Bir Şey Yap Güzel Olsun
Bir insana çıkarı olmadan selam vermek ne kadar önemli bir bilseniz... Bir insanı çıkarı olmadan sevmek de öyle... Bunlardan daha önemlisi, size (zahiren) zararı bile dokunabilecek kişilerin yanında yer alabilmek... İşte bunun adı hakikat… Çıkara dayalı ilişkilerin değerler dizisiyle kesişmesi de söz konusu olamamaktadır. İslam toplumunda birçok müessese, kişiye topluma dönük çeşitli yükümlülükler getirmektedir. Geçmişte vakıf müessesesinin gelişmesi bu sorumluluğun bir yansıması idi. Söz konusu müesseselerin güncellenip toplum hizmetine sunulması bir ütopya değildir.
Hadiseleri kişisel çıkarlara göre düşünmek neden yanlış biliyor musunuz? Örnekle açıklayalım isterseniz. Havalar kış mevsiminde yağışsız ve ılıman geçmişse kömür ya da doğalgaz faturasının düşük olması şehirde yaşayan kısıtlı bütçeli bir kimse için bir mutluluk vesilesidir. Ama aynı durum arazinin ekilemeyeceği ya da rekoltenin düşük olacağı anlamına da gelir. Aynı kişi bir sonraki sezon daha fazla ödeme yapacaktır bir başka deyişle… İşte elindekini bölüşmek de böyledir. Kendisini düşünen kimse ne diye paylaşsın ki elindekini… Zira paylaşmanın erdemi ile ilgili bir ruh yoksa kişide, ürün arzındaki azlık sizin için daha fazla kazanma nedenidir. Kendini düşünen insan hem egoist hem de hedonisttir (hazcı).
Eğer ahirette Allah'tan adalet değil rahmet bekliyorsak; hayatımız hakikate talip olmalıdır. Hakikat ne mi… Allah için olan şeylerden sürekli daha fazlasına talip olmak, kocaman bir hiç olduğunu idrak etmektir. Şair ne de güzel özetlemiş durumu (Mustafa Kutlu).
Bir şey yap güzel olsun... Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.
-Bir şey yap iyi olsun. Hizmetten, hürmetten, merhametten müteşekkil olsun. Kalpleri yumuşatsın; garibin, yolcunun, zayıfın derdine derman olsun.
- Bir şey yap adil olsun, haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.
- Bir şey yap barış olsun. İnsanlar kin ve nefretten uzaklaşsın...
Hakikat feragati-riyazeti gerektirir. İşte bu yüzden kendinden bildiğin yani ‘ben’le ilgili her ne varsa, onun adı hakikat değil ‘riyaSet’tir. (riyazet-riyaset arasındaki 180 derecelik farkı da siz araştırın artık). Riyaset bilene ateşten gömlektir. Bilmeyene ise; uykudan uyanıncaya kadar tatlı bir rüya… Uykudan uyanmak… Allah Rasulü'nün bildirmesiyle; ölüm… ‘Ne mutlu ki; ölüm var, Allah’ın en büyük adaleti ölüm… Kimse kıvıramayacak orada…’ Ve ‘bazı davalar ahirette görülür, orada gücü olan değil, haklı olan taraf kazanır’ (tırnak içi olan yerler alıntıdır).
Hey gidi sahte dünya... Ne kadar da çok insanı cezbediyorsun öyle... Sana talip olan nasıl görsün ki hakikati... Behlül de (Dânâ), Bişr (Hâfî) de, Hallac da hakikate talipti. Hatta Nesimi de... Bu yüzden sığamıyordu bir yerlere... İnsanların değil gönüllerin sultanı idi her birisi... Ve neredeyse kimsecikler anlayamamıştı onları...