2027’ye 3 Ay, 2030’a da 3 Yıl 3 Ay Kaldı
*Yılın son 90 gününe başlıyoruz, bu yıl hiç görmediğimiz bir hızla bitiyor. Yazı hatırlayan var mı, baharı hatırlayan var mı? Çok hızlı oldu değil mi. Bu yılın başında dünya ekonomisinde planlama şöyleydi; enflasyon düşecek, merkez bankaları faiz indirecek, tahvil getirileri gerileyecek, kredi ucuzlayacak ve bu sayede dünyada 2027’ye daha rahat paraya ulaşma şartlarıyla girecekti. Tam tersi oldu. Amerika’da uzun vadeli tahvil faizleri yükseldi. Avrupa ve Japonya’da da para politikasının yeniden sıkılaşacağı tartışılıyor. 2027’nin büyük sürprizi ise petrolün 120 dolar olması değil, ucuz paranın hiç geri dönmemesi olabilir.
*Bugünkü yüksek faizleri sadece merkez bankalarına bağlamak çok yanlış olur. Amerika’nın yüksek kamu borcu ve bütçe açıkları daha fazla tahvil arzı istiyor. Avrupa savunma ve altyapı yatırımlarını artırıyor. Enerji dönüşümü yüz milyarlarca Euro sermaye gerektiriyor. Teknoloji şirketleri ise yapay zekâ merkezleri, çipler ve enerji altyapısı için devasa finansman arıyor. Para bitmedi ama ucuz para için rekabet daha sertleşti. Petrol sadece depoyu değil, faizi de pahalandırıyor. Enerji şoku bu baskıyı büyüttü. Petrolün yüksek seviyelerde kalması yalnız akaryakıtı değil navlun, plastik, gübre, kimya ve üretim maliyetlerini de artırıyor. Petrol birkaç ay içinde yeniden gerileyebilir ama enerji şoku, küresel, risksiz faizi uzun süre yüksek tutarsa yatırım kararları yıllarca ertelenecek. Petrol artarsa, enflasyon artar, faiz iner, tahvil faizi artar sonuç olarak yatırım düşer. Ülkemizde ise TCMB iç talebin zayıf seyrettiğini, buna karşın yüksek enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde yukarı yönlü risk oluşturduğunu belirtti. TCMB politika faizini düşürebilir ama ABD tahvil faizleri yüksek kalır ve küresel yatırımcı daha yüksek getiri isterse Türk şirketlerinin borç bulma maliyeti aynı hızda gerilemez. Bu nedenle 2027’de özellikle döviz borçlu, düşük marjlı ve yüksek işletme sermayesi ihtiyacı olan şirketler daha kırılgan olacak.
*İhracatçı şirket için de denklem otomatik olarak olumlu değil. Kur artışı gelirleri destekleyebilir ancak ithal ara malı, enerji ve döviz borcu yüksekse kur avantajının önemli bölümü maliyet tarafında geri alınabilir. 2027 bütçelerinin en tehlikeli varsayımı faiz nasıl olsa düşecektir. 3 farklı planımız olmalı. Birincisi enflasyon düşer, TCMB kontrollü indirim yapar, dış faizler yüksek ama istikrarlı kalır. İkinci plan ise enflasyon %30 çevresinde yapışkan kalır, USD/TL piyasa beklentisinin üzerine çıkar, dış finansman pahalı kalır. Son plan ise enerji fiyatları yeniden yükselir, kur girişkenliği artar, TCMB beklenenden daha uzun süre sıkı kalır. Ciroyu %40 artırıp finansman giderini %60 artırmak başarı değildir. Nakit artık likidite değil, stratejik güç oldu. Yüksek faiz ortamında stok, alacak ve nakit yönetimi doğrudan kârlılıktır. Yıllık 12 milyar TL satış yapan bir şirkette tahsilat süresini yalnızca 1 ay kısaltmak yaklaşık 1 milyar TL’ye yakın işletme sermayesi serbest bırakır. Bu para bankadan borçlanılmak zorunda değilse, yüksek faiz ortamında onlarca milyon liralık finansman gideri ortadan kalkar. 2027’nin şirket stratejisi yalnız satış büyütmek değil stoku hızlandırmak, tahsilatı kısaltmak, borcu azaltmak, döviz pozisyonunu yönetmek ve sermayeyi yüksek getirili işlere yönlendirmek olmalıdır.
*2008 yılı bize şirketlere ucuz parayla büyümeyi öğretti. 2027 ise sermayenin yeniden kıymetli olduğu bir dönem olacak. 2027’de büyük olmak yetmeyecek. Borcunu çevirmek zorunda olmayan, yatırımını kendi nakdiyle finanse edebilen ve sermayenin maliyetinden daha yüksek getiri üreten şirketler kazanacak. Pahalı para çağında nakit, şirketin kasasında duran para değil; rekabet üstünlüğüdür.
*Sonuç olarak, insanın özgürlüğü, istediği her şeyi yapabilmesi değildir. İstemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasıdır. Önümüzdeki son 3 ay ve geniş açılı olarak 3 yıl 3 ayımız çok önemli. İstemediğimiz şeyleri yapmak zorunda olmamalıyız.