Tağutu reddet ki firasetin açılsın…
Düşünce yolculuğu yazıları-15
Sözlükte “azmak, sınırı aşmak” anlamındaki tuğvân (tuğyân) kökünden türeyen bir isim/sıfat olup, islam literatüründe genellikle insanları hak yoldan saptıran, zulme yönlendiren ya da Allah'ın emirlerine karşı gelen her türlü otorite veya gücü ifade eder.
Asıl mânası “aşırı derecede azgın ve mütecaviz”dir. Bundan hareketle Allah’tan başka tapınılan ve hak yoldan saptıran her varlık, put, şeytan, kâhin ve sihirbaz tâgūtun kapsamı içinde düşünülmüştür.
Tâgūt, 1979 yılında İran’da gerçekleştirilen İslâm devriminden sonra Şiî dünyasında Batı politikasını ve Amerika Birleşik Devletleri karşıtlığını yansıtmak, söz konusu ülkelerin sosyal düzenini ve rejimlerini yermek amacıyla kullanılan bir siyasî slogan haline gelmiştir.
Bu yaklaşım diğer İslâm ülkelerinde de kısmen taraftar bulmuş ve tâgūt İslâm karşıtı kabul edilen kişi, kurum, sistem ve anlayışlar için kullanılır olmuştur (krş. The Oxford Encyclopedia, IV, 176).
Tâgūt kelimesinin yer aldığı sekiz âyetten ikisi İslâmiyet’in Mekke döneminde nâzil olmuştur.
Nahl sûresinde geçen âyette (16/36) her ümmete bir peygamber gönderildiği, bunların temel hedeflerinin insanlara tâgūttan uzak durup sadece Allah’a kullukta bulunmayı telkin etmekten ibaret olduğu belirtilir.
Zümer sûresindeki âyetlerde ise (39/15-17) Allah’tan başkasına kulluk edenlerin hem kendilerini hem etkileri altında kalan kişileri hüsrana sevkettikleri bildirildikten sonra puta (tâgūt) tapmaktan sakınıp yalnız Allah’a yönelenlerin ebedî mutluluğa ereceği haber verilir. Medenî sûrelerde yer alan âyetlerde (el-Bakara 2/256-257; en-Nisâ 4/51, 60, 76; el-Mâide 5/60) hak dine karşı çıkan bâtıl ehli ve şer odakları konu edinilmiş, bunlara değil Allah’a iman etmenin, tâgūtu değil Cenâb-ı Hakk’ı dost edinmenin ve anlaşmazlıkların çözümü için O’nu hakem kabul etmenin önemi vurgulanmıştır.
Kur’ân-ı Kerîm’de, İslâmiyet’in Medine döneminde Ehl-i kitap’tan olan yahudilerin dinî ve sosyal hayatta alternatif güç konumunu elde etme yolundaki gayretlerine işaret edilmektedir.

Gerçek tevhid;Allah’a iman ve ona ibadetin yanında tağutu reddederek tağutun dostlarından ilişkiyi kesip uzaklaşmadıkça gerçekleşemez. Bunun için bütün nebiler kavimlerine şu davette bulunmuşlardır;
“Allaha ibadet edin tağuttan sakının.”
Peygamberimiz (s.a.v.) Güzide Ashabı da çocukları konuşma çağına geldiklerinde onlara şu sözü öğretiyorlardı:
“ Amentü Billah ve Kefertü bittağut”
“ Allah’a iman ettim, tağutu reddettim.”
Tağutlara tağutluk yaptıracak zeminler yine insan kaynaklıdır. Nasıl mı?
-Belli bir kesime kontrolsüz güç ve insanı aşan yetkiler vermek,
-İnsanı hakikatten uzaklaştırma adına gösterilen faaliyetlere sessiz kalan toplumlar,
-İlahi irade yerine insan merkezli iradeyi önceleyerek, Allah yokmuş gibi bir hayat dizayn etme ve yaşama gayreti süren/sürdüren toplumlar
-Takvanın yerine imajı önceleyen anlayışlar
-Şahsiyet olmayı önemsemeyip, birey olarak kalmaya mahkum olacak nesiller yetiştirmek, eğitim poitikalarını bu anlayış çerçevesinde geliştirmek
-İnanç, dil ve eylemlerle tağutun açıkça reddedilmesi
-Yaratandan rol çalıp, tutuculuk yapanları görme eksikliği.
-Hakikat ışığından mahrum zihin ve gönüllere sahip kitlelerin, tağutun kaos düzenine boyun eğmesi
Tağutları inkâr etmeden, Allah’a iman olmaz!