KONYA HABER
Konya
Açık
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,6269 %0.14
56,5386 %-0.05
11.028,93 %0.13

Sıra Bize Gelince

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Adalet hepimizin dilinde…
Ama nedense herkesin adalet anlayışı, kendi kapısının önüne gelene kadar oldukça geniş.
Başkasının hakkı yenirken susuyoruz. Bir haksızlık görüyoruz, başımızı çeviriyoruz. Bir yanlış yapılıyor, “Bana ne?” deyip geçiyoruz.
Sonra aynı yanlış bizim kapımızı çaldığında, hep birlikte yüksek sesle adalet arıyoruz.
Ne ilginç değil mi?
Toplum olarak sessizliğimiz konusunda oldukça istikrarlıyız.
Yanlış gördüğümüzde susuyoruz.
Haksızlık gördüğümüzde susuyoruz.
Torpil gördüğümüzde susuyoruz.
Birinin hakkı yenirken susuyoruz.
Hatta bazen öyle bir susuyoruz ki, insanın “Acaba toplum olarak toplu halde sessizliğe yemin mi ettik?” diyesi geliyor.
Ama sıra bize gelince sessizliğin düğmesini bulamıyoruz.
Bir anda herkes konuşuyor.
“Bu haksızlık!”
“Böyle adalet mi olur?”
“Kimse sesimizi duymuyor!”
Oysa sesimizi duyurabilmek için önce başkasının sesini duymamız gerekiyordu.
Çünkü bugün başkasının uğradığı haksızlığa sessiz kalıp yarın kendi hakkımız için ayağa kalktığımızda, ortada yalnızca bir mağduriyet değil, aynı zamanda bir toplumsal çelişki vardır.
Biz çoğu zaman adaleti savunmuyoruz.
Adaletin bizim tarafımıza geçmesini bekliyoruz.
Başkasının çocuğu torpille işe girdiğinde liyakatten söz ediyoruz.
Bizim çocuk bir kapıdan referansla girdiğinde ise:
“Çocuk zaten başarılı.”
Ne güzel!
Demek ki torpil, doğru kişiye yapılınca torpil olmaktan çıkıyor.
İşte asıl tehlike burada.
Bir toplumda herkes haksızlığı görüp susarsa, bir süre sonra suskunluk normalleşir.
Normalleşen her yanlış ise bir gün dönüp dolaşıp hepimizin kapısını çalar.
O gün geldiğinde ise şaşırıyoruz.
“Bize bunu nasıl yaptılar?”
Belki de önce kendimize sormalıyız:
Biz başkasına yapılırken neden sustuk?
Çünkü adalet, yalnızca kendi başımıza geldiğinde hatırlayacağımız bir kavram değildir.
Adalet; sevmediğimiz insanın da hakkını savunabilmektir.
Bizden olmayanın da hakkını savunabilmektir.
Hatta hiç tanımadığımız bir insanın uğradığı haksızlık karşısında, “Bana ne?” dememektir.
Yoksa yaptığımız şey adalet aramak değil, sıramızı beklemektir.
Ve unutmayalım:
Bir toplumun en büyük gücü, herkesin konuşması değil; haksızlık karşısında susmamasıdır.
Çünkü bugün başkasının hakkı için susarsak, yarın kendi hakkımız için konuşacak bir toplum bulamayabiliriz.
Sıra bize gelmeden önce, başkasının sırasına sahip çıkabilmek dileğiyle…
Kalın Sağlıcakla

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız