Bir Padişahın Aynası: Korkuları, Sanatı, Yıldız Hamidiye Camii
İstanbul’da her adım başı tarihi bir yapıyla karşılaşmak, şehrin sıradan bir mucizesidir. Fakat bu kez yolum rastgele değil, özel olarak görmek istediğim bir mabede, Yıldız Hamidiye Camii’ne düştü. Üsküdar’dan vapura binip denizin serinliğini içime çekerek Beşiktaş ilçesine geçtim. Kısa bir yürüyüşün ardından, Yıldız Sarayı’nın hemen yanı başında yükselen o büyüleyici yapı karşımdaydı. Camiye varmadan önce beni selamlayan ihtişamlı saat kulesi, adeta içeride karşılaşacağım benzersiz güzelliğin habercisiydi. Doğrusu, caminin ve o giriş kapısındaki saat kulesinin zarafetini kelimelerle tarif etmekte insan gerçekten kifayetsiz kalıyor.

Klasik Ezberlerin Dışında Bir Yapı:
Biraz bu özel yapının tarihinden ve klasik Osmanlı mimarisinden ayrışan o büyüleyici dokusundan bahsetmek gerek. Cami, 1881-1885 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından, hemen yanı başındaki sarayın bir parçası gibi inşa ettirilmiş. Kayıtlara baktığımızda, mimarının Nikolaidis Jelpuylo adlı bir Rum usta olduğunu görüyoruz. Mimariye biraz meraklı gözlerle bakınca, yapının daha dış kapısından itibaren klasik Osmanlı üslubundan ne kadar farklı olduğu hemen ilgimi çekti. Sonrasında yaptığım küçük araştırmalar da bu hissiyatımı doğrular nitelikteydi; caminin hem dış hem de iç süslemelerinde Oryantalist ve Neo-Gotik unsurların o eşsiz harmanını açıkça görmek mümkün.

Sultanın El Emeği, Göz Nuru:
İçeri adım attığımda ise beni en çok etkileyen, tarihin en insani ve sanatsal detaylarından biri oldu. II. Abdülhamid’in ahşap işçiliğine, marangozluğa olan derin ilgisini ve Yıldız Sarayı’ndaki marangozhanesinde boş zamanlarında bizzat çalıştığını hepimiz biliriz. İşte bu caminin hünkâr mahfilinde yer alan, sedir ağacından yapılmış o zarif kafesler, bizzat padişahın kendi el işçiliği, kendi göz nuru. Onları yerinde görmek, bir hükümdarın sanatçı kimliğiyle aynı mekanda buluşmak bambaşka bir his. Hazır içerideki detaylara değinmişken; cami içindeki o orijinal sedef işleme tabloların da bir kısmını inceleme şansım oldu. Edindiğim bilgiye göre diğer kısmı restorasyon çalışmaları için geçici olarak camiden alınmış.

Yıldız Paronoyası ve Cuma Selamlıkları:
Yıldız Hamidiye Camii, sadece mimarisiyle değil, ardındaki insan psikolojisi ve siyasi hafızasıyla da insanı derin düşüncelere sevk ediyor. En ilginç bilgilerden biri de padişahın burayı inşa ettirme sebebi. II. Abdülhamid,Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılıp Yıldız Sarayı’na taşındıktan sonra, ağabeyi V. Murad’ın yeniden tahta geçirileceği endişesini derinden taşıyordu. Bu yüzden saraydan pek uzaklaşmak istememiş ve cuma namazları için bu camiyi hemen sarayın yanı başına kondurmuştu. Nitekim cami, sultanın saltanatının sonuna kadar çok gösterişli, adeta bir güç gösterisi olan cuma selamlıklarına sahne olmuş.

Bombalı Suikast ve Zamanın Mucizesi:
Tabii caminin tarihinde, insanı ürperten çok önemli bir dönüm noktası daha var: II. Abdülhamid’e düzenlenen Ermeni komitacıların o bombalı suikast girişimi... Cami çıkışında, Şeyhülislâm Hâlidefendizâde Cemâleddin Efendi ile ayaküstü yapılan ve beklenenden biraz uzun süren o sohbet, II. Abdülhamid’i mutlak bir ölümden kurtararak tarihin akışını değiştirmiş.Patlamada tören alanında bulunan yirmi altı kişi hayatını kaybederken elli sekiz kişi yaralanmış.Beklenenden biraz fazla sohbet etmesi II. Abdülhamid’i suikasttan kurtarmış.

Bugün o avluda durup saat kulesine ve caminin heybetine bakarken, zamanın hem bir suikastı önleyecek kadar hassas, hem de bu muazzam eserleri bugüne taşıyacak kadar cömert olduğunu bir kez daha hissettim.

İstanbul'un kalbinde, tarihin ve sanatın birleştiği bu saklı şaheseri mutlaka listenize ekleyin derim.