KONYA HABER
Konya
Az bulutlu
19°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,3979 %0.03
55,6494 %-0.18
10.864,21 %1.51

Ekonominin Çarkları Böyle Dönmez

YAYINLAMA:

Ekonomi iyiye gitmiyor…

Bunu artık sadece ekonomiyi konuşanlar, iş dünyası temsilcileri veya esnaf söylemiyor. Çarşıda, pazarda, sanayi sitesinde, dükkânda, fabrikada aynı cümleyi duyuyoruz:

“İşler eskisi gibi değil.”

Piyasada ciddi bir sıkışmışlık var. Masraflar çıkmıyor. Maliyetler yükseliyor. Kâr marjları eriyor. Koca koca firmalar finansman problemiyle boğuşuyor. Küçük esnaf günü kurtarmanın hesabını yapıyor. Üretici önünü göremiyor.

Ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bu ekonomi nereye gidiyor?

Üretenin nefesi kesilirse ekonomi de nefessiz kalır

Bir ülkenin ekonomisi sadece gayrimenkul alıp satmakla, arsa fiyatlarının yükselmesiyle, konutların her yıl daha pahalı hale gelmesiyle büyümez.

Ekonomi; fabrikayla, atölyeyle, dükkânla, tarlayla, ihracatla, üretimle büyür.

Sanayici üretmeli.

Esnaf satmalı.

İşveren istihdam sağlamalı.

Çiftçi üretmeli.

Üreten insanın önünü görebilmesi gerekiyor.

Bugün ise birçok işletme “Ne kadar kazanıyorum?” sorusundan önce “Ay sonunda ne kadar açık vereceğim?” sorusunu soruyor.

Bu, sürdürülebilir bir ekonomik yapı değildir.

Üstelik mesele yalnızca bugünün sıkıntısı da değil.

Eğer üretim yapan işletmeler birer birer kepenk indirirse, bunun bedelini yalnızca bugünün esnafı değil, yarının Türkiye’si öder.

Rant ekonomisi üretim ekonomisinin önüne geçmemeli

Son yıllarda ekonomide gayrimenkulün ağırlığının ne kadar arttığını hepimiz görüyoruz.

Ev, arsa, dükkân…

Fiyatlar yükseldikçe yükseliyor.

Kiralar yükseldikçe yükseliyor.

Fakat bunun bir de diğer tarafı var.

Kiracı.

Esnaf.

İşletmeci.

Bir dükkânın kirası birkaç yıl içerisinde katlanıyor. Esnafın cirosu aynı oranda artmıyor ama kira artıyor, personel maliyeti artıyor, elektrik artıyor, vergi artıyor, sigorta artıyor, hammadde artıyor.

Sonra esnafa deniliyor ki:

“Bu kira olacak.”

Olmazsa?

“İşine gelirse otur, gelmezse çık.”

Bu anlayışın ekonomik karşılığı nereye kadar?

Gayrimenkul sahibi elbette mülkünden gelir elde edecek. Buna kimsenin itirazı yok.

Ama bir ülkenin bütün ekonomik dengesi “Mülkün varsa kazanırsın, üretirsen zorlanırsın” noktasına geliyorsa burada ciddi biçimde düşünmek gerekiyor.

Çünkü üretmeyen ama gayrimenkulden kazanan bir ekonominin uzun vadede hangi noktaya varacağını hepimiz sorgulamalıyız.

90’lı yılları hatırlayanlar bilir…

Bugün kira fiyatlarının hiç düşmeyeceği düşünülüyor.

Oysa ekonomi böyle çalışmaz.

Ben 90’lı yılları hatırlıyorum.

O dönemlerde bazı bölgelerde mülk sahipleri için kira, bugünkü kadar önemli değildi.

Hatta hatırlayanlar bilir…

“Kirayı çok düşünme, yakıtını ve aidatını öde, yeter ki otur.”

denilen dönemler vardı.

Fuloil yakıtın konuşulduğu, kiracının kıymetli olduğu yıllardı.

