KONYA HABER
Konya
Açık
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,5798 %0.08
55,6573 %0.12
10.736,48 %-0.44
Süleyman SAYAN profil resmi
Nalçacılılar Taraftarlar Derneği Seydişehir Başkanı
[email protected]
Tüm Yazıları

MAÇ BİTER, SORULAR KALIR

YAYINLAMA:

Bir deplasman yolculuğunda, farklı şehirlerden gelen iki taraftarın aynı otobüs durağında karşılaştığını düşünün. Birinin boynunda yeşil-beyaz, diğerinin üzerinde kendi takımının renkleri vardır. Önce birbirlerine temkinli yaklaşırlar. Sonra futbol konuşmaya başlarlar. Takımlarını savunur, birbirlerine takılır, hatta tartışırlar. Fakat yolları ayrılırken birbirlerine iyi yolculuklar dilemeyi de ihmal etmezler.

Çünkü formalar farklı olsa da ikisi de aynı ülkenin sokaklarında büyümüş, aynı topun peşinde koşmuş insanlardır. Rekabetin düşmanlığa dönüşmediği yerde futbol güzeldir. Peki ya renkler, insanları birbirine düşürmenin bahanesi hâline gelirse? İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

Mağduriyetin Ardına Sığınmak

Türkiye; Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, Çerkesler, Lazlar ve daha pek çok farklı etnik kökenden insanın bir arada yaşadığı bir ülkedir. Hiçbir etnik kökenin diğerine üstünlüğü yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olan ve bu ülkeyle ortak bir gelecek kurmak isteyen herkes eşit haklara sahiptir. Bu nedenle yazacaklarımın, hangi etnik kökenden olursa olsun ülkesini benimseyen, bu memlekete bağlı insanları hedef almadığının altını çizmek isterim. Bu yazı bir etnik kimliğe değil, belirli davranışlara, söylemlere ve çelişkilere yöneliktir.

Öncelikle bir kavramı hatırlayalım: Mağdur edebiyatı.

Mağdur edebiyatı; bir kişinin veya grubun yaşadığı haksızlıkları sürekli öne çıkararak ya da bazı olayları olduğundan daha büyük göstererek çevresinden sempati, ayrıcalık veya haklılık elde etmeye çalışmasıdır. Elbette gerçek mağduriyetleri görmezden gelemeyiz. Ancak mağduriyet iddiası da her davranışın üzerini örten bir kalkan olamaz.

Yabancı gelmedi, değil mi?

İsimler, Semboller ve Aidiyet

Diyarbakır'ın tarih boyunca farklı adlarla anıldığı biliniyor. Günümüzde Amed adı da özellikle Kürtçe kullanımda karşımıza çıkıyor. Bir şehrin hangi adla anıldığı tek başına bir insanın niyetini belirlemeye yetmez. İnsanlar yaşadıkları şehri farklı dillerde, farklı tarihî ve kültürel bağlamlarda adlandırabilirler. Ancak isimlerin ve sembollerin siyasi anlamlar taşıdığı durumlar da vardır. Burada önemli olan, kullanılan ifadenin kendisinden çok hangi bağlamda ve hangi amaçla kullanıldığıdır. Bir ismi tercih etmek başka, o tercihi başkalarını dışlamak veya düşmanlaştırmak için kullanmak başkadır.

Bölgenin zorlu süreçleri geride bırakmasını, terörün sona ermesini ve insanların huzur içinde yaşamasını hepimiz isteriz. Fakat bu noktada sorulması gereken bir soru var: Şiddeti ve terörü reddetme konusunda toplumun bütün kesimleri aynı kararlılığı gösterebiliyor mu? Bu soruyu sorarken bütün bir şehri veya halkı aynı kefeye koyamayız. Fakat toplumsal barıştan söz ediyorsak rahatsız edici soruları da konuşabilmeliyiz.

Futbol Tribünlerinde Çifte Standart Var mı?

Türkiye'de bir stadyumda yaşanan olayın başka bir stadyumda yaşanan olaydan farklı değerlendirilmesi sizce ne kadar doğru?

Terör örgütü lehine slogan atıldığı iddia edilen bir tribün, rakip taraftara yönelik tehditler veya İstiklâl Marşı'na yönelik saygısızlık iddiaları karşısında nasıl bir tutum alınmalıdır? Bu tür davranışlar hangi takımın tribününde gerçekleşirse gerçekleşsin aynı ciddiyetle ele alınmamalı mıdır?

