KONYA HABER
Konya
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,5539 %0.06
54,8779 %0.06
10.155,24 % 0,58

Tek Sorun Faiz Mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Hayır, ekonominin veya sıkıntılarımızın tek sorunu faiz değildir. Faiz, yüksek enflasyonu düşürmek ve döviz kurunu düşük tutmak için kullanılan bir enstrümandır. Ekonomimizde asıl sorunlar, birincisi üretimdeki yapısal bozukluk, ikincisi hukuk ve güven eksikliği ve sonuncusu ise bütçe açığıdır. Ekonomideki esas sorun yüksek enflasyondur. Hayatı pahalı yapar ve alım gücümüzü bitirir. İkinci esas sorun değişim eksikliğidir. Bunu ise hukukla sağlayabiliriz. Hukuk üstün olursa buna paralel güven güçlenir böylece kalıcı yatırımlar ülkeye gelir. Üretimdeki sorunlar ise sanayinin yüksek teknolojiye geçememesi ve ithal girdiye bağımlı kalmasıdır. Gözüken sorun ise kamu harcamalarının gelirlerden fazla olmasıdır.

* Faiz politikası ne zaman işe yarar, karşılıklar politikası, makro ihtiyati önlemler, önemli yapısal sorunları olmayan ekonomilerde ortaya çıkan sorunları çözmeye yarar. Küresel kriz zamanlarında Amerika ve Avrupa gibi gelişmiş ekonomiler sorunlarını para politikasıyla çözerler. Eskiden kabul edilmeyen para basarak finansman sağlamak artık kabul edilebilir oldu. Parasal genişleme olarak adlandırılan para basıp piyasaya sürerek bir yandan da faizleri sıfıra kadar düşürerek gelişmiş ülkeler, ekonomide karşılaştıkları çöküşten çıkmayı ve toparlanmayı başardılar. Bunu başarırken de önemli oranda enflasyon olmadı. Çünkü paraları kıymetli paraydı, o nedenle bastıkları paralar kendi ülkelerinde kalmadı ve yatırım fonları aracılığıyla bankalardan ödünç alınıp dışarıda daha yüksek getiri veren ülkelere gitti. Bu uygulamalar sırasında maliye politikası pek fazla devreye girmedi. Amerika ve Avrupa ekonomi ve hukuk, demokrasi, eğitim gibi diğer alanlarda alt yapıları önemli ölçüde yeterli ülkeler oldukları için para politikasını uygularken yapısal reformlara girişmediler, ufak tefek revizeler yeterli oldu.

* Bizde ise ekonomi ve diğer alanlarda ileri düzenlemelere geçişi sağlayacak olan Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakereleri başlatıldı. Bütün bu olumlu düzenleme ve adımların sonucu olarak Türkiye kısa sayılabilecek bir sürede krizden çıktı, cari denge dışında bütün göstergeleri kriz öncesi durumla kıyaslanamayacak kadar olumlu bir görünüm aldı. İlk kez orta gelir tuzağından çıkış umudu doğdu. Ne var ki bu olumlu görünüm çok sürmedi. Önce Avrupa Birliğiyle ilişkiler programlandığı şekilde ilerlemez oldu, ardından yapısal reformlar yapılacak yerde yapılmış olanlar da tersine çevrilmeye başlandı. 2018 yılında girilen başkanlık sistemiyle birlikte kamu yönetimi iyiden iyiye zayıfladı, ekonomi politikasında, özellikle faiz politikasında yanlış adımlar atılmaya başlandı ve bu yanlışlar 2021 yılında enflasyon yükselirken faizi düşürme hamlesiyle doruk noktasına çıktı. Faiz negatif hale gelince dövize yöneliş oldu, bu kez bu yönelişi önlemek için KKM uygulamasıyla kur garantisi getirildi. 2023 yılı ortasında bu yanlışlardan dönüş için yeni bir program uygulamaya kondu. Bu program faiz ve zorunlu karşılıklar düzenlemesi gibi para politikası enstrümanlarının kullanılmasına dayanıyor. Kamunun, özellikle yöneticilerin yarattığı büyük israfla ilgili hiçbir düzenleme içermiyor. Maliye politikasıyla harcamaları kısmak yolunda düzenleme yapılamayınca bu kez enflasyonu yükselttiği bilinen dolaylı vergileri artırmaya ağırlık verilmek zorunda kalındı.  2021 yılından itibaren 2 yıl boyunca enflasyona göre çok düşük faizle kredi kullanmaya başlamış olan iş âlemi, faizlerdeki yükselişe ayak uyduramadı. Ülke riskinin yüksekliği ve düşürülmeye çalışılması bir yana tam tersine risk artırıcı açıklamalar yapılması doğrudan yabancı sermaye girişinin önünü kesti. Doğrudan yabancı sermaye girişi çok düşük düzeyde kalınca yabancı sıcak para çeşidi olan carry trade yoluyla ve Türk yatırımcıların dolar hesaplarını bozdurup Türk Lirası hesaplara geçmesini sağlayan bir sistemle finansman çevrilmeye çalışıldı. Böyle bir ortam ülke ekonomisinin çekici gücü olan sanayi kesimi üretiminin ciddi darbe almasına yol açtı. Bugün geldiğimiz durumdan bugün uyguladığımız gibi yalnızca para politikasıyla çıkmak mümkün değildir. Enflasyonda tümüyle baz etkisine dayalı geçici düşüşlere bakarak sorun çözülüyor gibi düşünmek çok yanlıştır. Vakit kaybetmeden hukukun üstünlüğü ve güçler ayrımına dayalı demokrasinin kurulmasından başlayarak vergi reformu, kamu harcama reformu, teşvik sisteminin doğru kullanılması gibi yapısal reformlara başlamamız gerekiyor.

* Türkiye'de sanayi kesiminde kârlılık oranları son 10 yılda maliyet artışları, yüksek finansman giderleri ve sıkı para politikaları nedeniyle ciddi şekilde geriledi. Büyük sanayi kuruluşlarının satış kârlılığı %6,8'den %3,4 seviyesine düştü yani yarı yarıya eridi ve son 10 yılın en düşük ortalamasındadır.

*Sonuç olarak, 2000 Yılında 11,6milyar lira olan faiz giderleri 2001 ve sonrasında yıllar içinde 17,5 milyar lira, 24,3 milyar lira, 32,1 milyar lira ve son 5 yılda ise 2021 yılında 473,6 milyar lira, 2022 yılında 679,8 milyar lira, 2023 yılında 1010,8 milyar lira, 2024 yılında 1368,7 milyar lira, 2025 yılında 1950,3 milyar lira ve 2026 için ise 2,740 milyar lira olarak rekorda, son 25 yılda 167 kat borç artar mı? İşletmelerin karlarının %96,6’sı neredeyse tamamı faiz ve finansmana gidiyor. Tek sorun faiz değildir. Faiz sebeptir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız