MÜMİNLER KARDEŞTİR
Düşünce yolculuğu yazıları-13
(Merhum)
Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu
Hak Teâlâ Hazretleri Hucûrât Sûresinde:
“Mü’minler ancak kardeştirler. Onun için (her hangi bir anlaşmazlıkta) kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah’tan korkun ki, rah-met’e şâyân olasınız..” (Hucurat, 10) buyurmuştur.
Gerçekten mü’minler bir kök’e, bir asl’a bağlıdırlar ki, o da ebedî saadeti tahakkuk ettiren İMÂN’dır.
Mü’minlerin haklarını korumak ve menfaatlarını gözetmekteki din kardeşliğinizi Allah’tan korkarak yapın!. Kardeşlik olan yerde şefkat ve merhamet vardır.
Bir kul kendi şahsı için arzuladığı şeyleri mü’min kardeşleri için de arzulamazsa, imânı kemal’e ermiş sayılmaz. Nitekim; Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:
“Sizden herhangi biriniz şahsı için arzuladıklarını mü’min kardeşleri için de arzulamadıkça, îmân etmiş olmaz.”
Rasûl-i Ekrem -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz şu Hadis-i Şeriflerinde bunu ne güzel ifâde buyurmuşlardır:
“Mü’minler tek şahıs gibidirler. Bir uzuv muzdarip olduğu vakit, vücûdun diğer kısımları da uykusunu kaybedip ateşler içinde onun ızdırâbını duyarlar.”
Diğer Hadîs-i Şeriflerde:
“Birbirlerine acımakta, birbirlerini sevmekte ve birbirlerine şefkat göstermekte, mü’minlerin bir vücûd gibi olduklarını görürsün!. (Eğer vücûd’un) bir uzvu muzdarip olduğu takdirde diğer kısımları da uykuyu kaybedip ateşler içinde onun ızdırâbını duyarlar.”
“Mü’minler, birbirlerine kenetlenmiş (cüzlerden meydana gelmiş) bir bina gibidirler.”
“Mü’min (Allah için) sever sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur.”
“Mü’min, kardeşiyle çok, kendi başına azdır.”
Allahü Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri Tevbe sûresinde:
“Erkek kadın bütün mü’minler (tevhîdde) birbirlerinin velileridirler.” (Tevbe, 71) buyurmuştur. Yani mü’minler tevhîdde birleşmek suretiyle hem dünyâ ve hem de âhiret işlerinde birbirlerinin yardımcısıdırlar, demektir.
Şüphesiz ki, dinî bağlılık, temeli toprak olan ailevî akrabalıktan daha kuvvetlidir.
Din’e hizmet etmek ancak ve ancak bütün İslâm alemindeki müslümanların aynı gaye etrafında birleşip aynı duygularla ümmet-i islâmı ve şeriatlarını her türlü tehlikeden korumak ve zafer’e ulaştırmakla mümkündür.

Bir Hikaye…
Allah adamlarından bir büyük zat. Ulu Arif Çelebi... O anlatıyor:
Nakledildiğine göre, Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş vardır. Büyüğü Halil. Küçüğü İbrâhim. Halil, evli çocuklu. İbrahim bekârdır. Ortak bir tarlaları vardır bunların. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederler. Bununla geçinip giderler.
Bir yıl, yine harman yaparlar buğdayı. İkiye ayırırlar. İş kalır taşımaya. Halil, bir teklif yapar: - İbrahim! Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. ? Peki abi! - Peki abi! Ve Halil gider. O gidince, düşünür İbrahim: - Abim evli, çocuklu.
Daha çok buğday lazım onun evine Böyle der ve, Kendi payından bir miktar atar onunkine. Az sonra Halil çıkagelir.
- Haydi İbrahim! Der, önce sen doldur da taşı ambara. - Peki abi! İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil'i düşünür bu defa: Der ki: - Çok şükür, ben evliyim, kurulu düzenim var. Ama kardeşim bekâr.
O, daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Halil İbrahim bereketi Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir. Öyle ki, Günlerce taşır, bitiremezler. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Halil İbrahim bereketi…