DEVLETİN GÖRÜNMEYEN NÖBETÇİLERİ
Bazı insanlar yaptıkları işle tanınır. Bazıları ise yaptıkları işin bilinmemesiyle vazifelerini tamamlar.
Bir öğretmenin yetiştirdiği talebeyi, bir mimarın yükselttiği binayı, bir hekimin iyileştirdiği hastayı görebilirsiniz. Fakat devletin görünmeyen tarafında çalışan insanın eserini çoğu zaman göremezsiniz.
Çünkü onun başarısı bazen hiç yaşanmamış bir hadisedir.
Patlamamış bomba, kurulmamış tuzak, gerçekleşmemiş sabotaj, zamanında sezilmiş tehdit…
Tarih bunları yazmaz.
Çünkü tarih olanı kaydeder; devlet aklı ise bazen olmaması gerekeni oldurmamakla vazifelidir.
Görünmeyen nöbet tam burada başlar.
Bu alan her şeyden önce seziştir.
Herkesin baktığı yere bakıp herkesin göremediğini görmek; bugünün küçük işaretlerinden yarının büyük hadiselerini okuyabilmektir.
Bir devlet adamının cümlesindeki kelimeden, uzak bir limandaki hareketlilikten, başka bir ülkede değişen eğitim anlayışından, toplumda sessizce büyüyen bir rahatsızlıktan yarının ihtimallerini sezebilmektir.
Çünkü hadise meydana geldikten sonra onu herkes görür.
Marifet, fırtınayı buluttan önce sezebilmektir.
Devlet aklı dediğimiz şey biraz da budur.
Bugünün gürültüsünün içinde yarının ayak seslerini duymak.
Fakat asıl mesele;
Bu görünmeyen nöbet kimin içindir?
Devlet için mi, millet için mi?
Esasında ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü devlet, soğuk duvarlardan ve makamlardan ibaret değildir. Devlet; bir milletin hafızasının, iradesinin, güvenliğinin ve gelecekte var olma arzusunun teşkilatlanmış halidir.
Bu sebeple gerçek devlet hizmeti, millete rağmen yapılan değil; millet için yapılan fakat her zaman millete anlatılamayan iştir.
Bu vazifenin ağır tarafı da buradadır.
Bazen bildiğini söyleyemezsin.
Bazen yaptığın hizmetin sahibi olduğunu açıklayamazsın.
Bazen kendini savunabilecek durumda olduğun halde susarsın.
Çünkü bazı vazifelerde susmak acizlik değil, emanet ahlakıdır.
Herkes konuşarak kendisini ispat eder.
Bazı insanlar susarak devletini korur.
Fakat devlet hizmetinin de bir ahlakı vardır.
İnsanın kendisini devlet zannetmeye başladığı yerde devlet terbiyesi biter. Devlet aklı sınırsız güç vehmi değildir. Bilakis gücün nerede durması gerektiğini bilmektir.
Çünkü devletin bekası adına hukuk çiğneniyor, insan haysiyeti küçümseniyor ve millet yalnız yönetilecek bir kalabalık olarak görülüyorsa korunan şey devlet değil, iktidar mekanizmasıdır.
Gerçek devlet aklı bilir ki:
Devleti ayakta tutan yalnız kuvvet değil, meşruiyettir.
Ve gerçek güvenlik yalnız düşmanın ne yaptığını öğrenmek değildir.
Bir milletin neye dönüşmekte olduğunu da görebilmektir.
Gençleri ne düşünüyor?
Neye inanıyor?
Hangi kelimeler ortak hafızamızdan kayboluyor?
Ekonominin hangi damarı dışarıya bağlanıyor?
Bugün ihmal edilen hangi teknoloji on yıl sonra milli güvenlik meselesine dönüşecek?
Çünkü bir devlet yalnız sınırlarından saldırıya uğramaz.
Bazen ekonomisinden, bazen kültüründen, bazen teknolojisinden…
Bazen de hafızasından işgal edilir.
Hafızasını kaybeden milletin sınırlarını koruması da uzun sürmez.
İşte görünmeyen nöbetin gerçek manası burada ortaya çıkar.
Adını kimse bilmeyebilir.
Fotoğrafın gazetelerde çıkmayabilir.
Yaptığın iş alkışlanmayabilir.
Yıllarca taşıdığın bazı sırları ailene dahi anlatamayabilirsin.
Fakat bazı insanların hayatındaki en büyük şeref zaten budur.
Millet seni tanımadan millete hizmet edebilmek.
Çünkü hizmetin en saf hali, alkış ihtiyacının bittiği yerde başlar.
Hudutta nöbet tutan asker, kritik teknoloji geliştiren mühendis, gece yarısı kriz masasındaki bürokrat, bir siber saldırıyı kimse fark etmeden durduran uzman ve belki yıllarca tek bir bilginin peşinde yürüyen isimsiz bir devlet görevlisi…
Hepsinin üzerinde aynı hüküm vardır.
Vazife, şahıstan büyüktür.
Fakat daha büyük bir hakikat daha vardır.
Devlet de milletten büyük değildir.
Bütün bu görünmeyen nöbetlerin nihai gayesi; bir çocuğun korkmadan okuluna gidebilmesi, bir annenin evladını huzurla büyütebilmesi, bir çiftçinin toprağını sürebilmesi, bir mühendisin kendi ülkesinde gelecek kurabilmesidir.
Devletin kudreti vatandaşın omzuna çökmek için değil, vatandaşın arkasında görünmeden durabilmek içindir.
Çünkü devlet biraz da milletinin rahat uyuyabilmesi için uyumayanların teşkilatıdır.
Belki onların hikayeleri hiçbir zaman yazılmayacaktır.
Belki isimlerini de hiç bilmeyeceğiz.
Fakat devletlerin görünmeyen defterlerinde makamlar değil vazifeler, nutuklar değil fedakarlıklar, alkışlar değil sessiz nöbetler kayıtlıdır.
Ve o defterin ilk sayfasına şu cümle yazılmalıdır.
Devlete hizmet etmek, devletten bir şey almak değil; gerektiğinde kendinden bir şeyi devlete bırakabilmektir.
Son sayfasında ise tek bir hüküm bulunmalıdır.
Devlete sadakatin nihai adresi millettir.
Çünkü devlet yaşasın diye millet var değildir.
Millet yaşasın diye devlet vardır.