ÖNLÜK GİYEN ÖĞRENCİLERDEN ÖNLÜK GİYEN ÖĞRETMENLERE
Günlerdir bir önlük mevzusu gündemi meşgul ediyor.
Malum, Millî Eğitim Bakanlığı yayınladığı genelgede okul yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görev esnasında önlük giymeleri talimatını verdi.
Gerekçe olarak da öğretmenlik mesleğinin saygınlığı, meslekî temsil sorumluluğu, mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket etme, öğrenciye örnek olma gibi maddeler sıralandı.
Daha sonra da önlük için standart belirledi. Beyaz renkte olacak, yüzde 75 polyester yüzde 25 viskon içerikli alpaka kumaştan üretilecek, önü çıtçıtlı olacak, 3 cebi bulunacak vs… Uygulamanın takibi il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerince sıkı bir şekilde yapılacak, dendi.
Öğrencilerin önlük, öğretmenlerin takım elbise giydiği bir dönemde, hangi iktidar zamanı olduğunu hatırlamıyorum ama çok da uzak olmayan bir geçmişte, bir bakan çıkıp öğrencinin kılığına kıyafetine karışmayın, saçına dokunmayın, veliyi üzmeyin, veli ne emrederse yerine getirin tarzı şeyler söylemişti. Ardından öğretmenlerin tatilini gündeme getirmiş, sanki okullar açık ve öğrenciler okuldaymış da öğretmenler Miami’de tatildeymiş gibi öğretmenler çok tatil yapıyor diyerek öğretmenleri vatandaşın önüne yem olarak atmıştı. Başka bir bakan da bu bakanı öğretmenlere şahsiyet kazandırmaya çalışıyor diyerek desteklemişti.
O günden bugüne öğrenci disiplini konusunda bir daha dikiş tutturamadık eğitimde. Önlükler atıldı, saç ve tırnaklar uzadı, davranışlar bozuldu. Öğretmenlerle bakanlığın bu derece ters düştüğü başka bir dönem olmuş muydu hatırlamıyorum.
Malûm bakan değiştikten iki ay sonra sendikaların serbest kıyafet eylemleri başladı ve 13 yıldır öğretmenler takım elbise ve kravat olmadan derslere giriyorlar. Hanımların başörtülerine de karışılmıyor çok şükür.
Geçen 13 yıllık sürede münferit sorunlar yaşansa da öğretmenler serbest kıyafetle okula gitmekten memnun ve mutlu. Toplum içine ve öğrencilerin karşısına çıktığının bilincinde olan öğretmenler mesleğine yakışan şekilde giyiniyor. Hanım öğretmenler başta olmak üzere çoğu zaten genelde önlük giyiyor. Mesleğin vakarına yakışmayan tavırlar sergileyen, eğitim ortamı için uygun olmayan kıyafetler giyen birkaç kendini bilmeze mevzuat kuralları içerisinde had ve hududunu bildirmek de çok zor olmamalı herhalde. Bunun için önlüğü zorunlu tutmaya hatta standartlar getirmeye gerek var mıydı, önlük zorunlu olunca bu sorunlar çözülecek, yitirilen meslekî saygınlık geri gelecek mi ilerleyen süreçte göreceğiz.
Bakanlığın öncelikli gündemi önlük olunca sosyal medyada da gündem öğretmen oluyor haliyle. Forumlarda ve sözlük sitelerinde sayfalar boyunca öğretmen tartışması var. Bilen de yazıyor bilmeyen de. Kıyafetleri dolayısıyla yerden yere vuruluyor öğretmenlik mesleği. Çoğu özel kurslarda yaşanan birkaç münferit olay sebebiyle fahişe kılıklı olmalarından tutun da pavyon kadınlarına ve bar fedailerine benzetilmelerine kadar hakaretin bini bir para. “Çaycı mı öğretmen mi belli değil.” “Çok tatil yapıp yatarak para kazanıyorlar” falan derken yine öğretmen nefretine ve düşmanlığına varıyor cümleler.