Bugün ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız.

Kiralar öyle seviyelere geldi ki insanlar ev tutmakta, esnaf dükkân kiralamakta zorlanıyor.

Fakat ekonomi hiçbir zaman tek yönde hareket etmez.

Bugün göğe çıkan fiyatlar yarın aşağı gelebilir.

Kira piyasasında da bir düzeltme yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır.

Nitekim Merkez Bankası’nın yayımladığı değerlendirmelerde kira enflasyonunda gerileme eğilimine ve yeni/yenilenen sözleşmelerdeki kira artışlarının mevcut yıllık kira enflasyonunun altında seyrettiğine dikkat çekiliyor.

Demek ki hiçbir fiyat sonsuza kadar aynı yönde gitmez.

Peki Maliye ne yapmaya çalışıyor?

Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri de burada.

Devlet vergi toplayacak.

Elbette toplayacak.

Kamu hizmetlerinin devam etmesi için vergi şart.

Ancak vergi adaleti başka bir şeydir.

Vatandaşın ve işletmenin ödeme gücünü dikkate alan, öngörülebilir, adil ve sürdürülebilir bir vergi sistemi başka bir şeydir.

Bugün iş dünyasının önemli bir bölümü kendisini ciddi bir maliyet ve nakit akışı baskısı altında hissediyor.

Bir taraftan vergi ödeniyor.

Bir taraftan SGK.

Bir taraftan personel.

Bir taraftan kira.

Bir taraftan enerji.

Bir taraftan finansman maliyeti…

Sonra işletmenin devletten alacağı doğuyor.

İşte burada insanın kafası karışıyor.

Vatandaşın devlete borcu olduğunda tarih belli.

Son gün belli.

Ödemezsen faiz belli.

Gecikmenin bedeli belli.

Peki vatandaşın devletten alacağı olduğunda neden aynı hassasiyeti her zaman göremiyoruz?

Devlet alacağını beklemiyor, vatandaş alacağını bekliyor

Bir işletmenin vergi iadesi veya mahsup alacağı olabilir.

Mevzuatta bu işlemlerin hangi şartlarda ve nasıl yapılacağı açıkça düzenlenmiş durumda. Örneğin belirli KDV mahsup taleplerinde gerekli belgelerin tamamlanması halinde işlemin dilekçe tarihi itibarıyla yapılmasına ilişkin düzenlemeler bulunuyor.

Ama sahadaki vatandaşın şikâyeti başka:

“Alacağımı zamanında alamıyorum.”

İşletmenin parası içeride bekliyor.

Bir ay…

İki ay…

Üç ay…

Daha fazla…

O para beklerken değer kaybediyor.

Enflasyon karşısında eriyor.

İşletme o parayla maaş ödeyecek.

Hammadde alacak.

Kira ödeyecek.

Elektrik ödeyecek.

Üretime devam edecek.

Fakat para içeride bekliyor.

Sonra aylar sonra mahsup edildiğinde veya ödendiğinde, kâğıt üzerinde aynı para olabilir ama ekonomik değeri aynı para değildir.

İşte burada adalet duygusu yara alıyor.

Bir de “eksik belge” meselesi var

Esnafın ve işletmecinin en çok yakındığı konulardan biri de bürokrasi.

Bir evrak.

Bir yazı.

Bir belge.

Bir açıklama.

Bir kontrol…

Bunların tamamı elbette yapılmalı.

Devlet denetlemeli.

Vergi kaçırılmasına müsaade edilmemeli.

Ancak denetim ile vatandaşı yıldırmak arasında çok ince bir çizgi vardır.

Bir memurun önüne gelen dosyayı sonuçlandırmak yerine sürekli yeni bir gerekçe araması, gerçekten gerekli olmayan işlemlerle süreci uzatması halinde bunun bedelini kim ödüyor?

Yine vatandaş.

Devletin kasasından çıkan para değil belki ama işletmenin sermayesi içeride bekliyor.

İşletmenin sermayesi bekledikçe üretim yavaşlıyor.

Üretim yavaşladıkça istihdam riske giriyor.

İstihdam riske girdikçe ekonomi daha da sıkışıyor.

Bu zinciri görmek gerekiyor.

Esnaf düşman değil, ekonominin omurgasıdır

Vergi mükellefi bir esnafı yalnızca “vergi ödeyecek kişi” olarak görmek yanlış.

O esnaf aynı zamanda istihdam sağlayan kişidir.

Mahallesinin ekonomisidir.

Tedarikçisinin müşterisidir.

Bankanın müşterisidir.

Çocuğunu okutan vatandaştır.

Evine ekmek götüren insandır.

Sanayici de aynı şekilde…

Üretici de…

İhracatçı da…

Bunları ekonominin karşısına koymak değil, ekonominin temel taşı olarak görmek gerekir.

Devlet ile vatandaş karşı karşıya gelmemeli.

Devlet, vatandaşın karşısında değil yanında olmalı.

Elbette kayıt dışılıkla mücadele edilsin.

Elbette vergi kaçıran denetlensin.

Elbette kamu gelirleri korunsun.

Ama dürüstçe çalışan, vergisini veren, istihdam sağlayan işletme de korunmalı.

Çünkü mesele sadece para değil

Bugün bir fabrikanın kapanması sadece bir şirketin kapanması değildir.

Bir fabrikanın kapanması;

işsiz kalan insanlar demektir.

Tedarikçilerin iş kaybetmesi demektir.

Esnafın müşterisini kaybetmesi demektir.

Şehrin ekonomisinin daralması demektir.

Üretim kapasitesinin azalması demektir.

Yarın yeniden aynı fabrikayı kurmanın çok daha zor hale gelmesi demektir.

Bu yüzden ekonomi yönetiminin temel hedeflerinden biri sadece vergi toplamak olmamalı.

Üreteni yaşatmak da olmalı.

Çünkü bugün üreticinin kazandığı her lira, yarın ekonominin başka bir noktasına hareket eder.

Son söz

Türkiye’nin güçlü olması için güçlü bir devlet kadar güçlü bir ekonomi de gerekiyor.

Güçlü ekonomi ise yalnızca yüksek fiyatlarla, yüksek kira bedelleriyle veya gayrimenkul değerleriyle kurulamaz.

Güçlü ekonomi; üreten, istihdam sağlayan, yatırım yapan, ihracat yapan, risk alan insanlarla kurulur.

Bugün esnafın, sanayicinin, üreticinin ve işletmelerin nefes almaya ihtiyacı var.

Vergi alınmasın demiyoruz.

Denetim yapılmasın demiyoruz.

Devlet görevini yapmasın demiyoruz.

Tam tersine…

Devlet görevini yapsın ama adaletle yapsın.

Vatandaşın da devlete karşı sorumluluğu varsa devletin de vatandaşa karşı sorumluluğu olduğunu unutmasın.

Devlet alacağını bir gün bile geciktirmeden isterken, vatandaşın devletten olan alacağının aylarca beklemesi normalleştirilmemeli.

Bir memurun masasında dosya beklerken, o dosyanın arkasında bir ailenin, bir işletmenin, bir fabrikanın hayatı olduğunu kimse unutmamalı.

Çünkü ekonomi rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi insandır.

Ve insanın nefesi kesilirse, ekonominin çarkları da dönmez.

Bugün yapılması gereken; vatandaşı daha fazla sıkıştırmak değil, üretenin önünü açmak, esnafın nefesini rahatlatmak, sanayicinin yatırım yapmasını sağlamak ve vergi sisteminde adalet duygusunu güçlendirmektir.

Yoksa bugün birkaç kuruş daha fazla tahsil edilen verginin, yarın kapanan bir işletmenin, kaybedilen bir yatırımın ve yitirilen bir üretim kapasitesinin yanında hiçbir anlamı kalmayabilir vesselam.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız