OKULLAR AÇILDI İLK DERS: EŞİTSİZLİK
Zil herkes için aynı saatte çalıyor, fakat herkes aynı imkânlarla derse girmiyor.
Yeni bir eğitim öğretim yılı başladı. Okul bahçeleri yeniden çocuk sesleriyle doldu. Sırtlarda çantalar, ellerde kitaplar, gözlerde kimi zaman heyecan, kimi zaman endişe...
Kimi çocuklar yeni bir yılın mutluluğunu yaşarken kimi aileler daha ilk günden hesap yapmaya başladı. Kırtasiye masrafları, servis ücretleri, okul ihtiyaçları ve eğitim için ayrılması gereken bütçe...
Çünkü artık okula başlamak, yalnızca bir çocuğun eğitim yolculuğuna adım atması değil, aynı zamanda ailelerin ekonomik gücünün de sınandığı bir sürece dönüşebiliyor.
Oysa eğitim, bir ailenin gelirine göre şekillenecek bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır.
Bir sınıf düşünün...
Aynı sırada oturan, aynı öğretmeni dinleyen, aynı zil sesiyle derse başlayan çocuklar. Fakat okulun kapısından içeri girdiklerinde sahip oldukları imkânlar birbirinden oldukça farklı.
Birinin evinde ders çalışabileceği sessiz bir oda, interneti ve kaynak kitapları var. Diğerinin ise evdeki ekonomik sıkıntılar nedeniyle ders çalışmaktan önce çözmesi gereken başka sorunları bulunuyor.
Bir öğrenci özel dersle eksiklerini kapatırken diğeri ders kitabının yanında ek kaynak bulmakta zorlanıyor.
Zil aynı saatte çalıyor ama herkes aynı başlangıç çizgisinde durmuyor.
İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.
EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ, SADECE BİR SÖZ OLMAMALI
Eğitim denildiğinde çoğu zaman sınav sonuçlarını, başarı oranlarını ve okul derecelerini konuşuyoruz. Peki, o sonuçların arkasındaki imkânları ne kadar sorguluyoruz?
Bir çocuğun başarısını değerlendirirken ailesinin ekonomik durumunu, yaşadığı çevreyi, eğitim kaynaklarına erişimini ve karşılaştığı engelleri de hesaba katıyor muyuz?
Yoksa herkesin aynı şartlarda yarıştığını varsayıp, kazananı alkışlarken geride kalan çocuğa sadece daha çok çalışmasını mı söylüyoruz?
Bu yaklaşım, eğitimin temel amacını gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Çünkü eğitim yalnızca başarılı öğrenciler yetiştirme meselesi değildir. Aynı zamanda her çocuğa potansiyelini ortaya koyabileceği koşulları sunma sorumluluğudur.
ÇOCUKLARIN HAYALLERİ AİLELERİN CÜZDANINA SIĞMAMALI
Bir çocuğun geleceği, ailesinin ekonomik gücüyle sınırlanmamalı.
Çocuklar arasında elbette farklı yetenekler, farklı ilgi alanları ve farklı çalışma alışkanlıkları olacaktır. Ancak imkân eşitsizliği, bu farklılıkların önüne geçerek bir çocuğun daha en başından geride kalmasına neden olmamalıdır.
Bir çocuğun hayali doktor olmaksa, mühendis olmaksa, öğretmen olmaksa veya bambaşka bir meslek seçmekse, o hayalin önündeki en büyük engel ailesinin maddi imkânları olmamalıdır.
Çünkü yoksulluk, bir çocuğun yeteneğini ölçen bir sınav değildir.
Bugün eğitimde fırsat eşitliğini konuşmazsak yarın toplumdaki eşitsizlikleri daha derin biçimde konuşmak zorunda kalabiliriz.
Eğitim, yalnızca bireyin geleceğini değil, toplumun geleceğini de şekillendirir. Bu nedenle çocukların hangi koşullarda eğitim aldığı, hepimizin ortak meselesidir.
SON SÖZ YERİNE
Okullar açıldı. Yeni bir eğitim yılı başladı.
Öğrencilerden çalışmaları, öğretmenlerden fedakârlık göstermeleri, velilerden ise çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaları bekleniyor.
Peki, eğitim sisteminin kendisinden ne bekliyoruz?
Her çocuğa eşit fırsat sunmasını... Ekonomik farklılıkların eğitim hakkının önüne geçmemesini... Başarının yalnızca imkânı geniş olanların ulaşabileceği bir hedef olmamasını...
Çünkü bir ülkenin geleceği, yalnızca iyi eğitim alan çocuklarla değil, iyi eğitim alma fırsatına sahip olan bütün çocuklarla inşa edilir.
Unutmayalım:
Zil herkes için aynı saatte çalabilir. Fakat eğitimde adalet, herkesin o zili aynı umutla karşılayabilmesidir.
Kalın Sağlıcakla