Fısk-Fasık-Fucur-Fâcir-Takva
Düşünce yolculuğu yazıları-27
FISK:
İsyan, Allah’ın emrini terk, hak yoldan çıkma, günah işleme tohumun kabuğunu delip çıkması. Fısk’ın çoğulu feseka ve füssak’tır.
Istılahi anlamı ise, büyük günahları işlemek veya küçük günahlarda devam etmek suretiyle Allah’a itaat etmekten çıkmak (Muhammed Hamdı Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I, 282)
Fıskın; Günahı çirkin kabul etmekle beraber, zaman zaman işlemek, devamlı olarak günah işlemek ve günahın çirkinliğini inkar ederek işlemek (Kadı Beydavı, I, 58) şeklinde üç mertebesi vardır.
Üçüncü mertebe, küfür mertebesidir. Yani günahın çirkinliğini ve kötülüğünü kabul etmeyerek haram olduğuna inanmayarak işleyen kimse dinden çıkmış olur.
FASIK:
Fıskın sahibine Fasık denir. Fasıkın üçüncü mertebesinde olmayan fasık, günahkar mümindir.
Ehl-i Sünnet’e göre mümin ünvanı kendisinden ahrımaz.
Mutezileye göre; Büyük günah işleyen fasık, mümin değildir. İnkar etmiyorsa kafir de değildir. Küfürle İman arasında kalır.
Haricilire göre; Fıskın hangi mertebesinde olursa olsun fasık kafirdir (Abdusselam İbn İbrahim, Şerhu Cevheretu ‘t- Tevhıd, s . 244-245).
FÜCUR:
Azmak, günaha dalmak, doğru yoldan ayrılmak, yemin ve sözünde yalancı çıkmak. Allah’ın emirlerinden çıkmak, dini ölçü ve prensiplere aykırı hareket etmek, fısk ve isyana düşmek.
Her küfür fücur sayılmış olsa da, her fücur, inkar olmadığı sürece küfür olarak ele alınamaz.
Kaynaklarda “Takva” kelimesinin zıddı olarak ifade edilmekte ve “takva”, “iyilik kabiliyeti” olarak, “fücur” ise, “kötülük kabiliyeti” olarak ele alınmaktadır. Buradan da “takva” ve “fücur”‘un zıt anlamlar taşıdığını ve her ikisinin de insanda yerleşmiş birer durum olduklarını çıkarmak mümkündür.

FÂCİR:
Azan, günaha dalan, yemin ve sözünde yalancı çıkan hakikatten yan çizen kişi. Allah’ın emrinden çıkan, günahkar, İslam’ın emirlerini çiğneyen, dini ölçü ve prensiplere aykırı hareket eden kimse.
İslam dininin kabul etmediği, yasakladığı iş ve hareketleri yapan; aşırı isyana dalan; özellikle büyük günahlardan olan zina etmek, yalan söylemek, adam öldürmek, içki içmek, hırsızlık yapmak gibi fiilleri işleyen, günahta ısrar eden; başka öz bir ifadeyle, Allah’ın emir ve yasaklarını çiğneyen kimseye denir. Eğer bunları yaparken bir inkar söz konusu ise o zaman kişi küfre girmiş olur.
TAKVA:
Sözlükte “korumak, korunmak, sakınmak, saygı göstermek, dindar olmak, itaat etmek, korkmak, çekinmek” anlamlarındaki vikāye masdarından türeyen takvâ kelimesini Seyyid Şerîf el-Cürcânî, “Allah’a itaat ederek azabından sakınmaktır, bu da ceza almayı haklı kılan davranışlardan nefsi korumak suretiyle gerçekleşir” şeklinde tarif eder (et-Taʿrîfât, “vḳy” md.).
Takvâ ve kökün ittikā, takī, etkā, müttakī gibi diğer türevleri ve fiil şekilleri Kur’ân-ı Kerîm’de 285 yerde geçmektedir.
Kur’an’da ve hadislerde takvâ bazan sözlük anlamında, bazan da “Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak azabından korunma” anlamında kullanılır.
Genellikle peygamberler ümmetlerine, “Allah’tan sakının ve bana itaat edin” diye hitap etmiştir (eş-Şuarâ 26/108, 179).
Peygambere itaat eden Allah’a da itaat etmiş olacağından (en-Nisâ 4/80) takvâ Allah’a ve resulüne itaat etme anlamını içerir.