Medya Engellilere Karşı Neden İki Uçlu?
Engelli bireyler medyada ne zaman görünür oluyor?
Çoğu zaman bir başarı hikâyesinin kahramanı olduklarında ya da yaşadıkları bir mağduriyet üzerinden haberleştirildiklerinde…
İşte tam da burada önemli bir sorunla karşı karşıyayız.
Medyanın engelli bireylere yaklaşımı çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor: Acındırmak ya da kahramanlaştırmak.
Bir tarafta engelli bireyi yalnızca yaşadığı zorluklarla anlatan, izleyicide acıma duygusu oluşturmayı hedefleyen bir dil var. Yaşanan her olay dramatize ediliyor, engelli bireyin kişiliği ve hakları geri plana itiliyor. Oysa engelli bireylerin sürekli mağduriyet üzerinden anlatılması, toplumdaki yanlış algıları daha da güçlendirebiliyor.
Diğer tarafta ise “engeline rağmen başardı” başlığıyla karşımıza çıkan haberler var.
Bir engelli birey üniversiteyi kazanıyor, spor yapıyor, meslek sahibi oluyor veya kendi işini kuruyor. Bunlar elbette kıymetli başarılar. Ancak haberin merkezine sürekli “engeline rağmen” ifadesini koyduğumuzda, farkında olmadan engelliliği kişinin önündeki aşılmaz bir engel gibi tarif ediyoruz.
Oysa mesele tam olarak burada.
Bir insanın başarısı neden önce engeliyle açıklanmak zorunda?
Engelli birey bir öğrenci, bir mühendis, bir öğretmen, bir gazeteci, bir sporcu, bir sanatçı ya da bir girişimcidir. Engeli ise onun kimliğinin tamamı değildir.
Medyanın görevi insanları acındırmak veya kahramanlaştırmak değil, gerçeği doğru ve hak temelli biçimde anlatmaktır.
Bir kaldırımın erişilebilir olmaması, toplu taşımanın kullanılamaması, kamu binalarına erişimde yaşanan sorunlar veya eğitim ve istihdamdaki eşitsizlikler “kişisel dram” değildir.
Bunlar toplumsal ve kamusal meselelerdir.
Dolayısıyla haberin sorusu da değişmelidir.
“Bu engelli vatandaş bütün zorluklara rağmen bunu nasıl başardı?” yerine;
“Bu vatandaşın eşit haklara erişebilmesi için toplum ve kamu ne yapıyor?”
sorusunu sormak gerekir.
Çünkü engellilik çoğu zaman bireyin kendisinden çok, toplumun oluşturduğu fiziksel, sosyal ve zihinsel bariyerlerle ağırlaşır.
Medya bu noktada yalnızca haber veren değil, toplumun bakış açısını şekillendiren güçlü bir aktördür. Kullanılan bir kelime bile milyonlarca insanın zihnindeki engellilik algısını etkileyebilir.
Bu nedenle haber dilinde küçük gibi görünen tercihler aslında büyük sonuçlar doğurur.
Engelli bireyi sürekli mağdur göstermek de doğru değildir, olağanüstü bir insan gibi sunmak da.
Asıl ihtiyaç, eşit yurttaşlık perspektifidir.
Engelli birey ne acınacak biridir ne de her başarısında “mucize gerçekleştiren” bir kahramandır.
O, herkes gibi hayatın içinde yer alan ve herkes gibi fırsat eşitliğini, erişilebilirliği, bağımsız yaşamı ve insan onuruna yakışır bir hayatı hak eden bir yurttaştır.
Belki de medyanın engellilere bakışında artık şu cümleyi değiştirme zamanı gelmiştir:
“Engeline rağmen başardı.”
Bunun yerine;
“Önündeki engeller kaldırıldığında, herkes gibi başardı.”
diyebilmeliyiz.
Çünkü eşitlik, bir insanın bütün engellere rağmen hayatta kalabilmesi değil; o engellerin zaten en başından ortadan kaldırılmış olmasıdır.
Kalın Sağlıcakla