İnsanları kışkırtan, ardından ortaya çıkan tepkiyi kendi lehine kullanarak mağduriyet anlatısı oluşturan taraftar grupları varsa bunlar da sorgulanmalıdır. Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar da aynı şekilde değerlendirilmelidir.

Buradaki ölçümüz açık olmalı: Bir davranış, hangi taraftan gelirse gelsin aynı ilkelere göre değerlendirilmelidir.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun pek çok şehrinde misafirperverlik güçlü bir kültürel değerdir. Misafir ağırlamak, ona sahip çıkmak ve onu en iyi şekilde uğurlamak önemli geleneklerimiz arasındadır. Peki, bu anlayışın futbol deplasmanlarında da karşılığını bulması gerekmez mi?

Konyaspor ve Bursaspor gibi güçlü taraftar kültürlerine sahip takımların taraftarlarına yönelik tutumları değerlendirirken de aynı ölçüyü kullanmak zorundayız. Bir taraftar grubunun milliyetçi semboller kullanmasını otomatik olarak düşmanlık saymak ne kadar yanlışsa, başka bir grubun siyasi veya ideolojik sembollerini sorgulanamaz kabul etmek de o kadar yanlıştır.

İddialara konu olan bestelerden biri şu şekilde aktarılıyor:

“Bursa'yı Bursa'da vuralım, Konya'yı Konya Ovası'nda... Yeter artık bizim bu barış, havaya karşı döner bıçaklarımız.”

Bu sözler gerçekten kullanıldı ve bağlamı da aktarıldı. Burada barıştan çok tehdit ve şiddet çağrışımı yapan bir dil söz konusudur. Böyle bir söylemi savunmak, futbol rekabetiyle açıklanamaz. Aynı tepki, bu sözleri hangi taraftar grubu söylerse söylesin gösterilmelidir.

Semboller Üzerinden Yürütülen Tartışma Konyaspor taraftarlarının kullandığı sembollerden biri de Bozkurt işaretidir. Bu sembolün Türk tarihindeki kökleri, modern siyasi hareketlerdeki kullanımı ve günümüzde farklı çevrelerde taşıdığı anlamlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

 

Bir sembolün siyasi bir hareketle özdeşleşmiş olması, onun bütün tarihî ve kültürel anlamlarını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde bir sembolün tarihî kökenlere dayanması da her kullanımının eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmez.

Asıl soru şudur: Bir taraftarın sembol kullanması hangi noktada kişisel veya kültürel bir ifade olmaktan çıkar ve başkalarına yönelik bir tehdide dönüşür?

Bu sorunun cevabını etnik kimliklere göre değil, somut davranışlara göre vermeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, Türklük sembolü yani bozkurt yapan kimseye tepki veremezsiniz. Verirseniz o kimlikte bir sıkıntı vardır. 

Öte yandan, bir taraftar grubunun adının Barikat olması tek başına o grubun provokasyon amacı taşıdığını kanıtlamaz. Ancak  insanda bir düşünür neden böyle ayrımcı isimler kullanıyoruz. Bir grubun adı ne olursa olsun, şiddeti çağrıştıran söylemleri ve eylemleri varsa bunların da ayrıca sorgulanması da gerekir.

Memleketini sevmek faşistlik değildir. Aynı ölçü herkes için geçerlidir.

Uzatılan Elin Kıymeti Bilinmeli

Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde farklı kökenlerden insanların ortak bir devlet çatısı altında yaşaması fikri vardır. Devletin görevi, vatandaşlarının güvenliğini sağlamak, haklarını korumak ve bölgeler arasında fırsat eşitliğini geliştirmektir.

Bölgelere yapılan yatırımlar, kamu hizmetleri ve kalkınma politikaları elbette tartışılabilir; bunların başarısı da somut verilerle değerlendirilmelidir.  Ama devletin onları unuttuğu kocaman bir yalandır. O bölgeye son 20 yirmi yılda yapılan yatırımlar ortadadır.

Keşke birbirimize uzattığımız elleri siyasi hesapların, önyargıların ve geçmişin bitmeyen tartışmalarının gölgesinde bırakmasak. Keşke farklılıklarımızı bir tehdit olarak değil, ortak hayatımızın bir parçası olarak görebilsek.

Benim Kürt arkadaşlarım var. Bu memleketi en az benim kadar seven, ülkesine bağlı insanlar. Onların kimliğinden veya kökeninden dolayı şüphe duymak için hiçbir nedenim yok. Çünkü bir insanın bu ülkeye bağlılığını belirleyen şey etnik kökeni değil, kendi düşünceleri ve davranışlarıdır.

Ancak bir sosyal medya paylaşımında elinde roketatar bulunan bir PKK mensubunun silüeti kullanılıyor ve bunun üzerine “Konya Ket” ifadesi yazılıyorsa, burada açıklanması gereken bir mesele vardır.

Söz konusu görselin 13 Mayıs 2016'da Çukurca'da bir askerî helikopterin düşürülmesiyle ilişkilendirilen bir PKK mensubuna gönderme yaptığı düşündürüyor. O saldırıyla ilgili  verilen şehitler ve olayın ayrıntıları da dikkate alındığında, böyle bir görselin neden kullanıldığı sorusu önem kazanıyor.

Elbette bir görselin amacı, bağlamı ve kaynağı doğrulanmadan kesin hükme varmak doğru değildir. Ancak iddia edilen bağlantı doğruysa, bunun sıradan bir futbol rekabeti paylaşımı olarak görülmesi de kolay değildir.

Peki, görselin yanındaki diğer ifadeler ne anlama geliyor?

“Konya Ket” ifadesinin “Konya düştü” anlamında kullanıldığı, “Set xweş” ifadesinin ise Kürtçede keyifli vakit geçirme anlamına geldiğini öğrendik. Eğer bu ifadeler, silahlı bir örgüt mensubunun görseliyle birlikte ve belirli bir hedefe gönderme yapmak amacıyla kullanılmadıysa, bunun da açıklanması gerekir. Son cümle ise Türkçe Siz anladınız. Neyi Anladık? Hepsi bir araya gelince benim aklıma sadece çukurca geliyor!

Benim sorum basit: Bu paylaşımın başka bir açıklaması var mı? Varsa nedir?

Bu soruyu sormak, bir etnik kimliği suçlamak anlamına gelmez. Fakat hiçbir paylaşımın, yalnızca kimin tarafından yapıldığına bakılarak sorgulanamaz hâle getirilmesi de doğru değildir.

Biz spor yazarlarıyız. Futbolu konuşmak, maçları değerlendirmek ve gördüklerimizi okuyucularımıza aktarmak görevimiz. Fakat futbolun ötesine geçen olaylar yaşandığında bunları görmezden gelmek de gazetecilik anlayışımızla bağdaşmaz.

Ben önce Konyalıyım; bu ülkenin huzurunu ve geleceğini önemseyen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ancak aynı ülkenin vatandaşı olan başka insanları da kimlikleri üzerinden yargılamam. Benim itirazım, terörün meşrulaştırılmasına, şiddetin normalleştirilmesine ve aynı davranışlara farklı ölçüler uygulanmasına.

Bir tarafta terörün sona ermesini ve insanların huzur içinde yaşamasını isteyenler, diğer tarafta terör örgütlerine sempati duyulduğu izlenimini veren söylem ve davranışlar varsa bunların açıkça konuşulması gerekir. Fakat bu tartışma, bütün bir şehri veya halkı suçlayan bir dile dönüşmemelidir.

Geçmişte Diyarbakır'da yaşanan olaylar, Bursaspor taraftarlarının karşılaştığı durumlar, 1922 Konyaspor hatta Endüstrispor çevresinde yaşanan tartışmalar ya da kaleci Hakan'a yönelik maytaplı saldırı üzerinden de  bu yazıya başlayabilirdim.  Ancak bunların her biri ayrı ayrı ele alınmalı,    tüm samimi duygularımla  yazacaktım.

Aslında istediğim, geçmişte yaşananların üzerine bir sünger çekebilmek ve daha sağlıklı bir gelecek için ortak bir zemin bulabilmekti. Fakat bunun için çabanın tek taraflı olmaması gerekir. Karşılıklı saygı, samimiyet ve aynı ölçüleri uygulama iradesi şarttır.

Maçın İçinde Ne mi Oldu?

Sahada iki takım da birbirine üstünlük kurmakta zorlandı. Mücadele, 90 dakika boyunca büyük ölçüde birbirini kilitleyen iki takımın oyunu şeklinde geçti. 86. dakikada Masuaku ve Jevtovic'in bireysel hatalarıyla gelen gol sonucunda mağlup olduk.

Ne Konyaspor belirgin bir üstünlük kurabildi ne de rakibi oyunu baştan sona domine etti. Harcanan emeğin karşılığını alamadığımız, futbol adına çok fazla şey söylemenin zor olduğu bir 90 dakika izledik.

Bir de Türkiye'de kurtarış yüzdesi bakımından üst sıralarda olduğu belirtilen, ancak A Millî Takım'ın dört kalecisi arasında yer alamayan Bahadır meselesi var. Bu konu da ayrıca değerlendirmeyi hak ediyor. Ancak bu hafta, yaşananların ardından yalnızca futbol konuşmanın yeterli olmadığını düşünüyorum.

Deplasmandan Geriye Kalan

Deplasman tribününde bulunan bazı taraftarların kendilerini Türkiye'de değil, başka bir ülkedeymiş gibi hissettiklerini ifade etmeleri, üzerinde durulması gereken bir durumdur. Bir taraftarın böyle hissetmesi tek başına bütün şehrin veya camianın suçlu olduğunu göstermez. Ancak bu duygunun hangi olaylardan kaynaklandığı da araştırılmalıdır.

Öte yandan Konyasporlu yöneticilerin, futbolcuların, teknik heyetin ve gazetecilerin herhangi bir sorun yaşamadığı belirtiliyor. Eğer durum gerçekten böyleyse bunu da olumlu bir gelişme olarak kaydetmek gerekir.

Ne soyunma odalarına mazot döktüler ne de yabancı madde attılar. Geçmişte yaşanan bu tür olaylar, deplasman deneyimlerinin neden farklı algılandığını anlamak açısından önemlidir. Taraftarların gözünden bakıldığında yaşananlarla yöneticilerin, futbolcuların ve teknik heyetin deneyimleri birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle oradaki farkın yalnızca mesafeden ibaret olmadığını belirtmek isterim. 

Yöneticilerin ve futbolcuların deneyimiyle taraftarların deneyimi aynı olmayabilir. Bir grubun sorun yaşamaması, başka bir grubun yaşadığı rahatsızlığı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle olayları tek bir pencereden değerlendirmek yerine farklı tarafları dinlemek gerekir.

 Dolayısıyla burada sözünü ettiğim fark, yalnızca bakış açısı değil, misafir tribünü ile basın tribünü arasındaki fiziksel mesafeden ziyade yaşanmışlıklardır.

Umarım Diyarbakır'ın takımını, taraftarlarını ve camiasını bazı konularda yanlış anlamışımdır. Umarım yaşananlar, birkaç kişinin davranışından ibarettir ve bu ülkeye bağlı, barış içinde yaşamak isteyen insanların ortak iradesi her türlü ayrışmanın önüne geçer. Çünkü benim istediğim, bir şehri diğerine karşı kışkırtmak değil. Bir kimliği diğerinden üstün görmek hiç değil. Benim istediğim, hangi takımın formasını giyerse giysin, hangi etnik kökenden gelirse gelsin herkesin aynı saygıyı göstermesi ve aynı ölçülerle bu ülkeye ve değerlerine sahip çıkmasıdır. 

Futbol rekabeti sahada kalmalı. Siyasi görüşler ve kimlikler üzerinden yürütülen tartışmalar, insanları birbirine düşman etmemeli. Terörün ve şiddetin karşısında durmak kadar, masum insanları topluca suçlamamak da önemlidir.

Bizim ortak bir ülkemiz, ortak bir geleceğimiz var. Bu geleceği korumak için birbirimizi suçlamaktan önce birbirimizi anlamayı; susmaktan önce konuşmayı, önyargılardan önce gerçekleri tercih etmeliyiz.

Günün sözü: “Bir ülkeyi güçlü kılan, herkesin birbirine benzemesi değil; mağdur edebiyatı yapmadan, algı oluşturmadan, farklılıklarına rağmen aynı adaletin, aynı saygının ve aynı vicdanın etrafında buluşabilmesidir.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız