün duası da O'nun sevgisidir. 

Çünkü sevgi imanın özüdür. Sevgiyi öğrenmemiş, sevgiye kapılarını açmamış, sevmeye yeteneksiz bir kalbe, mümin kalbi denebilir mi?

Hz. Peygamber bu durumu şöyle ifade eder: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” (Müslim, Îmân, 93) 

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Bu nedenle müminin kalbi, kemale ermiş bir imanı elde etmek uğruna sevgiyi arar, sevmeyi ister. Nefret kuşatmasından kendini kurtarır.

“Sevdiğin kimseyi ölçülü sev ki bir gün sevmeyeceğin bir kişi olabilir. Sevmediğin bir kimseyi de ölçülü şekilde sevme ki günün birinde çok sevdiğin bir kimse olabilir.” ( Tirmizî, Birr, 60)

Sevgi, insan ruhunun derinlerine işleyen bir duygudur.

Hz. Peygamber (sas), sevginin insan tabiatı ve davranışları üzerindeki derin tesirlerini ifade etmek üzere, “Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder.” buyurmuştur. 

Bu yoğun duygu atmosferi içinde seven kimse, sevdiğinin hatalarını, çirkin davranışlarını göremez, duyamaz hâle gelebilir. Bu nedenle sevilecek kimsenin Allah'ı seven, dolayısıyla Allah"ın hoşnut olmayacağı davranışlardan kaçınan birisi olması önem arz eder.  Resûlullah, “Kişi, dostunun dini/ahlâkı üzerinedir.” diyerek sevgi ve dostluğun amellere ne ölçüde tesir ettiğini ifade etmiştir.

Sevginin yurdu olan kalp, farklı sevgilere meyledebilecek tarzda yaratılmıştır.

Kalp, güzellik, zarafet, asalet veya zenginlik gibi dünyevî değerlere meyillidir ve dünya hayatının geçici zevklerinin cazibesine kapılabilir. İlahi uyarıya dikkat edelim:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” 

(Âl-i İmrân, 3/92)

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *