MİHAİL’İN ÖLÜMÜ
Komşumuz olmasın Mihail, akrabamız? Belki de Mihail içimizdeki öteki! Resul Bal’ın kitabında daha ilk öyküde “ayna metaforu” ile karşılaşıyorsunuz.
“Sorun aynada mı kaynaklanıyordu? Yoksa gerçekten öyle miydi?” (Bal, 2025, 13)
Resul Bal’ın öykü kitabındaki kahramanlarda ufak ayrıntılar vardır. Resul Bal’ın kahramanlarının başına garip şeyler gelir. “İyi de bu aynada kimse görünmezken bu heyula şeklinde görünen kişi kim?” (Bal, 2025, 14)
“Tüm bu disiplinler iletişim kuruyorsa, tüm disiplinler birbiriyle iletişim kuruyorsa kendiliğinden ortaya çıkmayan ama her yaratıcı disiplinde var olan mekân-zaman seviyesiyle olur… Bildiğiniz Tüm yaratım biçimlerinin sınırında mekân-zaman bulunur. Hepsi bu!” (Deleuze, 1987, 3-4
Yazma eyleminin yazanın öncelikle kendisini bilme ve anlamı biçimi olarak nitelendirilir. Buna şunu eklemek istiyorum. Okuma eylemi de bizzat okuyucunun kendini bilme ve anlama biçimidir.
Her yazılı metin sadece kendini inşa edene bakmak, okuyucuya da bakar ve bir şeyler söyler. Hatta çok şey söyler.
Neden şarkı söylersek onun için yazarız ve okuruz. Umberto Eco metnin niyetini kavramayı önerir. Dolayısıyla her yazılı metnin niyetinin kendisi hakkında varsayımlarda bulunacak, kendi üzerine düşünecek örnek bir okuyucu üretmek. Bu anlamda her metin kendi yazarını da üretir. Bu üretime en iyi uyum sağlayan ayna metaforudur. Yani aslında her metinde kendimize bakarız.
Ayna, zaman, mekân ve özne; ayna içinde ayna vardır, zaman içinde zaman vardır, mekân içinde mekân vardır ve özne içinde özne vardır.
Mihail’in Ölümü de sanki bir metafordur ancak bu metafor, daha önceki bir yazımda da ifade ettiğim üzere, ilk anda matruşka gibi gelse de aslında bir trene benzer. Her kompartımanda yani her film karesinde bir hikâye ama bu hikâye zaman, mekân ve öteki (özne) ile birbirine bağlı, birbirinin içine geçmiş olarak, birbirini takip ettiği gibi, izler ani seyreder. Tıpkı, sinema salonundaki seyircinin aynı zamda oyuncu olması gibi. Tıpkı bir aynadaki yansıyan ile yansınanın aynı olması gibi. Gördüğümüz şeyin ebedi kopuşunu izleriz ama aslında o yine oradadır, sadece aynaya düştüğü için değil, ayna ile birlikte var oldukları için.
“Beni bende demem bir ben vardır bende benden içeri!”
Resul Bal’ın söz eylemi nedir? Mihail’in Ölümü’dür.
“Anlamadın mı? (Bal, 2025, 17)
Ölüm ne ki?
Öyküler birbirinin içine geçer Resul Balm’ın kaleminde, bazen kalem ayna olur, bazen kâğıt ama mutlaka “Yas” öyküsünde olduğu gibi birbirini dağlar ve haliyle okuyucuyu da bu dağlama bir derdin içine çeker. Öyle ya Bazen öyle şeyler unutuyoruz ya da kaybediyoruz ki, neyi kaybettiğimizi ve neyi unuttuğumuzu bilmiyoruz. İşte en büyük kayıp da bu. Neyi kaybettiğimizi bilmemek…” (Bal, 2025, 27).
Neşet Amca değildir sadece bize ayna tutan. Zaman ve mekânın birbiriyle ahdi “söz”ü öncelemekle kalmaz, sözü ete kemiğe bürür. Böylece bakış okuyucunun gözünde sadece okuyucuyu kendi içinde sorgulamaya itmez, bu sözün yitirildiği yerde Vera ile buluşur okuyucu. Bu buluşma bize sözün hangi değerlerle birlikte miras bırakılabileceğinin de şifresidir.
Aynı zamanda Mihail’in ruhun teslim edişinde “söze”e verdiği kıymet hükmü içimizden bir sızı olarak geçen-cız eder ölüm buz gibi ve günümüz dünyasında sözün değil de artık görüntünün nasıl bir sahte-gerçeklik kazandığını yüzümüze çığlık çığlığa bırakır.
Yunan’a ayna tutar Resul Bal hikâyelerinde, zengine ve fakire ayna tutar, bazen kalemini toplumsal sınıflar arasındaki kırılganlıkta gezdirir; cesur bir sadelikle. Sözcük kalabalığı olmayan öyküler okuyucuyu derinlerine çeker böylece…
Bir metin nasıl okunmalı? Diye sorar Hilmi Yavuz. “Edebiyat teorileri, bunu ya yazar merkezli olarak okuma, yani,‘yazarın niyeti’ni ( intentio auctoris) açığa çıkaracak bir okuma; ya) metin merkezli okuma, yani ‘metnin niyeti’ni ( intentio operis) açığa çıkaracak bir okuma; yahut da (okur merkezli okuma, yani ‘okurun niyeti’ni ( intentio lectoris) açığa çıkaracak bir okuma biçiminde öbeklendirirler.” (Yavuz, 27 ifadelerini kullanır. Bunu şunun için hatırlattım:
Resul Bal’ın hikâye kitabı Mihail’in Ölümü’nü nasıl okuyalım? Edebiyat yapıtlarını psikanalitik yöntemlerle okumak giderek yaygınlaşıyor. Benim önerim sosyo-psikolojik olarak Mihagil’in ölümünü okumanız. Bu nasıl mı olacak?
Yazarlar, toplumun çöplüğünü kendi yolları üzerinde bulurlar ve kahramanca kalem oynatmaları da bu çöplükten kaynaklanır!
Yazar, modernite neyi fırlatıp atmışsa, neyi ezip geçmişse hepsinin bir dökümünü yapar ve toplar.
Yalnız başına olmasına rağmen bir kavganın içinde olan yazarlar…
Toplum bireyin, birey de toplumun bilinçaltı olmasın? Ayna, zaman, mekân, ben ve öteki olan ben!
Resul Bal, hikâyenin adamı!
Resul Bal bizi bire Mahailleştirir; iyi ki Mihailleştirir.
Burada şunu da sorabilirim: Ayna baktığımızı mı gösterir, görmek istediğimize mi bakarız?
Şehrin en kalabalık yerinde bir aynaya bakıyormuş gibi okuyun derim Resul Bal’ı. Aynaya düşen her yansımanın (okuduğun her satırın) senin öyküne dâhil olduğunu gör. Başka başka insanlarda aynı öykünün kahramanlarıyla nasıl bir ortak paydada buluşabileceğine şaşır; hayret et. Ruhlarımızı doyuran şey belki hayret’tir, Resul Bal’ın Mihail’in Ölümü hikâye kitabında olduğu gibi.
Yaralanılan Kaynaklar:
Deleuze, G. (1987), Yaratıcı Eylem Nedir, Çev, Ümid Gurbanov-İlker Kocael, İstanbul
Yavuz, H. (2010), Okuma Biçimleri, Timaş Yayınları, İstanbul