SINIRLAR VE SINIRLARIMIZ
Sınırlar iki taraf için de önemlidir ve temelde sınır iki taraflıdır.
Ben ve ötekini sınarlar belirler.
Ben, bir ulus devlet gibidir.
Hudut, duvar, serhat, uç, hat, eşik, kenar, çit, çizgi, çeper, çerçeve, kıyı, kapı, köşe, köprü, coğrafya, mekân, toprak, vatan, devlet, ulus, ülke, egemenlik, sembol, ideoloji, kutsal, beden, düzensiz göç, kaçakçılık ve terörizm.
Sınır toplumu.
Sınır kültürü.
Sınır kimliği.
Sınır duygusu.
Sınır bölgesi.
Sınır geçişi.
Sınır ötesi.
Sınır politikası.
Sınır güvenliği.
Sınır duvarları.
Sınır dışı.
Bütün bunlar basit kavramlar gibidir. Ancak bunları kendimize ve topluma uyguladığımızda ortaya yepyeni bir olgu çıkar.
Bu olgu ben ve öteki arasındaki ilişkinin düzenidir.
Bir ilişkide düzeni sınırlar belirler.
Hepimizin bir sınırı vardır. Hepimizin bir haritası vardı. Hepimizin haritasında işaretli noktalar vardır.
“Kırmızı çizgilerim” dediğimiz yır sınırdır.
Sınırı aşmak bir kaza mıdır?
Kasıtlı bir eylem midir?
Bilinçsizce bir geçiş midir?
Karşı tarafın tepkisi ölçmek için bir pratik midir?..
Sınır geçişleri her zaman risk içerir. Çünkü aslında bizler bir sınır içinde yaşarız. Toplumsal sınırımızı toplum belirler. Toplumun belirlediği sınırlar kültüreldir. Bunların en hissedileni ahlaki sınırlardır.
Anayasalar, yasalar sınır koyar.
Din sınır koyar.
Ailenin sınırları vardır.
İş yerlerinin sınırları vardır.
Bireyin sınırı ile bu saydığım sınırla genellikle birbiriyle örtüşür veya örtüşmek zorundadır. Yoksa ortaya kaos çıkar.
Dolayısıyla ülke sınırları gibi sosyal ve kültürel sınırlar ise sembolik sınırlar bizi sadece korumaz, aynı zamanda biz yapar.
Nihayetinde her temas sınırlarda gerçekleşir ve sınır temelde toplumsal yaşamın alanıdır.
O yüzden sınır aşıldığında ortaya çıkan şey kaos olur.
Bu kaosun kadın cinayetleri, “anlamsızlık”, intihar vb. gibi ortaya çıkması, görünür olması toplumsal, kültürel ve sembolik sınırlarla, bu sınırların ihlal edilmesiyle doğrudan ilgilidir.