KONYA HABER
Konya
Hafif yağmur
5°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,2216 %0.06
51,1615 %0.23
11.636,28 % 0,06
Ara
Denetimde Eşik Yükseldi, Peki Zihniyet Değişti mi?

Denetimde Eşik Yükseldi, Peki Zihniyet Değişti mi?

YAYINLAMA:

Gece yarısı yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile bağımsız denetime tabi olma kriterleri yukarı çekildi. Artık aktif toplamı 500 milyon TL, yıllık hasılatı ise 1 milyar TL seviyesine ulaşan şirketler denetim kapsamına girecek. Yeni düzenleme, 2026 yılı itibarıyla uygulanmaya başlanacak.

İlk bakışta bu adım, yerinde bir sadeleştirme gibi duruyor. Zira Türkiye’de işletmelerin önemli bir kısmı hâlâ kurumsallaşmadan uzak, daha çok “patron refleksiyle” yönetilen yapılardan oluşuyor. Bu tarz organizasyonlarda finansal bilgi, çoğu zaman bir pusula değil; sadece yıl sonu vergi hesabına giden bir ara durak gibi görülüyor.

Oysa bağımsız denetimin özü, şirketin mali tablolarının belirli standartlara uygunluğunu test etmek ve dış paydaşlara güven vermektir. Yani sistemin amacı, finansal veriyi bir karar alma aracı haline getirmek. Fakat sahadaki gerçeklik, bu teorik çerçeveden oldukça uzak.

Birçok şirkette denetim süreci, adeta “dosya tamamlama” ritüeline dönüşmüş durumda. Hatta bazı örneklerde, denetçinin rehberlik ettiği değil, neredeyse tabloyu baştan kurguladığı bir yapı söz konusu. Ortaya çıkan raporlar ise çoğu zaman yönetim masasının değil, arşiv raflarının konusu oluyor.

Patron açısından bakıldığında tablo net: Kasadaki para, stoktaki mal ve ödenecek vergi biliniyorsa geri kalan detaylar “teferruat” olarak görülüyor. Bu bakış açısı, finansal raporlamayı stratejik bir araç olmaktan çıkarıp zorunlu bir formaliteye indiriyor.

Doğal olarak bu ortamda denetim raporunun itibarı da sınırlı kalıyor. Ne vergi idaresi dışındaki otoriteler ne de finansman sağlayıcılar açısından bu raporlar güçlü bir referans haline gelemiyor. Değer üretmeyen bir çıktıya ise kimse yüksek bedel ödemek istemiyor.

Böyle olunca şirketler için öncelik kalite değil fiyat oluyor. Denetim hizmeti, adeta bir ihale mantığıyla en düşük teklifi verene bırakılıyor. Bu da kaçınılmaz olarak “asgari çaba – azami tasarruf” dengesine sıkışmış bir sektör ortaya çıkarıyor.

Sonuç? Kağıt üzerinde var olan ama gerçekte etkisi hissedilmeyen denetimler… Standartları karşılaması gereken raporların, standardın kendisini bile zorladığı bir tablo…

Aslında mesele şu: Sorun denetime kimlerin tabi olduğu değil, denetimin ne işe yaradığı. Eşiği yükseltmek sistemi hafifletebilir ama zihniyet değişmedikçe aynı döngü devam eder.

Kısacası; kurallar değişiyor, ama oyunun mantığı aynı kalıyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *