2026’nın Kitaplarına Bakarken
Bir kitabı eleştirmek, yalnızca kitabı anlatmak değildir. Bazen bir kitabın bize ne söylediğinden çok, neden bize dokunduğunu anlamaya çalışmaktır.
İlk kez bir kitap eleştirisi yazarken kendime sorduğum ilk soru da bu oldu: Bir kitabı hangi ölçüyle değerlendirmeliyiz? Konusuyla mı, diliyle mi, karakterleriyle mi, okurda bıraktığı duyguyla mı? Yoksa bütün bunların ötesinde, kitabın kapağını kapattıktan sonra zihnimizde yaşamaya devam edip etmediğiyle mi?
Belki de iyi bir kitap eleştirisi, kitabın yerine konuşmak değil; okurla kitap arasında yeni bir konuşma başlatmaktır.
2026 yılı Türkiye’de kitap ve yayıncılık açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Yılın ilk altı ayında yayıncılar tarafından 168 milyon 370 bin 270 kitap üretildi. Bu sayı, 2025’in aynı dönemindeki 176 milyon 101 bin 896 adetlik üretimin yaklaşık yüzde 4 altında. Ancak rakamların tamamı bir gerilemeyi anlatmıyor. Aynı dönemde yetişkin kurgu-edebiyat yayınlarında yüzde 8, çocuk ve gençlik kitaplarında ise yüzde 7 artış kaydedildi.
Haziran ayı verileri ise başka bir ayrıntıya işaret ediyor. Haziran 2026’da 38 milyon 622 bin 132 kitap üretildi ve bu rakam geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13 daha yüksek oldu. Haziran ayında üretimin yüzde 10’unu yetişkin kurgu-edebiyat, yüzde 14,1’ini çocuk kitapları oluşturdu.
Satış tarafındaki veriler de okurun kitapla ilişkisine dair başka bir pencere açıyor. Hepsiburada’nın 2026’nın ilk altı ayına ilişkin verilerine göre platform üzerinden 5 milyondan fazla kitap siparişi verildi ve okurlar 240 bin farklı kitap satın aldı. Çocuk kitapları ilk sırada yer alırken onları edebiyat ve eğitim kitapları izledi.
Bu rakamların önemli bir tarafı daha var: Bize yalnızca kaç kitap üretildiğini veya kaç sipariş verildiğini değil, hangi türlerin okur karşısında daha görünür hâle geldiğini de gösteriyor.
Fakat kitap dünyasını yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değil.
Çünkü bir kitabın değeri, kaç adet basıldığıyla ölçülemeyeceği gibi, çok satması da onu otomatik olarak iyi bir kitap yapmıyor. Çok satan bir kitapla çok konuşulan bir kitap aynı şey değil; çok okunan bir kitapla uzun süre hatırlanan bir kitap da…
İşte bu nedenle 2026’nın kitaplarına bakarken yalnızca satış listelerine değil, kitapların bize ne anlattığına da bakmak gerekiyor.
Bu köşede amacım “en iyi kitapları” belirlemek ya da okura ne okuyacağını söylemek değil. Bunun yerine, 2026’da okurun karşısına çıkan ve edebiyat gündeminde iz bırakan kitapları konuları, karakterleri, anlatım biçimleri, güçlü ve zayıf yönleriyle ele almak.
Bazen bir romanın karakterini konuşacağız.
Bazen yazarın dilini.
Bazen kitabın bize açtığı toplumsal bir pencereyi.
Bazen de yalnızca bir cümlenin neden günlerce zihnimizde kaldığını…
İlk durağımız ise Alice Feeney’in Kocamın Karısı adlı romanı.
Çünkü bazı kitaplar yalnızca okunmaz.
Okurun kendi hayatına başka gözlerle bakmasına neden olur.
Ve belki de kitap eleştirisinin en güzel tarafı tam burada başlar:
Bir kitabı anlatırken, farkında olmadan okuru da anlatmaya başlarız.