Öğretmenlerimiz yıllarca kravat takıp takım elbise ve gömlekle girdi sınıflara. Asker gibi her gün sinek kaydı tıraş oldu. Ancak saygınlığı kıyafetinden kaynaklanmıyordu. Öğretmene biçilen rol ve verilen değerden kaynaklıydı. Devletimiz bugün de önlük giyeceksin diyorsa onu da yaparlar. Mesele değil. Keşke tek sorun önlük olsun. Ancak ben yaptım oldu demek yerine fikrini sormak, zorlamak yerine sevdirmek, başkalarına yem etmeden yaptırmak, münferit sorunları genele yaymadan direk kaynağında çözmek daha doğru ve faydalı bir yöntem olsa gerek.
Şayet bir mesleğin saygınlığı kıyafetle ölçülüyorsa ya da mesele öğrenciye örnek olmaksa öğretmenler grand tuvalet giyinirken öğrencilerin kravatı belinde, gömleğinin yarısı dışarda geziyordu. Kimse çıkıp öğretmenim gibi düzgün giyineyim ya da düzgün giyinerek ben de saygınlık kazanayım demiyordu. Çünkü öğrenciler için o yıllarda da öğretmen değildi rol model. Hayat Bilgisi dizisinin karakterleriydi mesela. Anne-baba ve öğretmenler yerine artistler ve diziler yetiştiriyordu genç kuşağı. Tıpkı günümüzde olduğu gibi… Dolayısıyla saygınlık ve örneklik dönemini geride bırakalı çok zaman oldu.
Farkında mısınız bilmiyorum ama öğretmenlerimiz mutsuz. Bir eğitim öğretim yılına böyle gereksiz gündemlerle, öğretmenlerin yaşama sevincini, öğrencileriyle kavuşma heyecan ve hevesini sıfırlayarak girmek kimseye fayda sağlamayacak. Veli baskısı, sınav kaygısı, mobbing, CİMER şikayetleri, tayin zorluğu, aile bütünlüğünün kurulamaması, norm fazlalığı sorunu, geçim sıkıntısı, saygınlığın kalmaması, eğitime katkısı olmayan angarya projeler, nitelik kaybı, evrak yükleri, sıklıkla yaşanan darp olayları, katliam derken biriken onca sorunla ve hevesi kırılmış, moral ve motivasyonunu yitirmiş öğretmenlerle Türkiye Yüzyılına girmeyi hedefleyemezsiniz.
Nasıl ki moral ve motivasyon cephede savaşan askerler için en önemli güç ise cehaletle savaşan eğitim neferleri için de o derece önemlidir. Öğretmenin itibarını her gün ayaklar altına alarak veya aldırarak moral aşılamış olmuyorsunuz. Sadece öğretmen zarar görmüyor bu durumda, çocuklarımız ve geleceğimiz de zarar görüyor.
Öğretmenin tatilini, kıyafetini gündem ederek öğretmenlik mesleğinin itibarını artıramazsınız. Senede bir gün süslü cümlelerle överek yitirilen saygınlığını geri kazandıramazsınız. Geleceğe yön veren eğitimci rolünden çıkarıp dadılık ve bakıcılık rolüne evirerek zaten itibar ve saygınlık bırakmadık öğretmenlerde.
Eğitimdeki tüm sorunların kaynağı olarak öğretmeni görme kolaycılığını bir kenara bırakıp gerçek meselelere gerçekçi çözümler bulmanın gayretine düşmemiz lazım. Kamuoyunu öğretmenin giyeceği önlük ve bu önlüğün standartları ile meşgul etmek yerine sorunlar yumağı haline gelen eğitim sistemimizi konuşalım. Sanal medya diliyle değil, akl-ı selim ile, dinleyerek ve anlayarak…