Sıra Bize Gelince
Adalet hepimizin dilinde…
Ama nedense herkesin adalet anlayışı, kendi kapısının önüne gelene kadar oldukça geniş.
Başkasının hakkı yenirken susuyoruz. Bir haksızlık görüyoruz, başımızı çeviriyoruz. Bir yanlış yapılıyor, “Bana ne?” deyip geçiyoruz.
Sonra aynı yanlış bizim kapımızı çaldığında, hep birlikte yüksek sesle adalet arıyoruz.
Ne ilginç değil mi?
Toplum olarak sessizliğimiz konusunda oldukça istikrarlıyız.
Yanlış gördüğümüzde susuyoruz.
Haksızlık gördüğümüzde susuyoruz.
Torpil gördüğümüzde susuyoruz.
Birinin hakkı yenirken susuyoruz.
Hatta bazen öyle bir susuyoruz ki, insanın “Acaba toplum olarak toplu halde sessizliğe yemin mi ettik?” diyesi geliyor.
Ama sıra bize gelince sessizliğin düğmesini bulamıyoruz.
Bir anda herkes konuşuyor.
“Bu haksızlık!”
“Böyle adalet mi olur?”
“Kimse sesimizi duymuyor!”
Oysa sesimizi duyurabilmek için önce başkasının sesini duymamız gerekiyordu.
Çünkü bugün başkasının uğradığı haksızlığa sessiz kalıp yarın kendi hakkımız için ayağa kalktığımızda, ortada yalnızca bir mağduriyet değil, aynı zamanda bir toplumsal çelişki vardır.
Biz çoğu zaman adaleti savunmuyoruz.
Adaletin bizim tarafımıza geçmesini bekliyoruz.
Başkasının çocuğu torpille işe girdiğinde liyakatten söz ediyoruz.
Bizim çocuk bir kapıdan referansla girdiğinde ise:
“Çocuk zaten başarılı.”
Ne güzel!
Demek ki torpil, doğru kişiye yapılınca torpil olmaktan çıkıyor.
İşte asıl tehlike burada.
Bir toplumda herkes haksızlığı görüp susarsa, bir süre sonra suskunluk normalleşir.
Normalleşen her yanlış ise bir gün dönüp dolaşıp hepimizin kapısını çalar.
O gün geldiğinde ise şaşırıyoruz.
“Bize bunu nasıl yaptılar?”
Belki de önce kendimize sormalıyız:
Biz başkasına yapılırken neden sustuk?
Çünkü adalet, yalnızca kendi başımıza geldiğinde hatırlayacağımız bir kavram değildir.
Adalet; sevmediğimiz insanın da hakkını savunabilmektir.
Bizden olmayanın da hakkını savunabilmektir.
Hatta hiç tanımadığımız bir insanın uğradığı haksızlık karşısında, “Bana ne?” dememektir.
Yoksa yaptığımız şey adalet aramak değil, sıramızı beklemektir.
Ve unutmayalım:
Bir toplumun en büyük gücü, herkesin konuşması değil; haksızlık karşısında susmamasıdır.
Çünkü bugün başkasının hakkı için susarsak, yarın kendi hakkımız için konuşacak bir toplum bulamayabiliriz.
Sıra bize gelmeden önce, başkasının sırasına sahip çıkabilmek dileğiyle…
Kalın Sağlıcakla