Sünnet
Düşünce yolculuğu yazıları-20
Dinimizin iki ana kaynağı vardır: Kur’an ve sünnet.
Ne Kur’an’sız bir İslam ne de sünnetsiz bir İslam düşünülemez.
Kur’an-ı Kerim, lafzı ve manasıyla Alemlerin Rabbı ve yaratıcısı, terbiye ve idare edicisi olan Cenab-ı Hakk’ın kelamıdır.
İslam dininin anayasasıdır. Bir mü’minin hayat rehberidir. Dünya ve ahretimizi ilgilendiren, maddi ve manevi hayatımıza giren her meseleye onda yer verilmiş, en güzel istikamet gösterilmiştir.
İbn Hazm’ın dediği gibi, “ Allah Resulüne ait söz, fiil, iş, takrir ve işaretlerin tümü, Kur’an’ın tefsiridir.” Söz, fiil ve takrirden ibaret olan sünnet, aynı zamanda, ilahî vahyin iki kısmından birini teşkil eder; diğer kısmı Kur’an-ı Kerimdir
“Ey Muhammed (s.a.v.) sana her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur’an’ı indirdik (En-Nahl, 89) ve
“Kitabta (Kur’an) biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık (En’am, 38).
“Nitekim biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek, aranızda bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
Başta İmam-ı Şafi olmak üzere birçok ulema ayette geçen hikmetten muradın R.E. (s.a.v.)’ın sünneti olduğunda ittifak etmişlerdir.
Sünnet, Kur’ân’ın bir tefsiri ve kendisi ile Müslümanların; Kutsal Metnin gerçeklerinin Allah’ın yarattıklarının en mükemmeli tarafından insanlığın mukaddesâta henüz bütünüyle daldığı bir hayatta nasıl yaşandığını öğrendiği hayat tarzıdır.
Sünnet vasıtasıyla insan hayatının bütün veçheleri düzenlenmiştir. İslâm mâneviyâtının bütün yönleri için merkezî bir konuma sahiptir. Çünkü Müslümanların, [Hz.] Peygamber tarafından tam bir kemalle sahip olunan bazı faziletleri kazanabilmeleri, onun sünnet’inin taklit edilmesi vasıtasıyla gerçekleşir.

Müslüman, [Hz.] Peygamber’i sünneti vasıtasıyla -nasıl davrandığı, konuştuğu, yürüdüğü, yediği, karar verdiği, sevdiği ve ibadet ettiğini görür. Şu halde sünnet, bir anlamda, [Hz.] Peygamber’in yaşantısının devamı demektir. Onun isimlerinde, fizikî varlığının tasvirinde (şemâilinde) ve tabi ki isimlerinin ve sünnetinin bitmez gücü sayesinde coşan Muhammedî berekette yansıtılan kişiliğinin imgesini de tamamlamaktadır. Sünnet bizatihi ibadetten, kişinin ailesi, arkadaşları ve toplumla ilişkilerine, ekonomik muameleleri sürdürme, hayvanlara karşı merhametli olma veya bir ülkeyi idare etmeye varıncaya kadar, insan hayatının tüm yönlerini ihata eder
[Hz.] Peygamber’in sünneti, Kur’ân’da da vahy edildiği şekliyle, İslâm’ın öğretilerinin insanî ifadelerle kanunlaştırılmış hâlidir, kanun ilk olarak, Allah’ın yarattıklarının en şereflisi ve Allah’ın emirlerini en güzel anlayabilen ve onları müşahhas olaylar üzerinde uygulayabilen kişi tarafından uygulanmıştır.
Sünnete uymaya çalışmak, İslâmî bir hayat sürmek ve Allah’ın iradesine göre yaşamak demektir.
Üstelik bu, Allah’ın sevgilisinin taklit edilmesi ve neticede, tam da taklidin neticesi olarak Allah tarafından sevilmektir. Sünnet insan yaşantısının bütün alanlarını içine alır
Allah, aynı zamanda kendisinin de sevgilisi olan Peygamber’ini seven kimseyi sever. Bu sebeple Müslümanlar [Hz.] Peygamber’i sever, onun hayatı, uygulamaları ve sözleri, Müslüman için, insan varlığının yolunu son noktasına Allah’a kadar aydınlatan bir lambadır. Öyle bir yol ki, onun ebedî rehberi [Hz.] Peygamber’in kendisinden başkası değildir.
Sünnet; Allah Resul’ünün ahlakı ve yaşam yolculuğudur…