KONYA HABER
Konya
Parçalı az bulutlu
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,4792 %-0.02
53,3552 %0.15
10.145,99 % -1,30

Köye Dönüş Hayalleri Neden Hüsranla Bitti?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Son yıllarda metropollerin boğucu kalabalığından, bitmek bilmeyen trafiğinden ve plazaların mekanik atmosferinden kaçıp doğaya sığınmak, modern insanın en büyük ütopyası haline gelmişti. Sosyal medya akışları domates yetiştiren, tavuk besleyen ve doğanın kucağında özüne dönen mutlu insan profilleriyle dolup taştı. Ancak romantik bir kaçış planı olarak başlayan bu köye dönüş dalgası, pek çokları için kısa sürede hayal kırıklığıyla sonuçlanan bir uyanışa dönüştü.

Romantizmin gerçekliğin duvarına çarptığı bu hüsranın arkasında, sosyolojik ve pratik birçok sebep yatıyor.

İlk ve belki de en büyük yanılgı, köy hayatının sunduğu mutlak huzur illüzyonuydu. Şehirli insan, doğayı sadece dinlenilen ve tüketilen bir manzara olarak kodlamıştı.

Oysa taşrada yaşam, doğayla uyum içinde olmaktan ziyade, doğanın sert koşullarıyla amansız bir mücadele gerektiriyordu. Tarım ve hayvancılığın romantik bir hobi değil, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan, tatili olmayan, fiziksel güç ve derin bir tecrübe isteyen ağır bir zanaat olduğu gerçeğiyle yüzleşmek, kentli göçmenler için ilk büyük şok oldu. Toprağın dilinden anlamamak, iklim krizinin getirdiği belirsizlikler ve plansız üretim, ekonomik birer yüke dönüştü.

Bunun yanı sıra, modern kentin sunduğu ve varlığına o kadar alışıldığı için kanıksanan altyapısal imkanların yokluğu, taşrada hayatı felç etti. Sağlık hizmetlerine anında erişim lüksünün ortadan kalkması, çocukların nitelikli eğitim imkanlarından mahrum kalması ve en temel teknolojik ya da lojistik ihtiyaçların bile birer krize dönüşmesi, konfor alanından çıkamayan şehirliyi köşeye sıkıştırdı. Şehirde bir tıkla halledilen işlerin, köyde günlerce süren bürokratik ya da fiziksel çabalara dönüşmesi, sabır sınırlarını zorladı.

Madalyonun görünmeyen ve en çok can yakan yüzü ise sosyolojik uyumsuzluktu.

Köye dönenler, gittikleri yerde homojen, herkesi bağrına basmaya hazır ve sorunsuz bir topluluk bulacaklarını sandılar.

Oysa yüzyıllardır kendi iç dinamikleri, gelenekleri, yazılı olmayan kuralları ve mülkiyet ilişkileri olan taşra toplumu, bu yeni ve yabancı misafirleri hemen kabullenmedi. Şehirlinin bireysel özgürlük alanı ile taşranın kolektif, meraklı ve müdahaleci yapısı çatıştı.

Kentli göçmen, aradığı o derin yalnızlığı ve huzuru bulmak isterken, kendini hem şehir kültüründen kopmuş hem de taşraya ait olamamış bir araf duygusunun içinde buldu. Yalnızlık, bir süre sonra dinlendirici bir eylem olmaktan çıkıp, sosyal bir izolasyona dönüştü.

Köye dönüş projelerinin hüsranla bitmesi, taşranın kusurlu olmasından değil şehirlinin taşrayı kendi zihninde kusursuzlaştırmasından kaynaklandı. Doğaya dönmek, kentin yarattığı varoluşsal krizleri tek başına çözmeye yetmedi.

Gerçeklikle beslenmeyen, sadece bir kaçış güdüsüne dayanan bu romantik dalga, modern insanın kendi yarattığı bir illüzyonun altında kalmasıyla son buldu.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız